<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Turkish Network Times</title>
        <link>https://www.turkishnetworktimes.com/</link>
        <description>Turkish Network Times ile Türkiye ve dünyadan en güncel haberler, son dakika gelişmeleri, analizler ve özel röportajları keşfedin.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>”Dijital Obezite” uyarısı! Fazla içerik tüketimi beyni yoruyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/dijital-obezite-uyarisi-fazla-icerik-tuketimi-beyni-yoruyor-12586</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/dijital-obezite-uyarisi-fazla-icerik-tuketimi-beyni-yoruyor-12586</guid>
                <description><![CDATA[Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve kısa video içerikleri günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelirken uzmanlar ”dijital obezite” konusunda uyarıyor. İhtiyaçtan fazla dijital içerik tüketimi zamanla dikkat, hafıza ve ödül sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve kısa video içerikleri günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelirken uzmanlar "dijital obezite" konusunda uyarıyor. İhtiyaçtan fazla dijital içerik tüketimi zamanla dikkat, hafıza ve ödül sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturuyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Yüksek Lisans Programı Dr. Öğr. Üyesi Özgün Arda Kuş, son yıllarda giderek yaygınlaşan "dijital obezite" kavramına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Dijital obeziteyi, kişinin ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla dijital içerik tüketmesi ve bunun günlük yaşamını olumsuz etkilemeye başlaması olarak tanımlayan Kuş, sosyal medya akışında uzun süre vakit geçirilmesi, kısa videolar arasında zamanın fark edilmeden harcanması ve gereksiz bilgi tüketiminin bu durumun en yaygın örnekleri olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>"HER DİJİTAL OBEZİTE BAĞIMLILIK DEĞİLDİR"</strong></p>

<p>Dijital obezite ile dijital bağımlılığın aynı kavramlar olmadığını vurgulayan Kuş, dijital bağımlılıkta kişinin ekran kullanımını kontrol edemediğini ve dijital ortamdan uzak kaldığında kaygı yaşadığını belirtti. Ancak dijital obezitenin de uzun vadede dikkat dağınıklığı, zihinsel yorgunluk, verim kaybı ve sosyal hayattan uzaklaşma gibi sorunlara yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>"ÇOK ŞEY GÖRÜYORUZ AMA AZINI HATIRLIYORUZ"</strong></p>

<p>Sürekli dijital içerik tüketiminin beynin dikkat, hafıza ve ödül sistemini etkilediğini dile getiren Kuş, özellikle kısa video içeriklerinin odaklanma süresini azalttığını söyledi. Yoğun bilgi akışının hafızayı da olumsuz etkilediğini belirten Kuş, insanların çok fazla içerik görmelerine rağmen bunların çok azını hatırlayabildiğine dikkat çekti.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/17/1784278968-zg-n-arda-ku-1-002-1784292694-180-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Dijital obezitenin en yaygın belirtileri arasında sürekli telefonu kontrol etme ihtiyacı, ekran başında planlanandan daha fazla zaman geçirme, uyku düzensizliği ve gerçek yaşam aktivitelerinden uzaklaşmanın yer aldığını kaydeden Kuş, çocuklar, ergenler ve genç yetişkinlerin bu konuda daha büyük risk altında olduğunu söyledi. Dijital tüketimin dengelenebilmesi için ekran süresinin takip edilmesi gerektiğini belirten Kuş, bildirimlerin azaltılması, belirli saatlerin "ekransız zaman" olarak planlanması ve sosyal medyanın bilinçli kullanılması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Ailelere de önemli görevler düştüğünü vurgulayan Kuş, çocukların söylenenden çok gördüklerini örnek aldığını belirterek, ebeveynlerin ekran kullanımı konusunda rol model olması gerektiğini söyledi. Çocukların spor, sanat ve sosyal etkinliklere yönlendirilmesinin dijital yaşam ile gerçek yaşam arasında sağlıklı denge kurulmasına katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/dijital-obezite-uyarisi-fazla-icerik-tuketimi-beyni-yoruyor-1784293204.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zayıflama iğnelerinin bilimsel gerçekleri... Mucize değil, ciddi bir tıbbi tedavidir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/zayiflama-ignelerinin-bilimsel-gercekleri-mucize-degil-ciddi-bir-tibbi-tedavidir-12527</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/zayiflama-ignelerinin-bilimsel-gercekleri-mucize-degil-ciddi-bir-tibbi-tedavidir-12527</guid>
                <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, son dönemde yaygınlaşan zayıflama iğnelerinin yalnızca hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini belirterek, ”Komşum kullandı, ben de kullanayım anlayışı ciddi sağlık risklerine yol açabilir.” uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, son dönemde yaygınlaşan zayıflama iğnelerinin yalnızca hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini belirterek, "Komşum kullandı, ben de kullanayım anlayışı ciddi sağlık risklerine yol açabilir." uyarısında bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Son yıllarda obezite tedavisinde sıkça kullanılan zayıflama iğneleri, sosyal medyanın da etkisiyle giderek daha fazla ilgi görüyor. Ancak uzmanlar, bu ilaçların bilinçsiz kullanımının ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği konusunda uyarıyor.</p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, zayıflama iğnelerinin obezite tedavisinde önemli bir seçenek olduğunu ancak bir "mucize çözüm" olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Poliklinikte en sık karşılaştığı sorulardan birinin "Hocam, ben de zayıflama iğnesine başlayabilir miyim?" olduğunu belirten Medetalibeyoğlu, bu tedavinin yalnızca uygun hastalarda, hekim gözetiminde uygulanması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>"KOZMETİK AMAÇLI KULLANILMAMALI"</strong></p>

<p>Doç. Dr. Medetalibeyoğlu, zayıflama iğnelerinin düğün öncesi birkaç kilo vermek isteyen sağlıklı bireyler için geliştirilmediğini belirterek, bu ilaçların Dünya Sağlık Örgütü'nün kronik hastalık olarak tanımladığı obezitenin tedavisinde kullanıldığını ifade etti.</p>

<p>Uzman isim, ilaçların yalnızca kilo vermeyi sağlamadığını, aynı zamanda kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ve eklem rahatsızlıkları gibi obeziteye bağlı sağlık sorunlarının riskini de önemli ölçüde azaltabildiğini söyledi. İlaçların midenin boşalmasını yavaşlattığını ve beyindeki iştah merkezine tokluk sinyali gönderdiğini belirten Medetalibeyoğlu, bu sayede porsiyon kontrolünün daha kolay sağlandığını ifade etti.</p>

<p><img height="642" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/17/1784184329-alpay-medetalibeyo-lu-1784257968-388-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>TEDAVİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANIYOR</strong></p>

<p>Obezitenin kronik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu, tedavi süresinin hastanın durumuna göre aylar hatta yıllar sürebileceğini belirterek, dozun düşük seviyeden başlanıp kademeli olarak artırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>İlaç kullanımı sırasında kalıcı beslenme alışkanlıkları kazanılmadığı takdirde verilen kiloların geri alınma riskinin yüksek olduğunu vurgulayan Medetalibeyoğlu, "Bu tedavi, yeni bir yaşam tarzı oluşturmanız için fırsat sunuyor." dedi.</p>

<p>Tedavinin en sık görülen yan etkilerinin bulantı, kusma, ishal, kabızlık ve mide krampları gibi sindirim sistemi şikayetleri olduğunu belirten uzman, bu etkilerin çoğunlukla tedavinin ilk dönemlerinde veya doz artırımı sırasında ortaya çıktığını ve zamanla azaldığını kaydetti.</p>

<p><strong>"KULAKTAN DOLMA BİLGİLERLE KULLANILMAMALI"</strong></p>

<p>Pankreatit öyküsü bulunanlar, safra kesesi taşı olanlar veya ailesinde medüller tiroid kanseri öyküsü bulunan kişilerde bu ilaçların risk oluşturabileceğini belirten Medetalibeyoğlu, sosyal medya ya da çevre tavsiyesiyle tedaviye başlanmaması gerektiğini söyledi. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkat çeken Medetalibeyoğlu, zayıflama iğnelerinin mutlaka uzman hekim kontrolünde, düzenli takiplerle kullanılması gerektiğini vurguladı. "Başarının anahtarı yalnızca ilaçta değil, hastanın tedaviye uyumunda ve yaşam tarzı değişikliğinde yatıyor." ifadelerini kullandı.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/zayiflama-ignelerinin-bilimsel-gercekleri-mucize-degil-ciddi-bir-tibbi-tedavidir-1784273411.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmandan otizm uyarısı: Eğitim yaşam kalitesini belirliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmandan-otizm-uyarisi-egitim-yasam-kalitesini-belirliyor-12454</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmandan-otizm-uyarisi-egitim-yasam-kalitesini-belirliyor-12454</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu’nda erken tanı ve bilimsel temelli eğitimin büyük önem taşıdğunu belirterek, ailelerin ilk belirtileri fark ettiklerinde vakit kaybetmeden uzmana başvurmaları gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu'nda erken tanı ve bilimsel temelli eğitimin büyük önem taşıdğunu belirterek, ailelerin ilk belirtileri fark ettiklerinde vakit kaybetmeden uzmana başvurmaları gerektiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu'nun (OSB) nedenleri, erken belirtileri ve tedavi sürecine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Otizmin sosyal iletişim becerilerinde farklılıklar ile sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten Luş, belirtilerin her bireyde farklı düzeylerde görülebileceğini ifade etti.</p>

<p>Bilimsel çalışmaların otizmin ortaya çıkmasında en önemli etkenin genetik yatkınlık olduğunu gösterdiğini vurgulayan Luş, ileri anne ve baba yaşının da risk faktörleri arasında değerlendirildiğini söyledi. Aşıların veya ebeveyn ilgisizliğinin otizme neden olduğuna ilişkin iddiaların ise bilimsel olarak geçerliliğinin bulunmadığını kaydetti.</p>

<p><strong>İLK BELİRTİLER BEBEKLİK DÖNEMİNDE GÖRÜLEBİLİYOR</strong></p>

<p>Otizmin ilk belirtilerinin çoğunlukla yaşamın ilk yıllarında ortaya çıktığını belirten Luş, isme tepki vermeme, göz teması kurmama, gülümsemeye karşılık vermeme, bakım verenle iletişim kurmakta isteksizlik ve "ce-ee" gibi karşılıklı oyunlara ilgi göstermemenin önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığını söyledi.</p>

<p>Dil gelişimindeki gecikmelerin de dikkatle takip edilmesi gerektiğini ifade eden Luş, bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması ve iki yaşında iki kelimelik cümlelerin kurulamamasının uzman değerlendirmesi gerektirdiğini belirtti.</p>

<p>Otizm ile zekâ arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını vurgulayan Luş, otizmli bireylerin bilişsel özelliklerinin farklılık gösterebildiğini ifade etti. Bazı bireylerin üstün bilişsel becerilere sahip olabileceğini, bazılarında ise zihinsel gelişim geriliğinin tabloya eşlik edebileceğini belirten Luş, her bireyin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>TANI KLİNİK DEĞERLENDİRMEYLE KONULUYOR</strong></p>

<p>Genetik testlerin bazı durumlarda uygulanabildiğini ancak tek başına otizm tanısı koydurmadığını dile getiren Luş, otizmin Down sendromunda olduğu gibi belirli bir gen üzerinden teşhis edilen bir hastalık olmadığını, tanının çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarının ayrıntılı klinik değerlendirmesiyle konulduğunu ifade etti.</p>

<p>Bilimsel olarak etkinliği kanıtlanan temel yaklaşım eğitim</p>

<p>Otizm tedavisinde bilimsel etkinliği kanıtlanmış en önemli yöntemin eğitim olduğunu belirten Luş, erken tanı alan ve bireysel ihtiyaçlarına uygun, düzenli eğitim programlarına katılan çocukların sosyal iletişim ve bağımsız yaşam becerilerinde önemli gelişmeler gösterebildiğini söyledi.</p>

<p>Otizm şüphesi oluştuğunda ailelerin vakit kaybetmeden uzman desteği alması gerektiğini vurgulayan Luş, doğru tanı, bireyselleştirilmiş eğitim programı ve aileye yönelik rehberlik hizmetlerinin sürecin en önemli basamakları olduğunu belirtti. Erken tanının hem tedavi başarısını hem de bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığına dikkat çekti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 14:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/uzmandan-otizm-uyarisi-egitim-yasam-kalitesini-belirliyor-1784203212.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan hepatit uyarısı... Sessiz ilerleyebiliyor, erken tanı hayat kurtarıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmanlardan-hepatit-uyarisi-sessiz-ilerleyebiliyor-erken-tani-hayat-kurtariyor-12429</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmanlardan-hepatit-uyarisi-sessiz-ilerleyebiliyor-erken-tani-hayat-kurtariyor-12429</guid>
                <description><![CDATA[28 Temmuz Dünya Hepatit Günü kapsamında uzmanlar, hepatitin yıllarca belirti vermeden ilerleyebileceğine dikkat çekti. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Çağraş, özellikle Hepatit B ve C’nin kronikleşme riski taşıdığını belirterek, aşılama, düzenli tarama ve erken tanının önemini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>28 Temmuz Dünya Hepatit Günü kapsamında uzmanlar, hepatitin yıllarca belirti vermeden ilerleyebileceğine dikkat çekti. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Çağraş, özellikle Hepatit B ve C'nin kronikleşme riski taşıdığını belirterek, aşılama, düzenli tarama ve erken tanının önemini vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Karaciğer sağlığını tehdit eden önemli hastalıklardan biri olan hepatit, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkiliyor.</p>

<p>28 Temmuz Dünya Hepatit Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan uzmanlarından İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Çağraş, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini ve erken tanının ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşıdığını söyledi. Hepatitin en sık nedeninin virüsler olduğunu belirten Dr. Çağraş, bazı ilaçlar, aşırı alkol tüketimi, toksik maddeler ve otoimmün hastalıkların da karaciğerde iltihaba yol açabileceğini ifade etti. Karaciğerin besinlerin işlenmesi, zararlı maddelerin temizlenmesi, enerji depolanması ve hayati proteinlerin üretimi gibi kritik görevleri bulunduğunu hatırlatan Çağraş, karaciğerde oluşan iltihabın tüm vücudu etkileyebileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>HEPATİT B VE C KRONİKLEŞME RİSKİ TAŞIYOR</strong></p>

<p>Hepatit türleri arasındaki farklara dikkat çeken Dr. Çağraş, Hepatit A'nın genellikle kirli su ve gıdalar yoluyla bulaştığını, çoğunlukla tamamen iyileştiğini ve kronikleşmediğini belirtti. Hepatit B'nin kan, cinsel temas ve doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabildiğini aktaran Çağraş, bu türün uzun yıllar fark edilmeden ilerleyerek siroz ve karaciğer kanserine neden olabileceğini söyledi. Hepatit C'nin ise çoğunlukla kan yoluyla bulaştığını ve günümüzde geliştirilen tedavilerle büyük oranda tamamen iyileştirilebildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>AŞI VE HİJYEN KORUNMADA BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR</strong></p>

<p>Hepatit A ve Hepatit B'ye karşı aşının en etkili korunma yöntemlerinden biri olduğunu vurgulayan Dr. Çağraş, kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi, steril olmayan tıbbi ve kozmetik işlemlerden kaçınılması, kişisel eşyaların paylaşılmaması ve güvenilir sağlık kuruluşlarının tercih edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Risk grubunda bulunan sağlık çalışanları, diyaliz hastaları ve sık kan ürünü alan kişilerin düzenli takip edilmesinin önemine de dikkat çekildi.</p>

<p>Hepatitin bazen hiçbir belirti göstermeden ilerleyebileceğini söyleyen Dr. Çağraş, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, karın sağ üst bölümünde ağrı, ateş, kas ve eklem ağrıları, ciltte ve göz aklarında sararma, koyu renkli idrar ve açık renkli dışkının sık görülen belirtiler arasında yer aldığını belirtti. Uzmanlar, özellikle sarılık, koyu renkli idrar veya uzun süren halsizlik şikâyetleri bulunan kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p><strong>DÜNYADA 300 MİLYONDAN FAZLA KİŞİ KRONİK HEPATİTLE YAŞIYOR</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 254 milyon kişinin kronik Hepatit B, yaklaşık 50 milyon kişinin ise kronik Hepatit C enfeksiyonuyla yaşadığını belirten Dr. Çağraş, viral hepatitlerin her yıl yaklaşık 1,3 milyon kişinin siroz ve karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmesine neden olduğunu söyledi.</p>

<p>Türkiye'de çocukluk çağı Hepatit B aşılama programları sayesinde hastalık görülme sıklığında önemli azalma sağlandığını belirten Çağraş, erişkinlerde kronik Hepatit B taşıyıcılığının halen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade etti. Uzmanlar, viral hepatitlerle mücadelede erken tanı, aşılama ve düzenli sağlık kontrollerinin en önemli adımlar olduğunu vurgularken, risk grubundaki kişilerin Hepatit B ve Hepatit C taramalarını yaptırmaları çağrısında bulundu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 12:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/uzmanlardan-hepatit-uyarisi-sessiz-ilerleyebiliyor-erken-tani-hayat-kurtariyor-1784196007.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BTÜ’den kırık kemik tedavisine yeni nesil çözüm</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/btuden-kirik-kemik-tedavisine-yeni-nesil-cozum-12409</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/btuden-kirik-kemik-tedavisine-yeni-nesil-cozum-12409</guid>
                <description><![CDATA[Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), kemik kırıklarının tedavisinde kullanılabilecek yeni nesil kemik sabitleme plakası geliştirecek. Daha hafif, dayanıklı ve insan vücuduyla uyumlu olması hedeflenen malzeme, ortopedik tedavilere alternatif sunacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), kemik kırıklarının tedavisinde kullanılabilecek yeni nesil kemik sabitleme plakası geliştirecek. Daha hafif, dayanıklı ve insan vücuduyla uyumlu olması hedeflenen malzeme, ortopedik tedavilere alternatif sunacak.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), sağlık teknolojileri alanındaki bilimsel çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından yürütülen A3 Doktora Öğrencilerine Yönelik Destek Programı kapsamında, BTÜ doktora öğrencisi Elif Pesen’in yürütücülüğünü üstlendiği "Hidroksiapatit Katkılı Hibrit Kompozit Tabanlı Yeni Nesil Kemik Sabitleme Plakası Tasarımı" başlıklı proje desteklenmeye hak kazandı.</p>

<p>Projenin danışmanlığını ise BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cihan Kaboğlu üstleniyor. Proje kapsamında, kemik kırıklarının tedavisinde kullanılan metal plakalara alternatif olabilecek yeni nesil bir kemik sabitleme plakası geliştirilecek.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/16/6j5a5015-1600x1067-1784187667-521-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bugün kullanılan metal plakalar kemiği sabitlemede başarılı olsa da zaman zaman kemikle tam uyum sağlayamadığı için iyileşme sürecini olumsuz etkileyebiliyor ve bazı hastalarda ikinci bir ameliyat ihtiyacına neden olabiliyor. Daha hafif, kemikle uyumlu ve dayanıklı olması hedeflenen bu yeni plaka, kemik yapısını destekleyen özel katkı maddeleri ile karbon, bazalt ve doğal keten liflerinin bir araya getirildiği yenilikçi bir malzemeden üretilecek. Bu sayede geliştirilecek plakanın hem sağlam hem de çevre dostu ve insan vücuduyla daha uyumlu olması amaçlanıyor.</p>

<p>Araştırmada farklı malzemeler bir arada kullanılarak, kemiğin doğal yapısına daha yakın özellikler taşıyan yeni bir kemik plağı tasarlanacak. Böylece hem hastaların tedavi sürecine katkı sağlayacak hem de ortopedik implant teknolojilerine yenilikçi bir çözüm sunabilecek bir ürün ortaya çıkarılması amaçlanıyor.</p>

<p><strong>SAĞLIK TEKNOLOJİLERİNE KATKI </strong></p>

<p>Projenin tamamlanmasıyla birlikte biyomalzemeler, kompozit malzemeler, ortopedik implant tasarımı ve sağlık teknolojileri alanlarında önemli bilimsel çıktılar elde edilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Geliştirilecek yeni nesil kemik sabitleme plakalarının, gelecekte ortopedik tedavilerde kullanılabilecek yenilikçi çözümlere katkı sunması ve sağlık teknolojilerinin gelişimine destek sağlaması bekleniyor. Proje sonunda geliştirilecek malzemenin, hastaların iyileşme sürecini destekleyen, daha hafif ve uzun ömürlü bir alternatif olarak sağlık alanında kullanıma katkı sağlaması hedefleniyor.</p>

<p><img class="" height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/16/6j5a5017-1600x1067-1784187700-563-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, üniversitede sağlık teknolojileri alanında yürütülen araştırmaların her geçen gün daha da güçlendiğini belirterek, "Üniversitemizde geliştirilen her bilimsel çalışma, toplumun, ülkenin, şehrin ya da sektörlerin ihtiyaçlarına çözüm üretme hedefi taşıyor. TÜSEB tarafından desteklenen bu proje de kemik kırıklarının tedavisinde kullanılabilecek yenilikçi malzemelerin geliştirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Araştırmacımızı ve danışman akademisyenimizi tebrik ediyor, projelerinin başarılı sonuçlara ulaşmasını diliyorum. BTÜ olarak sağlık, mühendislik ve malzeme teknolojileri alanlarında katma değer üreten araştırmaları desteklemeye devam edeceğiz" dedi.</p>

<p></p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/btuden-kirik-kemik-tedavisine-yeni-nesil-cozum-1784188810.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir Büyükşehir’den işitme cihazı desteği</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmir-buyuksehirden-isitme-cihazi-destegi-12396</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmir-buyuksehirden-isitme-cihazi-destegi-12396</guid>
                <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir’de işitme kaybı bulunan ihtiyaç sahibi vatandaşların günlük yaşamlarını kolaylaştırmak ve toplumsal yaşama daha etkin katılımlarını desteklemek amacıyla işitme cihazı desteği sağlayacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir'de işitme kaybı bulunan ihtiyaç sahibi vatandaşların günlük yaşamlarını kolaylaştırmak ve toplumsal yaşama daha etkin katılımlarını desteklemek amacıyla işitme cihazı desteği sağlayacak.</p><p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>İzmir'de yaşayan işitme engelli yurttaşlara İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işitme cihazı desteği sağlanacak. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü'nün yürüteceği çalışma kapsamında, başvurusu uygun bulunan vatandaşlara işitme kaybının derecesi ve kişisel ihtiyaçları doğrultusunda işitme cihazı verilecek.</p>

<p>İşitme cihazı desteğine ilişkin ayrıntılı bilgi ve başvuru işlemleri için 0232 293 19 21 veya 0232 293 91 80 numaralı telefonlardan iletişime geçilebiliyor.</p>

<p>Başvurusu uygun görülen vatandaşların kulak ölçümleri, idarenin yönlendireceği uygulama merkezlerinde gerçekleştirilecek; işitme cihazları, sağlık raporunda yer alan teknik veriler ve ölçüm sonuçları esas alınarak kişiye özel hazırlanıp programlanacak. Cihaz teslimi sırasında vatandaşlara ve yakınlarına cihazın kullanımı, pil değişimi, temizliği ve muhafaza koşulları hakkında ücretsiz bilgilendirme de yapılacak.</p>

<p><img class="" height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/16/16-07-2026-e92b5972-87d2-4505-8816-e3859cfd6d47-1784184035-162-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Teknik şartname kapsamında temin edilecek cihazların hafif, orta, ileri ve çok ileri derece işitme kayıplarına uygun, dijital olarak programlanabilen ve kullanıcı ihtiyaçlarına göre ayarlanabilen özelliklere sahip olması öngörülüyor.</p>

<p><strong>BAŞVURU ŞARTLARI</strong></p>

<p>Başvuru için başvuru dilekçesi, kimlik fotokopisi, işitme kaybının derecesini ve işitme cihazı kullanımının uygun olduğunu gösteren engelli sağlık kurulu raporu veya devlet hastanesinden alınmış sağlık raporu, idare tarafından e-belediye sistemi üzerinden temin edilecek taşınır ve taşınmaz mal varlığı ile ikametgâh bilgilerini içeren sorgu sonucu belgeleri gerekiyor. Başvurular, ibraz edilen belgeler ve yapılacak değerlendirmeler sonucunda karara bağlanacak. Hak sahipleri, söz konusu destekten beş yılda bir faydalanabilecek.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/izmir-buyuksehirden-isitme-cihazi-destegi-1784185209.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dişte çürüğün en büyük nedeni şekerin miktarı değil, tüketim sıklığı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-sikligi-12352</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-sikligi-12352</guid>
                <description><![CDATA[Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, yapışkan ve şekerli gıdaların diş yüzeyinde uzun süre kalarak çürük riskini artırdığını belirterek, asitli içeceklerle birlikte tüketimin diş minesine ciddi zarar verdiğini söyledi. Yıldırım, şekerli gıdaların ardından diş fırçalamak için en az 30-60 dakika beklenmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, yapışkan ve şekerli gıdaların diş yüzeyinde uzun süre kalarak çürük riskini artırdığını belirterek, asitli içeceklerle birlikte tüketimin diş minesine ciddi zarar verdiğini söyledi. Yıldırım, şekerli gıdaların ardından diş fırçalamak için en az 30-60 dakika beklenmesi gerektiğini vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, şekerli ve asitli gıdaların diş sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Yapışkan şekerlemeler, karamel, lokum ve kuru meyveler gibi gıdaların diş yüzeyine tutunarak uzun süre temizlenemediğini belirten Yıldırım, bu durumun ağızdaki bakterilerin şekeri fermente etmesine ve çürük oluşumunu başlatan asitlerin ortaya çıkmasına neden olduğunu söyledi.</p>

<p>Diş minesinin büyük bölümünün kalsiyum ve fosfat minerallerinden oluştuğunu ifade eden Yıldırım, ağız ortamındaki pH'ın 5,5'in altına düşmesiyle birlikte diş minesindeki minerallerin çözünmeye başladığını belirtti. Bu sürecin "demineralizasyon" olarak adlandırıldığını kaydeden Yıldırım, başlangıçta beyaz lekelerle kendini gösteren bu hasarın ilerlemesi halinde kalıcı diş çürüklerine dönüştüğünü dile getirdi.</p>

<p><img height="421" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/01/01/1767191863-rabia-y-ld-r-m-1767261571-307-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ŞEKERİN MİKTARINDAN ÇOK TÜKETİM SIKLIĞI ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Diş çürüğü açısından en önemli risk faktörünün gün içinde sık sık şeker tüketmek olduğuna dikkat çeken Öğretim Üyesi Dr. Rabia Yıldırım, aynı miktardaki şekerin tek seferde tüketilmesi ile gün boyu küçük porsiyonlar halinde tüketilmesi arasında önemli fark bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Sık şeker tüketiminde ağız pH'ının sürekli düşük kaldığını ve tükürüğün diş minesini onarması için yeterli zaman bulamadığını belirten Yıldırım, bu durumun çürük riskini önemli ölçüde artırdığını ifade etti.</p>

<p>Diş minesindeki mineral kaybının erken dönemde geri döndürülebileceğini belirten Yıldırım, asit atağı sona erdiğinde tükürüğün içerdiği kalsiyum, fosfat ve florür sayesinde diş minesinin yeniden güçlenebildiğini söyledi. Ancak sık şeker tüketimi ve yetersiz ağız bakımının bu doğal onarım mekanizmasını engellediğini, bunun sonucunda geri dönüşü olmayan çürüklerin oluştuğunu kaydetti.</p>

<p><strong>ASİT VE ŞEKER BİRLİKTE DAHA BÜYÜK TEHDİT OLUŞTURUYOR</strong></p>

<p>Asitli ve şekerli gıdaların birlikte tüketilmesinin diş minesine iki yönlü zarar verdiğini vurgulayan Yıldırım, asidin mineyi doğrudan zayıflattığını, şekerin ise bakteriler tarafından parçalanarak ilave asit oluşumuna neden olduğunu söyledi.</p>

<p>Kola, gazoz, enerji içecekleri, aromalı soğuk çaylar ve şekerli meyve sularının çürük riskini artıran içecekler arasında yer aldığını belirten Yıldırım, diyet veya şekersiz olarak satılan gazlı içeceklerin de asit içerikleri nedeniyle diş minesine zarar verebildiğine dikkat çekti.</p>

<p>Şekerli veya asitli yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ardından dişlerin hemen fırçalanmaması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, bu dönemde diş minesinin geçici olarak zayıfladığını ve fırçalamanın mine kaybını artırabileceğini söyledi. Yıldırım, en doğru yaklaşımın ağzı suyla çalkalamak, şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını artırmak ve dişleri fırçalamadan önce yaklaşık 30 ila 60 dakika beklemek olduğunu belirtti. Tatlı olmayan her gıdanın diş dostu olmadığını da hatırlatan Yıldırım, cips, kraker, bisküvi, beyaz ekmek ve lavaş gibi nişasta bakımından zengin gıdaların da ağızda şekere dönüşerek çürük riskini artırabildiğini sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-sikligi-1784124011.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belediyeden kan bağışı kampanyası</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/belediyeden-kan-bagisi-kampanyasi-12314</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/belediyeden-kan-bagisi-kampanyasi-12314</guid>
                <description><![CDATA[Adana Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı ile Türk Kızılay iş birliğinde düzenlenen Kan ve Kök Hücre Bağışı Kampanyası, Adana Büyükşehir Belediyesi personelinin gönüllü katılımıyla gerçekleştirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı ile Türk Kızılay iş birliğinde düzenlenen Kan ve Kök Hücre Bağışı Kampanyası, Adana Büyükşehir Belediyesi personelinin gönüllü katılımıyla gerçekleştirildi.</p><p>ADANA (İGFA) - Adana Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Her bağış; ameliyat bekleyen bir hastaya, tedavi gören bir çocuğa ya da acil müdahale gereken bir kazazedeye umut olabilir . Hastaların ihtiyaç duyduğu kan, yalnızca gönüllü bağışçılar tarafından karşılanmaktadır. Kök hücre bağışı ise lösemi başta olmak üzere kan hastalıklarıyla mücadele eden birçok hasta için tedavi umudu oluşturmaktadır. Uygun donör eşleşmesi sağlandığında kök hücre bağışı, hastaların yaşamına yeniden umut olabilmektedir.</p>

<p style="text-align: justify;">Kan ve kök hücre bağışı konusunda toplumsal farkındalığın artırılması, gönüllü bağışçı sayısının çoğalmasına ve daha fazla hastaya umut olunmasına katkı sağlamaktadır. Adana Büyükşehir Belediyesi’nin olarak, toplum sağlığını destekleyen çalışmalara katkı sunmaya ve gönüllü bağışçılık bilincinin yaygınlaşmasına yönelik faaliyetleri devam edecek." denildi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/belediyeden-kan-bagisi-kampanyasi-1784106021.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çikolata kistinde ameliyata alternatif yeni dönem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cikolata-kistinde-ameliyata-alternatif-yeni-donem-12224</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cikolata-kistinde-ameliyata-alternatif-yeni-donem-12224</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında ”çikolata kisti” olarak bilinen endometriozis kaynaklı kistlerin tedavisinde cerrahiye alternatif olarak öne çıkan Ethanol Skleroterapi yöntemi, uygun hastalarda yumurtalık dokusunu koruyarak gebelik şansını artırabiliyor. Ultrason eşliğinde uygulanan yöntem, hastaların aynı gün taburcu olmasına da imkân sağlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında "çikolata kisti" olarak bilinen endometriozis kaynaklı kistlerin tedavisinde cerrahiye alternatif olarak öne çıkan Ethanol Skleroterapi yöntemi, uygun hastalarda yumurtalık dokusunu koruyarak gebelik şansını artırabiliyor. Ultrason eşliğinde uygulanan yöntem, hastaların aynı gün taburcu olmasına da imkân sağlıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>- Teknoloji ve tıp alanındaki gelişmeler, kadın sağlığında önemli bir sorun olan endometriozis tedavisinde yeni seçenekleri gündeme getiriyor. Halk arasında "çikolata kisti" olarak bilinen endometriomaların tedavisinde, ameliyata alternatif olarak uygulanan Ethanol Skleroterapi yöntemi dikkat çekiyor.</p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek, bilimsel çalışmaların uygun hastalarda uygulanan bu yöntemin özellikle tüp bebek tedavisi sürecinde gebelik şansına olumlu katkı sağlayabileceğini gösterdiğini belirtti.</p>

<p>Endometriozisin, rahim içini döşeyen dokunun rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıktığını ifade eden Doç. Dr. Tülek, çikolata kistlerinin uzun yıllardır cerrahi yöntemlerle tedavi edildiğini ancak ameliyat sırasında sağlıklı yumurtalık dokusunun zarar görebilme ihtimali bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda yumurtalık rezervinin korunmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Tülek, "Doğru hastalarda uygulanan bu yöntem, yumurtalık dokusunu korumayı hedefleyen, ameliyatsız bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor." dedi.</p>

<p><strong>KESİ VE DİKİŞ OLMADAN UYGULANIYOR</strong></p>

<p>Ethanol Skleroterapi yönteminin ultrason eşliğinde gerçekleştirildiğini anlatan Doç. Dr. Tülek, işlem sırasında ince bir iğne yardımıyla kist içerisindeki sıvının boşaltıldığını, ardından özel oranda etil alkol uygulanarak kist duvarındaki hücrelerin etkisiz hale getirilmesinin amaçlandığını ifade etti. Yöntemin karında kesi ve dikiş gerektirmediğini belirten Tülek, hastaların işlemden birkaç saat sonra günlük yaşamlarına dönebildiğini kaydetti.</p>

<p>Daha önce ameliyat geçirmiş ancak kisti yeniden oluşmuş hastalarda da bu yöntemin alternatif oluşturabileceğini belirten Tülek, özellikle yumurtalık rezervi azalmış kadınlarda tekrar cerrahiye başvurmanın her zaman tercih edilmediğini söyledi.</p>

<p><strong>NÜKS ORANI CERRAHİYLE BENZER SEVİYEDE</strong></p>

<p>Bilimsel çalışmaların yöntemin güvenilirliğine ilişkin önemli veriler sunduğunu aktaran Tülek, "Çalışmalar, kistin yeniden oluşma riskinin yaklaşık yüzde 20 düzeyinde olduğunu ve bunun cerrahi tedaviyle benzer seviyelerde seyrettiğini gösteriyor." ifadelerini kullandı. Ancak yöntemin her hasta için uygun olmadığının altını çizen Tülek, kanser şüphesi bulunan kistlerde, aktif enfeksiyonu olan hastalarda veya yaygın endometriozis nedeniyle cerrahi gerektiren durumlarda uygulanamayacağını belirtti.</p>

<p>Uzmanlar, tedavi seçiminin hastanın yaşı, çocuk sahibi olma isteği, yumurtalık rezervi ve hastalığın durumuna göre kişiye özel olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/cikolata-kistinde-ameliyata-alternatif-yeni-donem-1784019608.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Birlik ve Dayanışma Sendikası’ndan ’e-Sevk’ tepkisi... MHRS kuyruğu hastane koridorlarına taşınacak!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/birlik-ve-dayanisma-sendikasindan-e-sevk-tepkisi-mhrs-kuyrugu-hastane-koridorlarina-tasinacak-12204</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/birlik-ve-dayanisma-sendikasindan-e-sevk-tepkisi-mhrs-kuyrugu-hastane-koridorlarina-tasinacak-12204</guid>
                <description><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, Sağlık Bakanlığı’nın hayata geçirdiği ”e-Sevk” uygulamasının sağlık sistemindeki yapısal sorunları çözmeyeceğini savundu. Mehlepçi, uygulamanın aile hekimlerini vatandaşla karşı karşıya bırakacağını ve sağlıkta şiddet riskini artıracağını öne sürdü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, Sağlık Bakanlığı'nın hayata geçirdiği "e-Sevk" uygulamasının sağlık sistemindeki yapısal sorunları çözmeyeceğini savundu. Mehlepçi, uygulamanın aile hekimlerini vatandaşla karşı karşıya bırakacağını ve sağlıkta şiddet riskini artıracağını öne sürdü.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, Sağlık Bakanlığı'nın kamuoyuna duyurduğu "e-Sevk" uygulamasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Mehlepçi, Merkezi Hekim Randevu Sistemi'nde (MHRS) yaşanan sorunlara kalıcı çözüm üretilmeden hayata geçirilen uygulamanın yeni sorunlara yol açacağını iddia etti.</p>

<p>Bakanlığın "Randevu olmasa da bakılacaksınız" açıklamasının mevcut sağlık altyapısıyla örtüşmediğini savunan Mehlepçi, uzman hekim sayısının artırılmadığını, yeni polikliniklerin açılmadığını ve muayene sürelerinin iyileştirilmediğini belirtti. Randevu bulunamayan polikliniklere randevusuz hasta yönlendirilmesinin çözüm olmadığını ifade eden Mehlepçi, "MHRS ekranındaki kuyruk hastane koridorlarına taşınmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Aile hekimlerinin yalnızca tıbbi gereklilik halinde sevk kararı verebileceğini vurgulayan Mehlepçi, "Sevk, vatandaşın talebiyle verilen bir işlem değildir. Hangi hastanın hangi branşa yönlendirileceğine tıp bilimi, klinik gereklilik ve hekimin mesleki değerlendirmesi karar verir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/14/dr-ahmet-mehlepci-1784009536-117-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Sağlık sistemindeki temel sorunların sevk mekanizmasından değil, yapısal eksikliklerden kaynaklandığını savunan Mehlepçi, kamudan ayrılan sağlık çalışanlarının yerine yeterli istihdam sağlanması, performans sisteminin gözden geçirilmesi ve muayene sürelerinin uzatılması gerektiğini söyledi. Acil servislere yılda 100 milyonu aşan başvurunun başarı göstergesi değil, sistemdeki sorunların yansıması olduğunu ileri sürdü.</p>

<p><strong>"RANDEVUSUZ HASTALARI HANGİ UZMAN HEKİM MUAYENE EDECEK?"</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı'na çeşitli sorular yönelten Mehlepçi, sevki tıbben gerekli görmeyen aile hekimlerinin oluşabilecek baskı ve şiddet olaylarından nasıl korunacağını, randevusuz hastaların hangi uzman hekimler tarafından ve hangi kapasiteyle değerlendirileceğinin açıklanmasını istedi. Uygulamanın hem aile sağlığı merkezlerinde hem de hastanelerde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet riskini artırabileceğini öne süren Mehlepçi, "Vatandaşa söz verip hekimi hedef tahtasına koymayın. Sağlık sistemindeki yapısal sorunların bedeli hekimlere ve sağlık çalışanlarına ödetilemez." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Genel Başkan Dr. Mehlepçi, sağlık hizmetlerinin halkla ilişkiler çalışmalarıyla değil, bilimsel veriler ve ortak akıl doğrultusunda planlanması gerektiğini savundu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/birlik-ve-dayanisma-sendikasindan-e-sevk-tepkisi-mhrs-kuyrugu-hastane-koridorlarina-tasinacak-1784014209.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz aylarının gizli astım tehlikeleri... Polen, klor, nem, mangal dumanına karşı dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yaz-aylarinin-gizli-astim-tehlikeleri-polen-klor-nem-mangal-dumanina-karsi-dikkat-12053</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yaz-aylarinin-gizli-astim-tehlikeleri-polen-klor-nem-mangal-dumanina-karsi-dikkat-12053</guid>
                <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, yaz aylarında astımlı çocuklarda şikâyetleri artırabilecek polen, klima kullanımı, nem, yoğun egzersiz, enfeksiyonlar ve kapalı havuz ortamlarına karşı aileleri uyardı. Düzenli tedavi ve çevresel önlemlerle çocukların sağlıklı bir yaz geçirebileceği belirtildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, yaz aylarında astımlı çocuklarda şikâyetleri artırabilecek polen, klima kullanımı, nem, yoğun egzersiz, enfeksiyonlar ve kapalı havuz ortamlarına karşı aileleri uyardı. Düzenli tedavi ve çevresel önlemlerle çocukların sağlıklı bir yaz geçirebileceği belirtildi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz aylarında artan sıcaklık, nem ve çevresel faktörler astımlı çocukların solunum yollarını olumsuz etkileyebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, ailelerin bu dönemde astımı tetikleyebilecek etkenlere karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Astımın kontrol altında tutulabilmesi için düzenli doktor takibinin ve tedaviye devam edilmesinin önemine dikkat çeken Dr. Bari, doktor önerisi olmadan ilaçların bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Astımlı çocukların yaz aylarında da rahatlatıcı ilaçlarını ve inhalerlerini yanlarında bulundurmaları gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>POLENLER ASTIMI TETİKLEYEBİLİYOR</strong></p>

<p>Yaz aylarında en önemli tetikleyicilerden birinin polenler olduğunu belirten Dr. Bari, özellikle alerjik astımı bulunan çocuklarda polenlerin solunum yollarında daralmaya, mukus artışına ve astım belirtilerine yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Polen yoğunluğunun fazla olduğu sabah erken saatlerde pencerelerin kapalı tutulması, dışarı çıkılması gerekiyorsa maske kullanılması ve araçlarda polen filtresi tercih edilmesi önerildi. Yaz sonunda çim biçme gibi faaliyetlerden de kaçınılması gerektiği belirtildi.</p>

<p><strong>YANLIŞ KLİMA KULLANIMI RİSKE YOL AÇABİLİR</strong></p>

<p>Klima kullanımının sıcak havalarda konfor sağladığını ancak yanlış kullanımın astımı tetikleyebileceğini ifade eden Dr. Bari, düzenli temizlenmeyen klima filtrelerinde biriken toz ve küflerin alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini söyledi. Klimanın ortamı aşırı soğutmaması gerektiğini belirten Bari, ideal sıcaklığın yaklaşık 22-24 derece arasında tutulmasını ve filtrelerin düzenli temizlenmesini önerdi.</p>

<p><strong>MANGAL DUMANI, KÜF VE NEMDEN UZAK DURUN</strong></p>

<p>Yaz aylarında tercih edilen piknik alanlarında bulunan mangal dumanı, egzoz gazları, nemli bölgelerdeki küf ve mantarların da astımı tetikleyebileceği uyarısı yapıldı.</p>

<p>Uzmanlar, astımlı çocukların sigara, mangal ve egzoz dumanından uzak tutulmasını, rutubetli ve güneş almayan alanlar yerine kuru ve hava akımı olan bölgelerin tercih edilmesini önerdi.</p>

<p><img height="610" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/12/1783664483-dr-mran-bar-1783864479-387-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Sporun astımlı çocuklar için faydalı olduğunu ancak aşırı yoğun aktivitelerin risk oluşturabileceğini belirten Dr. İmran Bari, yoğun egzersiz sırasında ağızdan solunum yapılmasının bronşlarda kuruluk ve daralmaya neden olabileceğini ifade etti.</p>

<p>Sporun sabah erken veya akşam saatlerinde yapılması, egzersiz öncesinde ısınmaya zaman ayrılması ve gerekli ilaçların ihmal edilmemesi gerektiği belirtildi.</p>

<p><strong>VİRÜS VE BAKTERİLERE KARŞI HİJYEN ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Yaz aylarında seyahatler ve kalabalık ortamların enfeksiyon riskini artırabileceğine dikkat çeken Dr. Bari, virüs ve bakterilerin astımlı çocuklarda hava yolu hassasiyetini artırarak nefes darlığına yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Ailelere el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişilerle yakın teması azaltmaları, gerekli durumlarda maske kullanmaları ve çocukların aşılarını düzenli yaptırmaları önerildi.</p>

<p><strong>NEM ORANI VE KAPALI HAVUZLARA DİKKAT</strong></p>

<p>Yüksek nem oranının astımlı çocuklarda nefes almayı zorlaştırabileceğini belirten uzmanlar, evlerde ideal nem oranının yüzde 40-50 arasında tutulmasını önerdi. Kapalı havuzlarda kullanılan klorun bazı çocuklarda astım atağını tetikleyebileceği belirtilirken, yoğun klor kokusu bulunan, yeterince havalandırılmayan ve kalabalık havuzlardan kaçınılması gerektiği ifade edildi.</p>

<p>Dr. İmran Bari, çevresel faktörlere karşı önlem alındığında ve tedavi düzenli sürdürüldüğünde astımlı çocukların da sağlıklı ve keyifli bir yaz mevsimi geçirebileceğini kaydetti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 19:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinin-gizli-astim-tehlikeleri-polen-klor-nem-mangal-dumanina-karsi-dikkat-1783873808.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmandan burun ameliyatı sonrası yaz uyarısı: İlk 6 ay güneşten korunmak önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmandan-burun-ameliyati-sonrasi-yaz-uyarisi-ilk-6-ay-gunesten-korunmak-onemli-11753</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmandan-burun-ameliyati-sonrasi-yaz-uyarisi-ilk-6-ay-gunesten-korunmak-onemli-11753</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında burun ameliyatı olmanın artık geçmişteki kadar riskli olmadığını belirten uzmanlar, gelişen cerrahi teknikler sayesinde mevsimin ameliyat başarısını belirleyen bir unsur olmaktan çıktığını söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında burun ameliyatı olmanın artık geçmişteki kadar riskli olmadığını belirten uzmanlar, gelişen cerrahi teknikler sayesinde mevsimin ameliyat başarısını belirleyen bir unsur olmaktan çıktığını söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz aylarında burun estetiği ve burun ameliyatı yaptırmak isteyen hastaların en çok merak ettiği konuların başında iyileşme süreci geliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, gelişen cerrahi teknikler sayesinde yaz aylarında da burun ameliyatlarının güvenle yapılabildiğini belirterek, özellikle ameliyat sonrası güneş, deniz, havuz ve gözlük kullanımı konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı.</p>

<p>Geçmiş yıllarda sıcak hava ve kullanılan eski tampon sistemleri nedeniyle yaz aylarında burun ameliyatlarının daha az tercih edildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, günümüzde cerrahi yöntemler ve ameliyat sonrası bakım imkanlarının gelişmesiyle bu durumun değiştiğini söyledi.</p>

<p>Rahimi, “Eskiden yaz aylarında büyük burun ameliyatları çok tercih edilmezdi. Kanama riski daha yüksekti, kullanılan tamponlar hastalar için daha konforsuzdu. Sıcak hava nedeniyle buruna uygulanan bantların çıkması gibi sorunlar da yaşanabiliyordu. Ancak günümüzde teknoloji çok ilerledi. Daha konforlu tampon sistemleri kullanılıyor, kanama riski azaldı. Bu nedenle yaz ya da kış olması ameliyat açısından belirleyici bir fark oluşturmuyor” dedi.</p>

<p><strong>EN BÜYÜK RİSK GÜNEŞ IŞINLARI</strong></p>

<p>Burun ameliyatı sonrası en önemli konunun güneşten korunmak olduğunu vurgulayan Rahimi, ameliyat sırasında burun derisinin kaldırılıp yeniden şekillendirildiğini ve iyileşme döneminde cildin alt dokulara yeniden uyum sağlaması gerektiğini belirtti.</p>

<p><img class="" height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/09/1783601057-ali-rahimi-1783613858-622-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Yoğun güneş ışığına maruz kalmanın burunda renk değişikliklerine yol açabileceğini ifade eden Rahimi, “Ameliyat sonrası ilk 6 ay boyunca güneşten mümkün olduğunca korunmak gerekir. Doğrudan güneş ışığına maruz kalınmamalı, geniş siperlikli şapka kullanılmalı, yüksek koruma faktörlü güneş kremi uygulanmalı ve mümkün olduğunca gölgede kalınmalı.” dedi. </p>

<p>Deniz tatili konusunda da dikkatli olunması gerektiğini belirten Rahimi, özellikle ilk 6 aylık dönemde burun cildinin güneşten korunmasının başarılı bir iyileşme süreci için büyük önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Burun kemiklerinin ameliyat sonrasında yeniden şekillendiğini ve bu sürecin korunması gerektiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, gözlük kullanımına da dikkat çekti. Rahimi, “Özellikle ağır ve kalın çerçeveli gözlükler bu dönemde tercih edilmemeli. Bu tür gözlükler burun kemiğine baskı yapabilir ve küçük darbeleri doğrudan buruna iletebilir” ifadelerini kullandı. Güneş gözlüklerinin de iyileşme döneminde sorun oluşturabileceğini belirten Rahimi, gözlüğün burunun bazı bölgelerini gölgede bırakıp bazı bölgelerini güneşe maruz bırakabileceğini ve bunun renk farklılıklarına neden olabileceğini söyledi. Rahimi, “Bu nedenle iyileşme döneminde güneş gözlüğü kullanımını önermiyoruz. Numaralı gözlük kullanmak zorunda olan hastaların ise ameliyat öncesinde kontakt lens kullanımına alışmaları faydalı olabilir” diye konuştu.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 18:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/uzmandan-burun-ameliyati-sonrasi-yaz-uyarisi-ilk-6-ay-gunesten-korunmak-onemli-1783614606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı terleme hastalık habercisi olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/asiri-terleme-hastalik-habercisi-olabilir-11625</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/asiri-terleme-hastalik-habercisi-olabilir-11625</guid>
                <description><![CDATA[Sıcak hava veya fiziksel aktiviteyle açıklanamayan yoğun terleme; diyabet, tiroit hastalıkları ve hormonal değişimler gibi farklı nedenlere bağlı gelişebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak hava veya fiziksel aktiviteyle açıklanamayan yoğun terleme; diyabet, tiroit hastalıkları ve hormonal değişimler gibi farklı nedenlere bağlı gelişebiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Terleme, vücudun sıcaklık dengesini korumak için gerçekleştirdiği doğal bir mekanizma olarak bilinirken, aşırı terleme bazı kişilerde günlük yaşamı ve sosyal hayatı olumsuz etkileyebilecek boyutlara ulaşabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre aşırı terleme, vücudun ısı düzenlemesi için ihtiyaç duyduğundan daha fazla ter üretmesiyle ortaya çıkıyor. Ter bezlerinin herhangi bir sıcak ortam, egzersiz veya belirgin bir neden olmaksızın aşırı çalışması durumunda kişiler kıyafet değiştirmek zorunda kalabiliyor, günlük aktivitelerinde zorluk yaşayabiliyor.</p>

<p>Aşırı terlemenin en sık görüldüğü bölgeler arasında avuç içleri, ayak tabanları, koltuk altları ve yüz bölgesi yer alıyor.</p>

<p><strong>PEK ÇOK FARKLI NEDENİ OLABİLİR</strong></p>

<p>Aşırı terleme; genetik yatkınlık, enfeksiyonlar, diyabet, tiroit hastalıkları, obezite, kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarının yanı sıra menopoz ve hamilelik gibi hormonal değişimlere bağlı olarak da gelişebiliyor.</p>

<p>Hastalıkla ilişkili olmayan primer bölgesel aşırı terleme ise genellikle stres, egzersiz, sıcaklık artışı ve genetik faktörlerle tetiklenebiliyor. Sekonder aşırı terleme olarak adlandırılan ve başka bir sağlık sorununa bağlı gelişen durumlarda ise diyabet, tiroit bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, alkol kullanımı, solunum ve kalp yetmezliği gibi nedenler araştırılıyor.</p>

<p>Aşırı terleme belirtileri yaş gruplarına göre farklılık gösterebiliyor. Ciltte sürekli nem hissi, kıyafetlerde ter lekeleri, vücut kokusunda artış, cilt tahrişi ve enfeksiyon eğilimi sık görülen belirtiler arasında bulunuyor.</p>

<p>Çocuklarda aşırı terleme; yazı yazarken kâğıdın ıslanması, bilgisayar klavyesi kullanırken zorlanma veya enstrüman çalmada güçlük gibi işlevsel problemlere neden olabilirken, yetişkinlerde daha çok sosyal yaşamı etkiliyor. Bazı kişiler el sıkışmaktan kaçınabiliyor veya sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebiliyor.</p>

<p>İleri vakalarda eller silindikten kısa süre sonra yeniden yoğun terleme görülebilirken, nadiren ciltte renk değişikliği ve pullanma gibi dermatolojik bulgular da ortaya çıkabiliyor.</p>

<p><strong>TANI VE TEDAVİDE NEDEN ARAŞTIRILIYOR</strong></p>

<p>Aşırı terleme şikâyeti olan kişilerin öncelikle dahiliye veya dermatoloji uzmanlarına başvurması öneriliyor. Gerekli durumlarda endokrinoloji, nöroloji veya ilgili diğer branşlardan destek alınabiliyor.</p>

<p>Tanı çoğunlukla hastanın öyküsü ve fizik muayene ile konulurken; kan testleri, tiroit fonksiyonları, kan şekeri ölçümleri ve hormonal incelemelerle altta yatan hastalıkların araştırılması sağlanıyor.</p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meral Maralcan, aşırı terleme tedavisinin hastalığın tipine, şiddetine, etkilenen bölgeye ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlandığını söyledi. Maralcan, aşırı terlemenin yalnızca bir konfor problemi olmadığını, bazı durumlarda farklı sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğini belirterek, yaşam kalitesini etkileyen yoğun terleme şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 18:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/asiri-terleme-hastalik-habercisi-olabilir-1783526405.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuzun fazlası kalp ve böbrek sağlığını tehdit ediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/tuzun-fazlasi-kalp-ve-bobrek-sagligini-tehdit-ediyor-11614</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/tuzun-fazlasi-kalp-ve-bobrek-sagligini-tehdit-ediyor-11614</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Murathan Uyar, Türkiye’de günlük tuz tüketiminin önerilen miktarın yaklaşık üç katına ulaştığını belirterek, aşırı tuz tüketiminin hipertansiyon, böbrek hastalıkları ve kalp-damar rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırladığını söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Murathan Uyar, Türkiye'de günlük tuz tüketiminin önerilen miktarın yaklaşık üç katına ulaştığını belirterek, aşırı tuz tüketiminin hipertansiyon, böbrek hastalıkları ve kalp-damar rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırladığını söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Prof. Dr. Murathan Uyar, yaşam için gerekli olan tuzun ihtiyaçtan fazla tüketilmesi halinde ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği konusunda uyarılarda bulundu.</p>

<p>Tuzun yaklaşık yüzde 40 sodyum ve yüzde 60 klorürden oluştuğunu belirten Uyar, vücudun sinir sistemi, kasların çalışması, kalp ritmi ve sıvı dengesinin korunması için sodyuma ihtiyaç duyduğunu ancak bu ihtiyacın doğal besinlerden de karşılanabildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>TÜRKİYE'DE TÜKETİM ÖNERİLEN SEVİYENİN ÇOK ÜZERİNDE</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük tuz tüketiminin 5 gramı, yani yaklaşık bir silme çay kaşığını geçmemesini tavsiye ettiğini hatırlatan Uyar, Türkiye'de yapılan araştırmalara göre ortalama günlük tuz tüketiminin bu miktarın yaklaşık üç katına ulaştığını söyledi. Hazır ve işlenmiş gıdaların yaygınlaşmasıyla birlikte farkında olmadan fazla tuz tüketildiğine dikkat çeken Uyar, ekmek, peynir, zeytin, turşu, sucuk, salam, hazır çorbalar, paketli atıştırmalıklar ve sosların günlük tuz alımının önemli bölümünü oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/08/prof-dr-murathan-uyar-1783518390-172-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YÜKSEK TANSİYON VE BÖBREK HASTALIKLARI RİSKİNİ ARTIRIYOR</strong></p>

<p>Aşırı tuz tüketiminin kandaki sodyum miktarını artırarak vücudun daha fazla su tutmasına neden olduğunu belirten Uyar, bunun da tansiyonun yükselmesine yol açtığını ifade etti.</p>

<p>Yüksek tansiyonun uzun yıllar belirti vermeden kalp, beyin, böbrek ve damar sistemine zarar verebildiğini söyleyen Uyar, fazla tuz tüketiminin ayrıca böbrek hastalıklarının ilerlemesini hızlandırabileceğini, böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabileceğini, kemiklerden kalsiyum kaybını artırabileceğini ve mide kanseri riskini yükseltebileceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>"DOĞAL TUZ" ALGISINA DİKKAT</strong></p>

<p>Son yıllarda popüler hale gelen Himalaya tuzu, kaya tuzu ve deniz tuzu gibi ürünlerin sağlık açısından sanıldığı kadar farklı olmadığını belirten Uyar, bu tuzların da büyük oranda sodyum klorür içerdiğini ve eser miktardaki minerallerin fazla tüketimi haklı çıkaracak bir avantaj sağlamadığını söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Murathan Uyar, günlük tuz tüketimini azaltmak için sofraya tuzluk koymamak, yemeğin tadına bakmadan tuz eklememek, işlenmiş gıdaları daha az tüketmek ve yemeklere lezzet vermek için limon, sarımsak ile baharatlardan yararlanmanın etkili yöntemler olduğunu belirtti. Uyar, "Tuz doğru miktarda tüketildiğinde yaşam için vazgeçilmezdir. Ancak fazlası yıllar içinde kalbi, damarları ve böbrekleri sessizce yorar. Sağlığımızı korumak bazen sofradaki tuzluğu bir adım uzağa koymak kadar basit bir alışkanlıkla başlayabilir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/tuzun-fazlasi-kalp-ve-bobrek-sagligini-tehdit-ediyor-1783521007.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş beyazlatmada sosyal medya tavsiyelerine dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/dis-beyazlatmada-sosyal-medya-tavsiyelerine-dikkat-11605</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/dis-beyazlatmada-sosyal-medya-tavsiyelerine-dikkat-11605</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, ortodontik tedavi sırasında diş beyazlatma işleminin önerilmediğini belirterek, bilinçsiz kullanılan beyazlatma ürünlerinin diş minesinde kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, ortodontik tedavi sırasında diş beyazlatma işleminin önerilmediğini belirterek, bilinçsiz kullanılan beyazlatma ürünlerinin diş minesinde kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diş beyazlatma uygulamaları son yıllarda giderek yaygınlaşırken, uzmanlar bilinçsiz ürün kullanımının ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, diş beyazlatma işleminin doğru zamanda ve uzman kontrolünde yapılmasının önemine değinerek, ortodontik tedavi gören hastaların diş teli tedavisi devam ederken beyazlatma yaptırmaması gerektiğini söyledi. Diş teli tedavisinde dişlerin üzerinde bulunan braketlerin, beyazlatma ajanının diş minesine eşit şekilde ulaşmasını engellediğini belirten Turan, bu nedenle tedavi sürecinde yapılan beyazlatma işlemlerinin istenilen sonucu vermeyeceğini ifade etti.</p>

<p><strong>DİŞ TELLERİ ÇIKARILDIKTAN SONRA DA BEKLENMELİ</strong></p>

<p>Dr. Turan, diş tellerinin çıkarılmasının hemen ardından da beyazlatma işlemi yapılmasının tavsiye edilmediğini belirterek, diş minesinin güçlenmesi ve diş etlerinin iyileşmesi için zamana ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>

<p>Genellikle en az 3 ila 4 hafta beklenmesini önerdiklerini ifade eden Turan, bu sürenin kişinin ağız ve diş sağlığına göre birkaç aya, hatta bazı durumlarda bir yıla kadar uzayabileceğini kaydetti. Beyazlatma işleminin ancak diş hekiminin yapacağı muayene sonrasında ağız dokularının sağlıklı olduğunun belirlenmesi halinde güvenle uygulanabileceğini vurguladı.</p>

<p><img class="" height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/08/1783490117-ay-enur-turan-1783515010-118-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>İNTERNETTEN ALINAN ÜRÜNLER RİSK OLUŞTURABİLİYOR</strong></p>

<p>İnternet üzerinden satılan diş beyazlatma ürünleri ve sosyal medya fenomenlerinin önerilerinin sıkça gündeme geldiğini belirten Turan, bu ürünlerin bilinçsiz kullanımının ciddi sorunlara yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Bazı ürünlerin dişi kimyasal olarak beyazlatmak yerine diş minesini aşındırarak geçici bir beyazlık sağladığını ifade eden Turan, bunun kısa vadede estetik görünüm sunsa da uzun vadede diş yapısını zayıflattığını ve kalıcı hasarlara neden olabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Diş hekimleri tarafından uygulanan profesyonel beyazlatma yöntemlerinin tamamen farklı bir mekanizmayla çalıştığını vurgulayan Turan, ofis tipi beyazlatmada kullanılan ajanların diş yüzeyini aşındırmadığını, dişin içindeki renklenmeye neden olan molekülleri parçalayarak beyazlatma sağladığını söyledi. Dr. Ayşenur Turan, diş beyazlatma amacıyla satılan ürünlerin hekim önerisi olmadan kullanılmaması gerektiğini belirterek, bilinçsiz kullanımın diş minesinde aşınma, şiddetli hassasiyet ve dolgu gerektirecek düzeyde hasarlara neden olabileceği uyarısında bulundu. Uzmanlar, beyazlatma işlemi öncesinde mutlaka bir diş hekimine başvurulmasını öneriyor.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/dis-beyazlatmada-sosyal-medya-tavsiyelerine-dikkat-1783517410.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş lekelerinden korunmanın kanıtlanmış ve pratik yolları</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/gunes-lekelerinden-korunmanin-kanitlanmis-ve-pratik-yollari-11588</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/gunes-lekelerinden-korunmanin-kanitlanmis-ve-pratik-yollari-11588</guid>
                <description><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerini önlemenin en etkili yolunun doğru korunmayı yılın her günü alışkanlık haline getirmek olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerini önlemenin en etkili yolunun doğru korunmayı yılın her günü alışkanlık haline getirmek olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz aylarında güneşin etkisinin artmasıyla birlikte cilt lekeleri de en sık karşılaşılan dermatolojik sorunlar arasında yer alıyor. Ancak güneş lekeleri yalnızca plajda geçirilen saatlerin sonucu değil. Günlük yaşamda maruz kaldığımız ultraviyole (UV) ışınları, görünür mavi ışık, yüksek ortam sıcaklığı ve uzun süreli ekran kullanımı da özellikle leke oluşumuna yatkın kişilerde ciltte renk düzensizliklerini tetikleyebiliyor. Liv Hospital Ulus Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerinin oluşumunu önlemenin tedavi etmekten çok daha kolay olduğunu belirterek, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış korunma yöntemlerini paylaşıyor.</p>

<p><strong>GÜNEŞ KORUYUCU KULLANIMI YAZIN DEĞİL, YILIN HER GÜNÜ GEREKLİ</strong></p>

<p>Güneşten korunmanın temelini doğru güneş koruyucu kullanımı oluşturuyor. Güneş koruyucuların yalnızca tatilde veya deniz kenarında değil, günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, en az SPF 50 koruma faktörüne sahip geniş spektrumlu ürünlerin tercih edilmesini öneriyor.</p>

<p>Koruyucunun etkili olabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce uygulanması gerektiğini belirten Dr. Caf, yeterli miktarda kullanımın da en az ürün seçimi kadar önemli olduğunun altını çizerek, "Toplumda en sık yapılan hata güneş kremini çok ince tabaka halinde uygulamaktır. Yüz ve boyun bölgesi için 'iki parmak kuralı' olarak bilinen miktarda ürün kullanılmalı ve koruyucunun etkinliği gün boyunca devam etsin diye her 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Terleme, yüzme veya havuz sonrası ise beklemeden tekrar uygulanmalıdır." dedi.</p>

<p><strong>RENKLİ GÜNEŞ KORUYUCULAR LEKE EĞİLİMİNDE AVANTAJ SAĞLAYABİLİYOR</strong></p>

<p>Özellikle melazma ve güneş lekelerine yatkın bireylerde görünür ışığın da pigment üretimini artırabileceğini belirten Dr. Caf, bu nedenle demir oksit içeren renkli güneş koruyucuların önemli bir avantaj sunduğunu ifade ediyor.</p>

<p>"Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan görünür mavi ışık da bazı kişilerde lekelenmeyi tetikleyebilir. Demir oksit içeren renkli güneş koruyucular, yalnızca UV ışınlarına değil görünür ışığa karşı da ek koruma sağlayarak özellikle leke tedavisi gören hastalarda daha başarılı sonuçlar elde edilmesine katkıda bulunur."</p>

<p>Güneşten korunmanın yalnızca dışarıdan uygulanan ürünlerle sınırlı olmadığını belirten Dr. Caf, sabah rutinine eklenecek antioksidan içeriklerin de önemli katkı sağlayabileceğini belirterek, "C vitamini ve ferulik asit gibi güçlü antioksidanlar, güneş öncesinde kullanıldığında serbest radikal oluşumunu azaltarak cildin doğal savunmasını güçlendirir. Bu içerikler güneş koruyucunun yerine geçmez ancak koruyucu etkinliği destekleyen ikinci bir savunma hattı oluşturur" diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/gunes-lekelerinden-korunmanin-kanitlanmis-ve-pratik-yollari-1783513809.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mersin’de kavurucu sıcak uyarısı: Bu belirtilere dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/mersinde-kavurucu-sicak-uyarisi-bu-belirtilere-dikkat-11548</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/mersinde-kavurucu-sicak-uyarisi-bu-belirtilere-dikkat-11548</guid>
                <description><![CDATA[Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi, artan sıcaklıklar nedeniyle yurttaşları uyararak özellikle risk grubundaki bireylerin dikkat etmesi gereken önlemleri hatırlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi, artan sıcaklıklar nedeniyle yurttaşları uyararak özellikle risk grubundaki bireylerin dikkat etmesi gereken önlemleri hatırlattı.</p><p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><strong>MERSİN (İGFA) - </strong>Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı yetkilileri, etkisini gün geçtikçe daha da artıran sıcak hava dalgasına karşı yurttaşlara önemli uyarılarda bulunarak; özellikle risk grubunda olan yaş almışlar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar, hamileler ve bakıma ihtiyaç duyan bireylerin dikkat etmesi gereken önlemleri hatırlattı.</p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;">Mersin’de yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte, hava sıcaklıkları da mevsim normallerinin üzerine çıkmaya başladı. Gün içerisinde hissedilen sıcaklığın daha da yükselmesi, özellikle risk grubunda yer alan yurttaşlar açısından çeşitli sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor.</p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;">Yurttaşların sıcak çarpması, sıvı kaybı ve güneşin zararlı etkileri gibi durumlardan korunması adına uyarılarda bulunan Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı yetkilileri, özellikle günün en sıcak saatlerinde koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;">Güneş ışınlarının zararlı etkilerine bağlı rahatsızlıklara karşı önerileri sıralayan Büyükşehir Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı yetkilileri, olası risklerin en aza düşürülmesini amaçlıyor.</p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><b>DR. SAMRAY: “GÜNDE EN AZ 2-3 LİTRE SIVI TÜKETEREK, AŞIRI SIVI KAYBI ÖNLENMELİ”</b></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;">Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’nda görev yapan Dr. Özge Samray, son günlerde artan sıcaklıklar yüzünden, özellikle sıcak çarpması riskinin artış gösterdiğini belirtti.</p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;">Sıcak çarpmasının belirtileri hakkında bilgi veren Dr. Samray, “Sıcak çarpması; 40 derecenin üzerinde ateş, çarpıntı, bulantı, kusma, zihin bulanıklığı gibi semptomlarla kendini gösteriyor.</p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;">Bu durumda bazı koruyucu önlemler alınması gerekir. Yurttaşlar giyimlerinde pamuklu kumaşlar tercih etmeli ve sıvı tüketimine mümkün olduğunca dikkat edilmeli. Günde en az 2-3 litre sıvı tüketilmesini öneriyoruz” dedi. Araç kullanan yurttaşlara da önemli uyarı ve tavsiyelerde bulunan Dr. Samray; yaş almışların, çocukların ve evcil hayvanların, kliması çalışmayan araçlarda bırakılmaması gerektiğini vurgularken, patlama riski olan malzemelerin de araçtan çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/mersinde-kavurucu-sicak-uyarisi-bu-belirtilere-dikkat-1783503007.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir’de annelere güvenli doğum dersi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmirde-annelere-guvenli-dogum-dersi-11523</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmirde-annelere-guvenli-dogum-dersi-11523</guid>
                <description><![CDATA[Eşrefpaşa Hastanesi’ndeki Gebe Okulu’nda anne adayları kulaktan dolma bilgiler yerine uzmanlardan eğitim alıyor. Psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, ebe ve hekimlerin görev aldığı program, doğum kaygısını azaltmayı hedefliyor. Yeni program için kayıtlar da başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eşrefpaşa Hastanesi’ndeki Gebe Okulu’nda anne adayları kulaktan dolma bilgiler yerine uzmanlardan eğitim alıyor. Psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, ebe ve hekimlerin görev aldığı program, doğum kaygısını azaltmayı hedefliyor. Yeni program için kayıtlar da başladı.</p><p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği bünyesinde açılan Gebe Okulu; hekim, ebe ve hemşireler eşliğinde 20 haftalık gebelere, lohusalara ve baba adaylarına yönelik kapsamlı bir eğitim programı sunuyor.</p>

<p>Okulda gebelik süreci, doğum, doğum sonrası bebek bakımı, emzirme danışmanlığı gibi pek çok konuda bilgi verilirken, anne adayları ve yeni doğum yapan annelerin ruhsal ve fiziksel olarak sürece hazırlanması için psikolojik destek ve diyetisyen desteği, ağız ve diş sağlığı muayenesi, pilates ve yoga gibi hizmetler de veriliyor. Üç haftalık eğitim sürecinin ardından katılımcılara mezuniyet belgeleri takdim ediliyor. Gebe Okulu’na gitmek isteyenler için kayıt süreci de yeniden başladı.</p>

<p><strong>DOĞUMA HAZIRLANIYORLAR</strong></p>

<p>Gebe Okulu hakkında bilgi veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hilal Elbi, “Anne adaylarını gebelik, doğum ve lohusalık süreçlerine hem fiziksel hem de psikolojik olarak hazırlayan kapsamlı bir eğitim programı veriyoruz. Bu eğitim programı; doğuma hazırlık, yeni doğan bakımı, emzirme, lohusalık dönemlerine ait bilgileri içeriyor. Beslenme konusunda diyetisyenimiz devreye girerken, gebelik, doğum ve lohusalık eğitimlerini ebe ve hekimler veriyor. Egzersizleri fizyoterapistimiz yaptırıyor, diş muayeneleri diş hekimlerimiz tarafından yapılıyor. Ayrıca gebelik ve doğum süreci için psikolog hizmeti veriliyor. Gebe Okulu’nun asıl amacı, anne ve baba adaylarını kendine güvenen ebeveynler olarak doğuma hazırlamak. Geri bildirimler de olumlu oluyor. Anne adayları; çok memnun kaldıklarını, bilgilendiklerini, kendilerini güvende hissettiklerini söylüyor. Korkularla, bilinmezliklerle doğuma girmektense burada gebeliğin ve doğumun aşamalarını, doğumun nasıl gerçekleşebileceğini, nelerle karşılaşabileceklerini, nasıl emzireceklerini öğreniyorlar. Anne ve baba adayları ile lohusalar, Gebe Polikliniği üzerinden Gebe Okulu’na başvuruda bulunabiliyor” bilgisini verdi.</p>

<p><strong>“KENDİMİZİ GÜVENDE HİSSEDİYORUZ”</strong></p>

<p>22 haftalık hamile Merve Avşar da “Gebelik sürecinde bilgi edinme amaçlı araştırma içindeydim. Buraya muayeneye geldiğimde Gebe Okulu’ndan bahsettiler. Hastane temiz ve düzenliydi ve buraya gelmeyi tercih ettim. Eğitimlerde bizimle çok ilgileniyorlar. Burada bebeğin bakımını, onu emzirmeyi, yıkamayı öğreniyoruz. Dışarıdan çok kolay gibi geliyor ama neticede küçücük bir can ve bunları en başından öğrenmek çok farklı bir duygu. Buraya aslında en başta kendimiz için geliyoruz. Önce kendi duygularını yönetmen gerekiyor. Kendini iyi ve yeterli hissedersen zaten bebeğe de yeterli gelirsin ve onu sağlıklı büyütürsün. Dışarıdan öğrendiğimiz bilgilerle burada öğrendiğimiz bilgiler arasında çok fark var. Kulaktan dolma bilgilerle değil uzmanlardan bilgi edindiğimizde içimiz daha rahat oluyor, kendimizi güvende hissediyoruz” dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/izmirde-annelere-guvenli-dogum-dersi-1783495807.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazın belirginleşen bacak damarlarına dikkat! Uzmanlardan toplardamar yetmezliği uyarısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yazin-belirginlesen-bacak-damarlarina-dikkat-uzmanlardan-toplardamar-yetmezligi-uyarisi-11436</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yazin-belirginlesen-bacak-damarlarina-dikkat-uzmanlardan-toplardamar-yetmezligi-uyarisi-11436</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında daha görünür hale gelen ince mor, kırmızı ve mavi damarlar sadece estetik bir sorun olmayabilir. Uzmanlar, sonradan ortaya çıkan ve giderek belirginleşen damarların toplardamar yetmezliğinin ilk belirtisi olabileceğini belirterek, kesin tanı için doppler ultrasonografinin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında daha görünür hale gelen ince mor, kırmızı ve mavi damarlar sadece estetik bir sorun olmayabilir. Uzmanlar, sonradan ortaya çıkan ve giderek belirginleşen damarların toplardamar yetmezliğinin ilk belirtisi olabileceğini belirterek, kesin tanı için doppler ultrasonografinin önemine dikkat çekiyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz aylarında şort, etek, mayo ve bikini gibi kıyafetlerin daha sık tercih edilmesiyle birlikte bacaklardaki ince damarlar daha belirgin hale geliyor. Birçok kişi bu görüntüyü yalnızca estetik bir problem olarak değerlendirirken, uzmanlar altta yatan ciddi damar hastalıklarının gözden kaçırılmaması gerektiği uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü'nden Prof. Dr. Murat Kadan, özellikle sonradan ortaya çıkan veya zamanla artış gösteren ince damarların, toplardamar yetmezliğinin ilk belirtilerinden biri olabileceğini söyledi. Erken tanının hastalığın ilerlemesini önlediğini belirten Kadan, gereksiz kozmetik uygulamalardan önce mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>8 BELİRTİYE DİKKAT</strong></p>

<p>Prof. Dr. Kadan, toplardamar kapakçıklarının görevini yerine getirememesi sonucu gelişen venöz yetmezliğin yalnızca ince damar görünümüyle sınırlı kalmayabileceğini ifade ederek; bacak damarlarında belirginleşme, ağrı, şişlik, kaşıntı, gece krampları, ciltte renk değişikliği, ciltte sertleşme ve iyileşmeyen yaralarla ilgili belirtilere dikkat çekti.</p>

<p>Bu belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Kadan, dışarıdan görülen damarların hastalığın yalnızca görünen kısmı olabileceğini söyledi.</p>

<p>Bacak damarlarının değerlendirilmesinde gözle yapılan muayenenin her zaman yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Kadan, derindeki toplardamarların ve kapakçıkların durumunun venöz doppler ultrasonografi ile ayrıntılı şekilde incelenmesi gerektiğini ifade etti. Uluslararası kılavuzların da varis ve toplardamar hastalıklarının tanı ve tedavi planlamasında doppler ultrasonografiyi temel yöntem olarak önerdiğini hatırlattı.</p>

<p>Tedavi yönteminin hastanın damar yapısına ve hastalığın nedenine göre planlanması gerektiğini belirten Kadan, yüzeyel veya köpük skleroterapi, cilt üzerinden lazer uygulamaları ve büyük toplardamarlara yönelik girişimsel tedavilerin uygun hastalarda tercih edilebildiğini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/yazin-belirginlesen-bacak-damarlarina-dikkat-uzmanlardan-toplardamar-yetmezligi-uyarisi-1783420213.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital güzellik algısı estetik cerrahide yeni bir dönüşüm yaratıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/dijital-guzellik-algisi-estetik-cerrahide-yeni-bir-donusum-yaratiyor-11427</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/dijital-guzellik-algisi-estetik-cerrahide-yeni-bir-donusum-yaratiyor-11427</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal medya platformlarının günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle birlikte güzellik algısı da köklü bir dönüşüm geçiriyor. Fotoğraf filtreleri, yapay zekâ destekli düzenlemeler ve dijital efektler; estetik cerrahiye olan talebi artırırken aynı zamanda hastaların beklentilerini de gerçeklikten uzaklaştırabiliyor. Uzmanlar bu durumun, estetik cerrahide hasta-hekim iletişimini daha kritik hale getirdiğini belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medya platformlarının günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle birlikte güzellik algısı da köklü bir dönüşüm geçiriyor. Fotoğraf filtreleri, yapay zekâ destekli düzenlemeler ve dijital efektler; estetik cerrahiye olan talebi artırırken aynı zamanda hastaların beklentilerini de gerçeklikten uzaklaştırabiliyor. Uzmanlar bu durumun, estetik cerrahide hasta-hekim iletişimini daha kritik hale getirdiğini belirtiyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı ve Muayenehaneler Derneği Başkanı Op. Dr. Çetin Duygu, sosyal medya kaynaklı güzellik algısının özellikle son yıllarda belirgin şekilde değiştiğini vurgulayarak, estetik cerrahinin bir “dijital filtre sonucu” değil, tıbbi ve bilimsel bir planlama süreci olduğunu ifade etti.</p>

<p><b>“Filtreli Görseller Gerçek Anatomiyi Yansıtmaz”</b></p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu, sosyal medyada sıkça karşılaşılan kusursuz yüz ve vücut görsellerinin çoğu zaman gerçek yaşamla örtüşmediğine dikkat çekti.</p>

<p>“Günümüzde hastalarımızın bir kısmı, sosyal medyada filtrelerle oluşturulmuş yüz hatlarını veya dijital olarak inceltilmiş vücut oranlarını referans alabiliyor. Ancak bu görüntüler gerçek anatomik sınırları yansıtmaz. Estetik cerrahinin amacı, bir filtre görünümü yaratmak değil; kişinin kendi yüz ve vücut yapısına uygun, doğal ve sağlıklı bir denge oluşturmaktır” dedi.</p>

<p>Duygu, özellikle genç yaş gruplarında bu etkinin daha güçlü hissedildiğini ve estetik beklentilerin giderek daha “mükemmeliyetçi” bir noktaya kaydığını belirtti.</p>

<p><img height="562" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/07/cetin-duygu-muayenehanesi-2-1783416632-604-x750.png" width="750" /></p>

<p><b>“Estetik Cerrahi Kopyalama Değil, Kişiye Özel Tasarımdır”</b></p>

<p>Estetik cerrahinin en önemli prensibinin kişiye özel planlama olduğunu vurgulayan Op. Dr. Çetin Duygu, her bireyin yüz ve vücut anatomisinin farklı olduğunu hatırlattı.</p>

<p>“Bir kişide doğal ve başarılı görünen bir sonuç, başka bir kişide aynı şekilde uygulanamaz. Estetik cerrahi bir kopyalama süreci değildir. Aksine, kişinin kendi anatomik yapısı, cilt özellikleri, yaş faktörü ve beklentileri dikkate alınarak yapılan bilimsel bir tasarım sürecidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>Sosyal Medya Baskısı: “Hızlı Sonuç, Kusursuz Görünüm”</b></p>

<p>Uzmanlara göre sosyal medya, estetik cerrahiye olan ilgiyi artırmakla birlikte “hızlı ve kusursuz sonuç” beklentisini de beraberinde getiriyor. Bu durum ise hasta memnuniyeti açısından yanlış algılara yol açabiliyor.</p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>“Estetik işlemler anlık bir değişim gibi algılansa da aslında ciddi bir planlama, iyileşme süreci ve tıbbi değerlendirme gerektirir. Sosyal medya, çoğu zaman bu süreci görünmez hale getiriyor. Bu da hastaların gerçekçi olmayan beklentilerle kliniğe başvurmasına neden olabiliyor.”</p>

<p><img height="1000" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/07/cetin-duygu-muayenehanesi-1783416641-658-x750.png" width="750" /></p>

<p><b>“Doğallık Yeni Estetik Standart Haline Geliyor”</b></p>

<p>Son yıllarda estetik cerrahide belirgin bir trend değişimi yaşandığını ifade eden Op. Dr. Çetin Duygu, abartılı ve belirgin değişimlerden ziyade doğal görünümlü sonuçların ön plana çıktığını söyledi.</p>

<p>“Artık hastalar daha doğal, yüz ifadesini kaybetmeyen ve kendi kimliğini koruyan sonuçlar talep ediyor. Bu durum estetik cerrahinin gelişimi açısından oldukça olumlu bir dönüşümdür. Başarılı bir operasyon, kişinin ‘estetik yaptırdığı belli olmayan’ ama daha iyi hissettiği sonuçtur” dedi.</p>

<p><b>“Estetik Kararlar Sosyal Medya Değil, Tıbbi Değerlendirme ile Verilmeli”</b></p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu, estetik cerrahi kararlarının sosyal medya trendlerine göre değil, uzman hekim değerlendirmesi ile alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>“Her estetik işlem bir tıbbi karardır. Hastanın sağlık durumu, anatomisi ve beklentisi birlikte değerlendirilmeden yapılan işlemler uzun vadede memnuniyetsizlik yaratabilir. Bu nedenle karar süreci mutlaka uzman hekim danışmanlığı ile yürütülmelidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>“Amaç Değiştirmek Değil, Doğruyu Ortaya Çıkarmaktır”</b></p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu, estetik cerrahinin temel amacının kişiyi başka birine dönüştürmek olmadığını, mevcut yapıyı en doğru ve dengeli hale getirmek olduğunu belirtti.</p>

<p>“Estetik cerrahi, kişinin kendisini yeniden tanımladığı bir süreç değil; en doğal, en dengeli ve en sağlıklı haline ulaşmasına yardımcı olan bir tıbbi uygulamadır. Başarı, doğallıkla birlikte gelen memnuniyettir” dedi.</p>

<p>Uzmanlar, sosyal medya çağında estetik kararların daha bilinçli verilmesi gerektiğini, özellikle filtreli görsellerin gerçekçi beklentiler oluşturmadığını ve bu konuda toplumsal farkındalığın artırılmasının önem taşıdığını vurguluyor.</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/dijital-guzellik-algisi-estetik-cerrahide-yeni-bir-donusum-yaratiyor-1783418409.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BTÜ’den diyabet hastalarına umut olacak yerli tedavi ürünü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/btuden-diyabet-hastalarina-umut-olacak-yerli-tedavi-urunu-11414</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/btuden-diyabet-hastalarina-umut-olacak-yerli-tedavi-urunu-11414</guid>
                <description><![CDATA[Bursa Teknik Üniversitesi, TÜSEB desteğiyle diyabet hastalarında sık görülen iyileşmeyen yaralara yönelik arı sütü kaynaklı yerli tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Teknik Üniversitesi, TÜSEB desteğiyle diyabet hastalarında sık görülen iyileşmeyen yaralara yönelik arı sütü kaynaklı yerli tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor.</p><p></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), diyabet hastalarının en önemli sağlık sorunlarından biri olan iyileşmeyen yaralar için yerli bir tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor.</p>

<p>Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından destek almaya hak kazanan projede, Bursa’dan elde edilen arı sütü ve ileri biyoteknoloji bir araya getirilerek, diyabet hastalarında görülen yaraların hızlı iyileşmesi sağlanacak.</p>

<p>Diyabet hastalarında sık görülen ayak yaraları, zamanında tedavi edilmediğinde enfeksiyona neden olabiliyor, hatta uzuv kaybına kadar varan ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<p>Bu soruna çözüm geliştirmek amacıyla BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökçe Taner'in yürütücülüğünde önemli bir proje hayata geçirildi. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından da desteklenen "Diyabetik Ayak Ülseri Tedavisine Yönelik Arı Sütü Kaynaklı Ekstraselüler Vezikül (RJEV)-Yüklü Fotokürlenebilir GelMA Hidrojellerin Geliştirilmesi" başlıklı projede, Bursa'dan elde edilen kaliteli arı sütleri kullanılacak.</p>

<p><b>ELDE EDİLECEK JEL ÖRTÜ YARALARA UYGULANACAK</b></p>

<p>Araştırmacılar, arı sütünden elde edilen ve hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan doğal nano yapıları özel bir hidrojel içerisine yerleştirecek. Jel kıvamındaki bu yara örtüsü, yara üzerine uygulandığında kontrollü şekilde iyileştirici maddeler salgılayacak.</p>

<p>Geliştirilecek yerli yara örtüsünün; yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlaması, yeni damar oluşumunu desteklemesi, enfeksiyon riskini azaltması, hücre yenilenmesini hızlandırması hedefleniyor.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/07/6j5a4984-1600x1067-1783413029-555-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><b>YERLİ SAĞLIK TEKNOLOJİSİNE KATKI SAĞLAYACAK</b></p>

<p>Türkiye'nin arı ürünleri bakımından zengin bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Gökçe Taner, bu çalışmanın yalnızca diyabet hastalarının yaşam kalitesini artırmayı değil, aynı zamanda yüksek katma değerli yerli sağlık ürünlerinin geliştirilmesine ve sağlık alanında dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sunacağını belirtti.</p>

<p><img height="587" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/07/5-16-1783413061-945-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><b>PROJE EKİBİ</b></p>

<p>Doç. Dr. Gökçe Taner'in yürütücülüğündeki projede araştırmacı olarak; Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi İmmünoloji Bölümü’nden: Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, Doç. Dr. Diğdem Yöğen Ermiş, Dr. Öğretim Üyesi Salih Haldun Bal, Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sabire Güler yer alıyor. Projede genç bilim insanları Dr. Halime Serinçay doktora sonrası bursiyer ve Moleküler Biyolog Hilal Akar, Hilal Vardar ve İrem Özveri ise yardımcı personel olarak bulunuyor.</p>

<p><b>REKTÖR ÇAĞLAR: BİLİMSEL BİLGİ TOPLUMSAL FAYDAYA DÖNÜŞÜYOR</b></p>

<p>BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, sağlık alanında geliştirilen yenilikçi projelerin toplumun yaşam kalitesini artırmada büyük önem taşıdığını belirterek, " Üniversitemizde yürütülen bu proje, bilimsel bilginin toplumsal faydaya dönüşmesinin güzel bir örneği. TÜSEB tarafından desteklenmeye hak kazanan bu çalışma, hem yerli sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine hem de ülkemizin biyoteknoloji alanındaki araştırma kapasitesinin güçlenmesine önemli katkılar sağlayacak. Dolayısıyla proje ekibini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum" dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/07/6j5a4965-1600x1067-1-1783413034-332-x750.jpeg" width="750" /></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/btuden-diyabet-hastalarina-umut-olacak-yerli-tedavi-urunu-1783414806.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’nin ilk Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı açıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turkiyenin-ilk-noropsikofizyoloji-arastirma-laboratuvari-acildi-11351</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turkiyenin-ilk-noropsikofizyoloji-arastirma-laboratuvari-acildi-11351</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı’nı hizmete açtı. Laboratuvar, insan davranışlarını ileri teknolojiyle analiz eden disiplinlerarası araştırmalara ev sahipliği yapacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye'nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı'nı hizmete açtı. Laboratuvar, insan davranışlarını ileri teknolojiyle analiz eden disiplinlerarası araştırmalara ev sahipliği yapacak.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)  - </strong>Üsküdar Üniversitesi, bilimsel araştırma altyapısını güçlendirecek önemli bir projeyi daha hayata geçirerek Türkiye'nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı'nı düzenlenen törenle hizmete açtı.</p>

<p>Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde kurulan laboratuvarın açılışına Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ile akademisyenler katıldı.</p>

<p><img height="495" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/06/1783329821-lab2-1783344066-826-x750.png" width="750" /></p>

<p>Açılışta konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güçlü araştırma laboratuvarlarının üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesini artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu belirterek, laboratuvarın öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar için önemli bir araştırma ortamı sunacağını söyledi. Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör ise laboratuvarın farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getirecek güçlü bir altyapı oluşturduğunu ifade ederek, "Bu laboratuvar sayesinde bilgi üreten üniversite anlayışımız daha da güçlenecek." dedi.</p>

<p>Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ise, merkezin özellikle lisans ve lisansüstü eğitimlerde uygulamalı araştırmaları destekleyeceğini, ulusal ve uluslararası bilimsel projelere önemli katkılar sağlayacağını dile getirdi.</p>

<p><img class="" height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/06/1783329834-selami-varol-lker-1783344076-385-x750.png" width="750" /></p>

<p>Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı'nda bireylerin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçleri; EEG (Elektroensefalografi), Eye Tracking (Göz İzleme Sistemi), Shimmer biyofizyolojik ölçüm sistemi ve Sanal Gerçeklik (VR) teknolojileri kullanılarak incelenecek. Laboratuvarda göz hareketleri, beyin aktivitesi, kalp atım hızı ve deri iletkenliği gibi fizyolojik veriler yüksek hassasiyetle ölçülerek psikoloji, nörobilim, nöropazarlama, sağlık bilimleri, mühendislik ve davranış bilimleri başta olmak üzere birçok alanda bilimsel araştırmalarda kullanılacak.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi, Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan laboratuvarın disiplinlerarası araştırmaları destekleyerek hem eğitim süreçlerine hem de ulusal ve uluslararası bilimsel projelere önemli katkılar sunmasını hedefliyor.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/turkiyenin-ilk-noropsikofizyoloji-arastirma-laboratuvari-acildi-1783346412.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmandan aşure uyarısı! Kaloriyi düşürmenin 7 püf noktası</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmandan-asure-uyarisi-kaloriyi-dusurmenin-7-puf-noktasi-11250</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmandan-asure-uyarisi-kaloriyi-dusurmenin-7-puf-noktasi-11250</guid>
                <description><![CDATA[Muharrem ayının geleneksel lezzeti aşure, zengin içeriğiyle besleyici bir tatlı olarak öne çıkarken, yüksek şeker ve kuruyemiş kullanımı nedeniyle kalori açısından da dikkat edilmesi gereken besinler arasında yer alıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, aşure hazırlanırken ve tüketilirken dikkat edilmesi gereken noktaları anlatarak, daha sağlıklı bir aşure için önemli önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muharrem ayının geleneksel lezzeti aşure, zengin içeriğiyle besleyici bir tatlı olarak öne çıkarken, yüksek şeker ve kuruyemiş kullanımı nedeniyle kalori açısından da dikkat edilmesi gereken besinler arasında yer alıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, aşure hazırlanırken ve tüketilirken dikkat edilmesi gereken noktaları anlatarak, daha sağlıklı bir aşure için önemli önerilerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) </strong>– Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, aşureyi tatlandırmak için yüksek miktarda rafine şeker kullanmak yerine kuru üzüm, kuru kayısı, hurma, tarçın, nar taneleri ve mevsim meyvelerinden yararlanılabileceğini belirtti. Yaz aylarında şeftali gibi meyvelerin de doğal tat vermek amacıyla tercih edilebileceğini ifade eden Sungur, "Böylece hem besin değeri artar hem de gereksiz kalori yükünün önüne geçilmiş olur." dedi.</p>

<p><strong>TARÇINLA ŞEKERİ AZALTIN</strong></p>

<p>Tarçının kendine özgü aroması sayesinde aşureye yoğun bir lezzet kattığını belirten Sungur, bu sayede ilave şeker miktarının azaltılabileceğini söyledi. Tarçının aynı zamanda tatlının aromasını zenginleştirerek daha dengeli bir lezzet sunduğunu kaydetti. Kuru üzüm, kuru kayısı, incir ve hurma gibi meyvelerin doğal şeker içerikleri sayesinde aşureyi tatlandırırken ilave şeker ihtiyacını azalttığını ifade eden Sungur, bu besinlerin lif, potasyum ve vitamin-mineral yönünden de önemli katkılar sağladığını vurguladı.</p>

<p><img height="726" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/06/1782887788-tuba-sungur-1783294280-448-x750.png" width="557" /></p>

<p><strong>NAR TANELERİ HEM LEZZET HEM ANTİOKSİDAN SAĞLIYOR</strong></p>

<p>Aşureye eklenen nar tanelerinin hem görsel açıdan zenginlik kattığını hem de güçlü antioksidan içeriğiyle besin değerini artırdığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, nar sayesinde şeker ilavesine ihtiyaç duyulmadan daha zengin bir tat elde edilebileceğini söyledi.</p>

<p>Ceviz, badem ve fındık gibi kuruyemişlerin sağlıklı yağ, protein ve mineral açısından değerli besinler olduğunu hatırlatan Sungur, ancak enerji yoğunluklarının yüksek olması nedeniyle aşırı tüketimden kaçınılması gerektiğini belirtti. Kuruyemiş miktarının bir avuçla sınırlandırılmasının daha dengeli bir tercih olacağını ifade etti.</p>

<p>Sağlıklı malzemelerle hazırlanmış olsa bile büyük porsiyonların kalori alımını artırabileceğini belirten Sungur, yaklaşık 200 gramlık orta boy bir kase aşurenin tatlı ihtiyacını karşılamak ve enerji alımını kontrol altında tutmak için yeterli olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>AYNI GÜN BAŞKA TATLI TÜKETMEYİN</strong></p>

<p>Aşure tüketilen günlerde baklava, şöbiyet, dondurma veya şerbetli tatlılar gibi ek tatlılardan kaçınılması gerektiğini dile getiren Sungur, tek tatlı tercihini aşureden yana kullanmanın günlük enerji alımını dengelemeye yardımcı olacağını ifade etti.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, aşurenin ana öğünün hemen ardından değil, ara öğünde tüketilmesini önerdi. Şekersiz çay veya süt ürünleriyle birlikte tüketilen aşurenin daha uzun süre tokluk hissi sağlayabileceğini belirten Sungur, bu yaklaşımın kan şekerindeki ani dalgalanmaların önlenmesine de katkı sağlayabileceğini sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/uzmandan-asure-uyarisi-kaloriyi-dusurmenin-7-puf-noktasi-1783317606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk askerinden Bosna-Hersek’te sağlık desteği</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turk-askerinden-bosna-hersekte-saglik-destegi-11218</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turk-askerinden-bosna-hersekte-saglik-destegi-11218</guid>
                <description><![CDATA[Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı Türk Temsil Heyeti, Tuzla-Zenivice bölgesinde düzenlediği sağlık taraması ve diş muayenesiyle Bosna-Hersek vatandaşlarına sağlık hizmeti sundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı Türk Temsil Heyeti, Tuzla-Zenivice bölgesinde düzenlediği sağlık taraması ve diş muayenesiyle Bosna-Hersek vatandaşlarına sağlık hizmeti sundu.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Milli Savunma Bakanlığı tarafından yürütülen Sivil-Asker İş Birliği faaliyetleri kapsamında Bosna-Hersek’te anlamlı bir sağlık çalışması gerçekleştirildi.</p>

<p>Bosna-Hersek Türk Temsil Heyeti Başkanlığı, Tuzla-Zenivice bölgesinde yaşayan vatandaşlara yönelik sağlık taraması ve diş muayenesi yaptı. Çalışmada bölge halkının temel sağlık kontrolleri gerçekleştirilirken, diş sağlığına ilişkin muayeneler de yapıldı. Yetkililer, insana dokunan her emeğin geleceğe bırakılan en değerli miras olduğu vurgusunu yaparak, bu tür faaliyetlerin dost ve kardeş ülkelerde sürdürüleceğini ifade etti.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/05/hmdzazfwaaaynau-1783250591-801-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sivil-asker iş birliği kapsamında yürüttüğü faaliyetlerin, insani yardım ve dostluk ilişkilerini güçlendirmeye devam ettiği belirtildi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/turk-askerinden-bosna-hersekte-saglik-destegi-1783260007.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Havuzu olan dikkat! Havuz keyfi faciaya dönüşmesin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/havuzu-olan-dikkat-havuz-keyfi-faciaya-donusmesin-11212</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/havuzu-olan-dikkat-havuz-keyfi-faciaya-donusmesin-11212</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi’nden uzmanlar, yaz aylarında artan havuz kullanımına dikkat çekerek can güvenliği ve kimyasal kullanımında yapılacak hataların ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nden uzmanlar, yaz aylarında artan havuz kullanımına dikkat çekerek can güvenliği ve kimyasal kullanımında yapılacak hataların ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte yüzme havuzlarına olan ilgi yükselirken, uzmanlardan havuz güvenliği ve kimyasal kullanımına ilişkin önemli uyarılar geldi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, ıslak alanlarda artan kullanımın beraberinde ciddi güvenlik riskleri getirdiğini belirterek havuzların düzenli bakım ve kontrolünün hayati önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/12/05/1733384495-r-t-u-an-002-1733395409-321-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Uçan, yüzme havuzlarında cankurtaran bulundurulması, uygun derinlik düzenlemeleri, ilk yardım ekipmanlarının hazır olması ve acil durum telefonlarının erişilebilir olması gerektiğini vurguladı. Havuz çevresinde en az 120 cm yüksekliğinde güvenlik bariyerleri bulunması, kaymaz zemin kullanılması ve uyarı levhalarının görünür şekilde yerleştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Elektrik tesisatı ve aydınlatma sistemlerinin düzenli kontrol edilmesi gerektiğine de dikkat çeken Uçan, kaçak akım rölesi kullanımının zorunlu olduğunu ve düşük voltajlı sistemlerin tercih edilmesinin güvenliği artıracağını belirtti.</p>

<p><img height="562" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/12/05/1733384491-mustafa-c-neyt-gezen-1733395368-328-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KİMYASAL KULLANIMINDA KRİTİK UYARILAR</strong></p>

<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen ise havuz kimyasallarının yanlış kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Kimyasalların kesinlikle karıştırılmaması, uygun koşullarda saklanması ve dozaj sonrası en az 30 dakika havuza girilmemesi gerektiğini söyledi. Gezen, klor ve diğer kimyasalların orijinal ambalajında muhafaza edilmesi, çocukların erişemeyeceği kilitli alanlarda saklanması gerektiğini vurgulayarak koruyucu ekipman kullanılmasının zorunlu olduğunu ifade etti.</p>

<p>Havuz suyunun pH değerinin 7,2–7,6 aralığında olması gerektiğini belirten Gezen, özellikle şok klorlama sonrası 8–12 saat beklenmeden havuza girilmemesi gerektiğini ve duş alınmasının sağlık açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi. Uzmanlar, yaz döneminde havuz kullanımının artmasıyla birlikte hem fiziksel güvenlik hem de kimyasal hijyen kurallarına uyulmasının hayati önem taşıdığını hatırlattı.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 16:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/havuzu-olan-dikkat-havuz-keyfi-faciaya-donusmesin-1783258207.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından paranoya uyarısı: Temel belirti hezeyandır, kişi inancından vazgeçmez</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmanindan-paranoya-uyarisi-temel-belirti-hezeyandir-kisi-inancindan-vazgecmez-11200</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzmanindan-paranoya-uyarisi-temel-belirti-hezeyandir-kisi-inancindan-vazgecmez-11200</guid>
                <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın temel belirtisinin hezeyan (sanrı) olduğunu belirterek, hastaların yanlış inançlarını düzeltmeye direnç gösterdiğini ve tedavide en büyük sorunun içgörü eksikliği olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın temel belirtisinin hezeyan (sanrı) olduğunu belirterek, hastaların yanlış inançlarını düzeltmeye direnç gösterdiğini ve tedavide en büyük sorunun içgörü eksikliği olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong>Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoya, şizofreni ve paranoid kişilik yapısı arasındaki farklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Paranoyanın temel belirtisinin hezeyan (sanrı) olduğunu belirten Tan, hezeyanı “mantıklı tartışmayla değiştirilemeyen yanlış inanç” olarak tanımladı.</p>

<p>Prof. Dr. Tan, paranoya yaşayan kişilerin sıklıkla takip edilme, zarar görme veya tehdit edilme gibi düşünceler geliştirdiğini ifade ederek, “Kişi ‘beni takip ediyorlar’, ‘evime kamera yerleştirdiler’, ‘bana zarar verecekler’ gibi düşüncelere kesin olarak inanır ve aksini kabul etmez” dedi.</p>

<p><img height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/05/1783154549-o-uz-tan-1783244771-532-x750.png" width="750" /></p>

<p><strong>“GERÇEK DIŞI İNANÇLAR OLUŞABİLİR”</strong></p>

<p>Paranoyanın yalnızca takip edilme düşünceleriyle sınırlı olmadığını belirten Tan, bazı hastaların mistik ya da büyüklük içerikli sanrılar geliştirebildiğini söyledi. Kişinin kendisini peygamber, icat sahibi ya da özel bir güce sahip biri olarak görebileceğini ifade etti.</p>

<p>Paranoya gelişiminde çevresel ve biyolojik faktörlerin etkili olabileceğini belirten Tan, özellikle esrar, kokain, metamfetamin ve uzun süreli alkol kullanımının risk oluşturduğunu söyledi. Aşırı bilgiye maruz kalmanın ise yatkınlığı artırabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tan, paranoya ile şizofreni arasındaki farklara da değinerek, şizofrenide hezeyanların daha dağınık ve tutarsız olabildiğini, paranoyada ise kişinin düşüncelerini daha sistemli şekilde savunduğunu ifade etti.</p>

<p>“Paranoya hastası kanıt toplar ve tutarlılık arar. Ancak şizofrenide bu kaygı daha azdır” diyen Tan, paranoya yaşayan kişilerin günlük yaşam işlevlerini büyük ölçüde sürdürebildiğini de belirtti.</p>

<p><strong>PARANOİD KİŞİLİKTEN FARKI</strong></p>

<p>Paranoyanın, paranoid kişilik yapısından farklı olduğunu vurgulayan Tan, paranoid kişilikte genel bir kuşkuculuk hâli bulunduğunu ancak tek bir kesin sanrının olmadığını söyledi.</p>

<p>Tedavi sürecine de değinen Prof. Dr. Tan, paranoya hastalarının önemli bir bölümünün hasta olduğunu kabul etmediğini belirterek, bunun tedaviyi zorlaştıran en önemli faktör olduğunu ifade etti.</p>

<p>“Hasta, ‘ben hastayım’ demez; aksine düşüncelerinin doğru olduğuna inanır” diyen Tan, buna rağmen tedaviye yanıt veren hastaların bulunduğunu ve tedavinin gerekli olduğunu vurguladı.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/uzmanindan-paranoya-uyarisi-temel-belirti-hezeyandir-kisi-inancindan-vazgecmez-1783252806.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakanlığı’nca yönetmeliği yayımlandı... Esenlik merkezlerine yeni dönem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglik-bakanliginca-yonetmeligi-yayimlandi-esenlik-merkezlerine-yeni-donem-11168</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglik-bakanliginca-yonetmeligi-yayimlandi-esenlik-merkezlerine-yeni-donem-11168</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı ”Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği” Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle esenlik merkezleri ve ünitelerinin açılış, ruhsatlandırma, personel, hizmet standartları ve denetimine ilişkin kurallar ilk kez kapsamlı şekilde düzenlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı "Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle esenlik merkezleri ve ünitelerinin açılış, ruhsatlandırma, personel, hizmet standartları ve denetimine ilişkin kurallar ilk kez kapsamlı şekilde düzenlendi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle, bireylerin sağlıklı yaşam alışkanlıklarını desteklemeye yönelik hizmet sunacak esenlik merkezleri ve ünitelerinin çalışma esasları netleştirildi. </p>

<p>Yeni yönetmelikle birlikte, Türkiye'de hızla yaygınlaşan esenlik ve sağlıklı yaşam merkezlerinin faaliyetleri ilk kez kapsamlı bir mevzuat çerçevesine kavuşturulmuş oldu.</p>

<p>Yönetmeliğe göre esenlik merkezlerinde tedavi amacı taşımayan, sağlıklı yaşamı destekleyen çok sayıda hizmet sunulabilecek. Bunlar arasında fizyoterapi, ergoterapi, dil ve konuşma terapisi, psikolojik destek, beslenme danışmanlığı, meditasyon, rehabilitasyon, hidroterapi, balneoterapi, tuz terapisi (haloterapi), güneş terapisi, uyku sağlığı hizmetleri, sanat terapileri, egzersiz programları ile Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamaları yer alacak.</p>

<p><strong>RUHSAT ZORUNLULUĞU GETİRİLDİ</strong></p>

<p>Yönetmelikle, esenlik merkezi veya ünitesi açacak gerçek ve tüzel kişilerin İl Sağlık Müdürlüklerinden ruhsat alması zorunlu hale getirildi. Ruhsat alan merkezlerin en geç 6 ay içinde faaliyete başlaması gerekecek. Bu süre içinde hizmet vermeyen merkezlerin ruhsatları iptal edilecek.</p>

<p>Yeni düzenlemeye göre; müstakil esenlik merkezlerinin en az 500 metrekare kapalı alana sahip olması, esenlik ünitelerinin ise en az 300 metrekare kapalı alanda ve müstakil girişe sahip olarak faaliyet göstermesi gerekecek. Konaklama tesisleri, spor kulüpleri ile yaşlı ve engelli bakım merkezleri de gerekli izinleri almak şartıyla bünyelerinde esenlik merkezi veya ünitesi açabilecek.</p>

<p>Her merkez ve ünitede bir mesul müdür görevlendirilmesi zorunlu olacak. Ayrıca tüm merkezlerde acil müdahale odası bulunacak ve olası acil durumlarda sevk yapılabilmesi için bir hastane veya uygun sağlık kuruluşuyla iş birliği yapılması gerekecek.</p>

<p><strong>ÜRÜN SATIŞI YASAKLANDI</strong></p>

<p>Yönetmelik kapsamında dikkat çeken düzenlemelerden biri de merkezlerde herhangi bir ürün satışının yasaklanması oldu. Ayrıca ruhsat almadan faaliyet gösterilemeyecek, hizmetler merkez dışına taşınamayacak ve kişi mahremiyeti ile kişisel sağlık verilerinin korunmasına ilişkin hükümler titizlikle uygulanacak.</p>

<p>Merkezlerde sunulan tüm hizmetler elektronik ortamda kayıt altına alınacak ve kişisel sağlık verileri ilgili mevzuat çerçevesinde Sağlık Bakanlığı'nın merkezi sağlık veri sistemine aktarılacak.</p>

<p>Yönetmeliğe aykırı faaliyet gösteren merkezlere idari yaptırımlar uygulanacak. Denetimlerde sağlık ve güvenliği tehlikeye düşüren durumların tespit edilmesi halinde merkezin faaliyeti eksiklik giderilinceye kadar durdurulabilecek. Gerçeğe aykırı belge sunulması veya yanıltıcı bilgi verilmesi durumunda ise ruhsat iptal edilecek.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/saglik-bakanliginca-yonetmeligi-yayimlandi-esenlik-merkezlerine-yeni-donem-1783240205.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kontakt lenslerin internetten reçeteli satışına düzenleme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kontakt-lenslerin-internetten-receteli-satisina-duzenleme-11027</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kontakt-lenslerin-internetten-receteli-satisina-duzenleme-11027</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu’nun (TİTCK) hazırladığı yönetmelik değişikliği Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle kontakt lenslerin internet üzerinden satışı belirli şartlara bağlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu'nun (TİTCK) hazırladığı yönetmelik değişikliği Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle kontakt lenslerin internet üzerinden satışı belirli şartlara bağlandı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği'nde değişiklik yapan yönetmelik, bugünkü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından hazırlanan düzenlemeyle, kontakt lens ürünlerinin internet ortamında satışına ilişkin yeni kurallar getirildi.</p>

<p>Buna göre, kontakt lenslerin tüketicilere internet üzerinden satışı yalnızca optisyenlik müesseselerinin Kurum tarafından izin verilen internet siteleri aracılığıyla ve reçeteli olarak yapılabilecek.</p>

<p>Yönetmelikle ayrıca, söz konusu internet sitelerine izin verilmesine ilişkin yetkinin Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu tarafından il müdürlüklerine devredilebilmesine de imkân tanındı.</p>

<p><img class="" height="296" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/03/screenshot-2026-07-03-at-14-46-36-3-temmuz-2026-cuma-1783079199-133-x750.png" width="750" /></p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/kontakt-lenslerin-internetten-receteli-satisina-duzenleme-1783080006.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Arı zehri toplanması yasallaştı! İlk kez yasal düzenleme Resmi Gazete’de</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/ari-zehri-toplanmasi-yasallasti-ilk-kez-yasal-duzenleme-resmi-gazetede-10974</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/ari-zehri-toplanmasi-yasallasti-ilk-kez-yasal-duzenleme-resmi-gazetede-10974</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı, bal arılarından arı zehri üretimine ilişkin usul ve esasları belirleyen yönetmeliği Resmî Gazete’de yayımladı. Düzenlemeyle arı zehri toplama faaliyetleri sertifika, sözleşmeli üretim, hijyen ve denetim şartlarına bağlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, bal arılarından arı zehri üretimine ilişkin usul ve esasları belirleyen yönetmeliği Resmî Gazete'de yayımladı. Düzenlemeyle arı zehri toplama faaliyetleri sertifika, sözleşmeli üretim, hijyen ve denetim şartlarına bağlandı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan "Arı Zehrinin Toplanmasına İlişkin Yönetmelik", bugünkü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>Yönetmelikle, bal arılarından elde edilen ham arı zehrinin teknik kurallara uygun, izlenebilir ve denetimli şekilde üretilmesine yönelik kapsamlı düzenlemeler hayata geçirildi.</p>

<p>Yeni düzenlemeye göre, arı zehri yalnızca Bakanlıktan izin alan işletmeler aracılığıyla ve sözleşmeli üretim modeli kapsamında toplanabilecek. Arı zehri toplayacak üreticilerin, Arıcılık Kayıt Sistemi'ne (AKS) kayıtlı olmaları ve Bakanlık tarafından verilen Arı Zehri Toplama Sertifikasına sahip bulunmaları zorunlu olacak.</p>

<p><strong>EĞİTİM VE SERTİFİKA ŞARTI GETİRİLDİ</strong></p>

<p>Yönetmelikle arı zehri toplamak isteyen üreticilere en az iki gün sürecek uygulamalı eğitim verilmesi öngörüldü. Eğitimlerde iş sağlığı ve güvenliği ile ilk yardım konularına da yer verilecek. Eğitimi başarıyla tamamlayan üreticilere Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sertifika düzenlenecek.</p>

<p>Arı zehrinin, arılara zarar vermeyecek özellikte elektrikli toplama aparatlarıyla elde edilmesi zorunlu olacak. Aynı kovandan 7 günden daha kısa aralıklarla arı zehri toplanamayacak, toplama aparatı ise kovanda 15 ila 20 dakikadan fazla tutulamayacak. Toplanan arı zehri, hava ve nem geçirmeyen amber renkli şişelerde muhafaza edilecek ve eksi 18 derecede soğuk zincir şartlarında saklanacak.</p>

<p><strong>KORUYUCU EKİPMAN ZORUNLU OLACAK</strong></p>

<p>Yönetmelik kapsamında arı zehri toplayan kişilerin maske, koruyucu gözlük, cerrahi eldiven, bone ve önlük gibi kişisel koruyucu ekipman kullanması zorunlu hale getirildi. Arılıklarda olası alerjik reaksiyonlara karşı gerekli ilaç ve temiz su bulundurulması da şart koşuldu.</p>

<p>Arı sağlığını korumak amacıyla sistemik etkili ve kalıntı bırakabilecek ilaçların kullanımına kısıtlama getirildi. Arı zehrine herhangi bir katkı maddesi eklenmesi de yasaklandı. Ayrıca arı zehri üretiminde, Türkiye'ye özgü arı ırkı ve ekotiplerinin kullanılması teşvik edildi.</p>

<p><strong>GIDA SANAYİİNDE KULLANILAMAYACAK</strong></p>

<p>Yönetmelikte dikkat çeken düzenlemelerden biri de elde edilen ham arı zehrinin gıda sanayiinde kullanılamayacağı hükmü oldu.</p>

<p>Arı zehri üretimi, yalnızca Bakanlık kayıtlarına alınmış ve ilgili mevzuata uygun faaliyet gösteren işletmelerde gerçekleştirilebilecek.</p>

<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, gerekli gördüğü durumlarda üreticiler ve işletmeler üzerinde denetim yapabilecek. Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında ise 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında idari yaptırım uygulanacak.</p>

<p>Söz konusu yönetmeliğinin detaylarına ulaşmak için <strong>tıklayabilirsiniz</strong></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/ari-zehri-toplanmasi-yasallasti-ilk-kez-yasal-duzenleme-resmi-gazetede-1783063806.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aromaterapötik ürünlere de ruhsat ve eczane zorunluluğu getirildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/aromaterapotik-urunlere-de-ruhsat-ve-eczane-zorunlulugu-getirildi-10885</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/aromaterapotik-urunlere-de-ruhsat-ve-eczane-zorunlulugu-getirildi-10885</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu, uçucu yağlar ve aromaterapi amaçlı ürünleri yeni bir yönetmelikle düzenledi. Ruhsatsız aromaterapötik ürün satışı ve majistral hazırlama yasaklandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu, uçucu yağlar ve aromaterapi amaçlı ürünleri yeni bir yönetmelikle düzenledi. Ruhsatsız aromaterapötik ürün satışı ve majistral hazırlama yasaklandı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu (TİTCK), bugün Resmî Gazete’de yayımlanan “Aromaterapötik Ürünler Hakkında Yönetmelik” ile aromaterapi alanında önemli bir düzenleme yaptı.Yönetmelik, insan sağlığını koruyucu, tedavi edici veya destekleyici etki gösteren, uçucu yağlar, sabit yağlar ve hidrosoller içeren aromaterapötik ürünlerin kaliteli, etkili ve güvenli şekilde piyasaya sunulmasını hedefliyor.Başlıca hükümler:Ruhsat zorunluluğu: Ruhsat almadan hiçbir aromaterapötik ürün piyasaya sunulamayacak ve eczanelerde majistral olarak hazırlanamayacak.</p>

<p>Ürünler sadece eczanelerde (reçeteli veya reçetesiz) satılabilecek.</p>

<p>Takviye edici gıdalar, kozmetik ürünler, tıbbi cihazlar ve geleneksel bitkisel tıbbi ürünler bu yönetmelik kapsamı dışında kalırken, gerçek kişilerde en az lisans mezuniyeti, şirketlerde ise yetkili kişi bulundurma zorunluluğu getirildi.</p>

<p>Bilimsel isimler (Türkçe-Latince), kantitatif bileşim, uyarılar (“Yutulmamalıdır”, “Göz ve mukozaya temas ettirilmemelidir” vb.), karekod ve elektronik takip sistemi zorunlu tutuldu.</p>

<p>Tıbbi bitki çayları yönetmeliğinin ardından aromaterapötik ürünler için de getirilen bu düzenleme, söz konusu kategorilerin daha kontrollü ve denetimli bir yapıya kavuşmasını sağlıyor.</p>

<p>Söz konusu yönetmeliğin detaylarına ulaşmak için <strong>tıklayabilirsiniz</strong></p>

<p></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/07/aromaterapotik-urunlere-de-ruhsat-ve-eczane-zorunlulugu-getirildi-1782986409.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz sıcakları lenfödem belirtilerini artırabiliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yaz-sicaklari-lenfodem-belirtilerini-artirabiliyor-10656</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yaz-sicaklari-lenfodem-belirtilerini-artirabiliyor-10656</guid>
                <description><![CDATA[Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, yaz sıcaklarının kanser tedavisi sonrası gelişebilen lenfödem belirtilerini artırabileceği uyarısında bulundu. Polat, erken farkındalığın ve doğru önlemlerin yaşam kalitesi için kritik olduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, yaz sıcaklarının kanser tedavisi sonrası gelişebilen lenfödem belirtilerini artırabileceği uyarısında bulundu. Polat, erken farkındalığın ve doğru önlemlerin yaşam kalitesi için kritik olduğunu belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, yaz aylarında artan sıcaklıkların özellikle kanser tedavisi sonrasında gelişebilen lenfödem belirtilerini artırabileceği uyarısında bulundu. Polat, erken farkındalık ve doğru önlemlerin yaşam kalitesinin korunmasında önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<p>Yaz mevsiminde yükselen hava sıcaklıklarının, kanser tedavisi sonrası lenfödem gelişen bireylerde kol ve bacaklarda şişlik, ağırlık hissi, gerginlik ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerin daha belirgin hale gelmesine neden olabileceğini ifade eden Polat, bu şikâyetlerin yalnızca mevsimsel değişiklik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Lenf sisteminin bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olduğunu belirten Polat, lenf damarları veya lenf bezlerinin zarar görmesi halinde dokular arasında biriken sıvının yeterince taşınamadığını ve bunun lenfödeme yol açtığını kaydetti.</p>

<p>Lenfödemin özellikle meme kanseri, jinekolojik kanserler, prostat kanseri ve melanom tedavileri sonrasında görülebildiğini aktaran Polat, lenf bezlerinin alınması veya radyoterapi uygulanmasının riski artıran başlıca nedenler arasında yer aldığını dile getirdi.</p>

<p><strong>YAZ AYLARINDA ŞİKÂYETLER ARTABİLİYOR</strong></p>

<p>Sıcak havalarda damarların genişlediğini ve dokulara daha fazla sıvı geçtiğini belirten Polat, sağlıklı bir lenf sisteminin bu yükü dengeleyebildiğini ancak lenf sistemi hasar gören kişilerde sıvı birikiminin arttığını ifade etti.</p>

<p>Bu nedenle yaz aylarında birçok hastanın kol veya bacaklarında daha fazla şişlik hissettiğini belirten Polat, uzun yolculuklar, hareketsizlik, aşırı sıcak hava ve yoğun güneş maruziyetinin de mevcut şikâyetleri artırabildiğini söyledi.</p>

<p>Lenfödemin her zaman tamamen önlenemese de belirtilerinin kontrol altına alınabileceğini vurgulayan Polat, yeterli su tüketimi, düzenli hareket, uzun süre aynı pozisyonda kalmama ve aşırı sıcak ortamlardan kaçınmanın önemine dikkat çekti. Sağlık profesyonelleri tarafından önerilen kompresyon ürünlerinin düzenli kullanımının belirtilerin yönetiminde etkili olduğunu belirten Polat, etkilenen kol veya bacakla ağır yük taşınmaması, yüklerin dengeli dağıtılması ve ani zorlanmalardan kaçınılmasının da şişliklerin artmasını önlemeye yardımcı olacağını ifade etti.</p>

<p>Lenfödem yönetiminde cilt sağlığının da önemli olduğunu belirten Polat, küçük enfeksiyonların dahi şikâyetleri artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Yaz aylarında cilt bakımının ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Polat, olası yaralanmalara karşı dikkatli olunması ve hijyen kurallarına özen gösterilmesinin önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p>1964 yılından bu yana kanserle mücadele alanında faaliyet gösteren Türk Kanser Derneği'nin farkındalık çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Polat, kanser tedavisi gören bireylerin lenfödem belirtilerini erken dönemde tanımasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Polat, "Yaz sıcaklarının getirdiği şişliği yalnızca mevsimsel bir değişiklik olarak değerlendirmemek gerekir. Bazen vücudumuz bize sessizce önemli sinyaller veriyor olabilir. Bu belirtileri doğru okumak ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmak, yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayacaktır." dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 14:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/yaz-sicaklari-lenfodem-belirtilerini-artirabiliyor-1782820808.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İstanbul Maltepe’de sağlık vatandaşın ayağına gidiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/istanbul-maltepede-saglik-vatandasin-ayagina-gidiyor-10637</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/istanbul-maltepede-saglik-vatandasin-ayagina-gidiyor-10637</guid>
                <description><![CDATA[Hastaneye ulaşmakta güçlük çeken vatandaşlar için yürütülen evde sağlık çalışmaları Maltepe’de aralıksız sürüyor. Belediye bünyesinde görev yapan sağlık ekipleri, tedavi süreci evde devam eden kişilere düzenli ziyaretler gerçekleştirerek temel sağlık ihtiyaçlarını karşılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneye ulaşmakta güçlük çeken vatandaşlar için yürütülen evde sağlık çalışmaları Maltepe’de aralıksız sürüyor. Belediye bünyesinde görev yapan sağlık ekipleri, tedavi süreci evde devam eden kişilere düzenli ziyaretler gerçekleştirerek temel sağlık ihtiyaçlarını karşılıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> İstanbul'un Maltepe ilçesinde ev ortamında sunulan hizmetler kapsamında hastalara pansuman, enjeksiyon uygulaması, kan alma işlemleri ve çeşitli tıbbi destekler sağlanırken, hasta yakınları da bakım süreçleri hakkında bilgilendiriliyor.</p>

<p>Özellikle yaşlılar, kronik rahatsızlığı bulunanlar ve hareket kabiliyeti kısıtlı bireyler için hizmet büyük kolaylık sunuyor.</p>

<p><img class="" height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/30/img-0256-1782812475-176-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Sağlık İşleri Müdürlüğü koordinasyonunda sürdürülen çalışmalar, hasta nakil araçları ve özel donanımlı servislerle destekleniyor. Ekipler, gelen talepleri değerlendirerek ihtiyaç sahibi vatandaşlara planlı şekilde ulaşıyor.</p>

<p>Evde sağlık desteğinden yararlanan Nuri Van, “Bu uygulama hem tedavi sürecimi kolaylaştırdı hem de hastaneye gitme zorluğumu azalttı. Bu konuda bize yardımcı olan Maltepe Belediyesine ve Belediye Başkanı Esin Köymen’e teşekkür ederim.” dedi.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/istanbul-maltepede-saglik-vatandasin-ayagina-gidiyor-1782813607.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SGK’dan SUT’ta kapsamlı değişiklik... Obezite ameliyatı, akciğer rehabilitasyonu ve kanser tedavilerine yeni kurallar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/sgkdan-sutta-kapsamli-degisiklik-obezite-ameliyati-akciger-rehabilitasyonu-ve-kanser-tedavilerine-yeni-kurallar-10620</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/sgkdan-sutta-kapsamli-degisiklik-obezite-ameliyati-akciger-rehabilitasyonu-ve-kanser-tedavilerine-yeni-kurallar-10620</guid>
                <description><![CDATA[Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Sağlık Uygulama Tebliği (SUT)’nde önemli değişikliklere gitti. Obezite cerrahisinden pulmoner rehabilitasyona, prostat kanseri tedavilerinden nadir hastalıklarda kullanılan ilaçlara kadar birçok alanda yeni geri ödeme ve uygulama kriterleri getirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Resmî Gazete'de yayımlanan düzenlemeyle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Sağlık Uygulama Tebliği (SUT)'nde önemli değişikliklere gitti. Obezite cerrahisinden pulmoner rehabilitasyona, prostat kanseri tedavilerinden nadir hastalıklarda kullanılan ilaçlara kadar birçok alanda yeni geri ödeme ve uygulama kriterleri getirildi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Sağlık Uygulama Tebliği'nde kapsamlı değişiklikler yaptı.</p>

<p>Resmi Gazete'de yayımlanan tebliğle birlikte sağlık hizmetlerinin geri ödeme koşulları yeniden düzenlenirken, bazı tedavi ve ilaçlara ilişkin önemli kriterler de güncellendi.</p>

<p>Düzenlemenin en dikkat çeken başlıklarından biri obezite cerrahisi oldu. Buna göre, SGK'nın obezite ameliyatı ödemelerinde uygulanacak şartlar netleştirildi. Vücut kitle indeksi (VKİ) 40'ın üzerinde olan hastalar için sağlık kurulu raporu zorunlu tutulurken, VKİ 35-40 arasında olup ek hastalığı bulunan kişilerde ise en az 6 aylık yaşam tarzı değişikliği veya medikal tedaviye rağmen kilo verilemediğinin belgelenmesi gerekecek. Ameliyatların yalnızca Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş merkezlerde gerçekleştirilebileceği hükme bağlandı.</p>

<p>Tebliğle birlikte ilk kez pulmoner rehabilitasyon tedavisi ayrı bir başlık altında düzenlendi. KOAH, amfizem, astım, bronşektazi, kronik solunum yetmezliği ve akciğer nakli öncesi veya sonrası gibi birçok hastalıkta uygulanacak rehabilitasyon hizmetleri SGK tarafından karşılanacak. Hastalar için yılda 30 seansa kadar tedavi ödenirken, tıbbi gereklilik halinde belirli şartlarla ilave 30 seans daha karşılanabilecek.</p>

<p>Kanser tedavilerinde de önemli yenilikler yer aldı.</p>

<p>Prostat kanserinde kullanılan Actinyum-225 PSMA tedavisi ilk kez geri ödeme kapsamına alınırken, bu tedavinin yalnızca üçüncü basamak kamu sağlık kuruluşlarında ve belirlenen klinik kriterleri taşıyan hastalara uygulanması şartı getirildi.</p>

<p>Nadir hastalıkların tedavisinde kullanılan ravulizumab etken maddeli ilacın geri ödeme kapsamı da genişletildi. İlaç; Paroksismal Noktürnal Hemoglobinüri (PNH) ve belirli kriterleri sağlayan Nöromiyelitis Optika Spektrum Bozukluğu (NMOSB) hastalarının tedavisinde SGK tarafından karşılanacak. Tedavi öncesinde meningokok aşısının tamamlanması şartı da getirildi.</p>

<p>Öte yandan, spinal musküler atrofi (SMA) hastalarında tek seferlik uygulanan gen tedavisinin ardından nusinersen veya risdiplam kullanımının SGK tarafından artık karşılanmayacağı hüküm altına alındı.</p>

<p>Tebliğle ayrıca toplum ruh sağlığı merkezleri, çocuk ve genç ruh sağlığı merkezleri, evde sunulan diş tedavileri, fizik tedavi uygulamaları ile çok sayıda tıbbi malzeme ve ilaç listesinde de güncellemeye gidildi.</p>

<p>Düzenlemenin bazı hükümleri Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girerken, fizik tedavi, pulmoner rehabilitasyon ve bazı işlem kodlarına ilişkin değişiklikler ise 5, 10 ve 30 iş günü içinde kademeli olarak uygulanmaya başlanacağı kaydedildi.</p>

<p>Söz konusu değişiklik tebliğinin detaylarına ulaşmak için <strong>tıklayabilirsiniz</strong></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/sgkdan-sutta-kapsamli-degisiklik-obezite-ameliyati-akciger-rehabilitasyonu-ve-kanser-tedavilerine-yeni-kurallar-1782808211.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karpuzdan eriğe ideal porsiyon önerileri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/karpuzdan-erige-ideal-porsiyon-onerileri-10407</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/karpuzdan-erige-ideal-porsiyon-onerileri-10407</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, yaz aylarında sık tüketilen 6 meyvenin sağlık üzerindeki etkilerini ve ideal tüketim miktarlarını açıkladı. Su oranı yüksek karpuzdan antioksidan zengini üzüme kadar birçok meyve, doğru porsiyonlarda tüketildiğinde sağlığa katkı sağlayabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, yaz aylarında sık tüketilen 6 meyvenin sağlık üzerindeki etkilerini ve ideal tüketim miktarlarını açıkladı. Su oranı yüksek karpuzdan antioksidan zengini üzüme kadar birçok meyve, doğru porsiyonlarda tüketildiğinde sağlığa katkı sağlayabiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Yaz aylarının vazgeçilmez meyveleri, içerdikleri vitamin, mineral ve antioksidanlarla sağlıklı beslenmede önemli bir yer tutuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, yaz meyvelerinin faydalarını ve tüketilmesi gereken ideal porsiyonları değerlendirdi. Eren, özellikle sıcak havalarda su içeriği yüksek meyvelerin vücudun sıvı ihtiyacının karşılanmasına destek olduğunu belirterek, porsiyon kontrolünün önemine dikkat çekti.</p>

<p><strong>KARPUZ: SIVI DESTEĞİ VE ANTİOKSİDAN KAYNAĞI</strong></p>

<p>Yüzde 90'ın üzerinde su içeren karpuzun yaz aylarında vücudun sıvı dengesine katkı sağladığını belirten Eren, ideal porsiyonun üç parmak kalınlığında iki dilim olduğunu ifade etti.</p>

<p>A, B6 ve C vitamini bakımından zengin olan karpuzun, potasyum ve magnezyum içeriğiyle kas kramplarının hafifletilmesine yardımcı olabileceği belirtildi. Kırmızı rengini veren likopenin ise kalp-damar sağlığı başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına karşı koruyucu etkiler gösterebildiği aktarıldı.</p>

<p><img height="767" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/28/1782471689-asm-deryaeren-gorseli-1782641229-534-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KİRAZ: KONTROLLÜ TÜKETİM ÖNERİLİYOR</strong></p>

<p>Kiraz için önerilen ideal porsiyonun 13-15 adet iri boy olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, bu meyvenin vitamin ve mineral içeriğiyle sağlıklı beslenmeye katkı sunduğunu ifade etti.</p>

<p>Çileğin C vitamini başta olmak üzere birçok vitamin ve mineral içerdiğini belirten Eren, ideal tüketim miktarının 7-8 iri veya 15 orta boy çilek olduğunu söyledi.</p>

<p>Çilekte bulunan ellagik asit, antosiyanin ve kuersetin gibi antioksidan bileşenlerin vücudu oksidatif strese karşı destekleyebileceği belirtilirken, alerjisi olan kişilerin dikkatli olması gerektiği vurgulandı.</p>

<p><strong>ÜZÜM: KALP VE DAMAR SAĞLIĞINA DESTEK</strong></p>

<p>Üzümün resveratrol, antosiyanin ve fenolik bileşenler açısından zengin olduğunu aktaran Eren, ideal porsiyonun 20 iri veya 25-30 küçük boy üzüm olduğunu belirtti.</p>

<p>Özellikle siyah üzümde bulunan resveratrolün kalp ve damar sağlığını destekleyici özellikleriyle öne çıktığını ifade eden Eren, yüksek glisemik indeks nedeniyle diyabet hastalarının porsiyon kontrolüne dikkat etmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p><strong>KAVUN: SU VE LİF KAYNAĞI</strong></p>

<p>Kavunun yüksek su ve lif içeriğiyle sindirim sistemini desteklediğini belirten Eren, ideal porsiyonun üç parmak genişliği ve uzunluğunda iki dilim olduğunu söyledi. C vitamini, beta karoten, lutein ve zeaksantin gibi bileşenler içeren kavunun bağışıklık sistemi ve göz sağlığına katkı sağlayabileceği ifade edilirken, diyabetli bireylerin tüketim miktarına dikkat etmesi gerektiği belirtildi.</p>

<p><strong>ERİK: SİNDİRİM SİSTEMİNİ DESTEKLİYOR</strong></p>

<p>Erik için önerilen ideal porsiyonun 9-10 adet olduğunu belirten Eren, yüksek lif içeriği sayesinde tokluk hissini artırdığını ve sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olabileceğini söyledi.</p>

<p>C, A ve K vitaminleri ile çeşitli mineraller içeren eriğin, bağışıklık sistemi, kemik sağlığı ve cilt sağlığı açısından da destekleyici özellikler taşıdığı aktarıldı.</p>

<p>Uzmanlar, yaz meyvelerinin sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olabileceğini ancak özellikle diyabet, tansiyon ve benzeri kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin porsiyon miktarlarına dikkat etmesi gerektiğini belirtiyor.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 14:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/karpuzdan-erige-ideal-porsiyon-onerileri-1782646204.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalitesiz güneş gözlüğü katarakt riskini artırabiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kalitesiz-gunes-gozlugu-katarakt-riskini-artirabiliyor-10406</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kalitesiz-gunes-gozlugu-katarakt-riskini-artirabiliyor-10406</guid>
                <description><![CDATA[Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, 27 Haziran Dünya Güneş Gözlüğü Günü’nde; göz sağlığı için UV400 korumalı, CE işaretli ve güvenilir noktalardan alınan gözlüklerin önemini vurgulayarak mevsimsel cam kategorilerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, 27 Haziran Dünya Güneş Gözlüğü Günü'nde; göz sağlığı için UV400 korumalı, CE işaretli ve güvenilir noktalardan alınan gözlüklerin önemini vurgulayarak mevsimsel cam kategorilerine dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dünya Güneş Gözlüğü Günü dolayısıyla güneş gözlüğü seçimi konusunu değerlendirmelerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, güneşin zararlı ışınları göz sağlığını tehdit ettiğini kaydetti.</p>

<p>Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte güneş gözlüğü kullanımının arttığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Ancak birçok kişi güneş gözlüğünü yalnızca bir moda aksesuarı olarak görüyor. Oysa güneş gözlüğü, gözleri güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarından koruyan önemli bir sağlık gerecidir. Güneşten gelen UV ışınları yalnızca cildimizi değil, gözlerimizi de etkiler. Uzun süre korunmasız şekilde UV ışınlarına maruz kalmak; katarakt, kornea hasarları, göz yüzeyi hastalıkları ve sarı nokta hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarının gelişme riskini artırabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü kullanımı estetik bir tercih değil, göz sağlığını korumaya yönelik bir gerekliliktir.” dedi.</p>

<p><strong>GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ ALIRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?</strong></p>

<p>Güneş gözlüğü alırken dikkat edilmesi gerekenleri anlatan Dr. Özdemir, “Tüketicilerin dikkat etmesi gereken ilk ve en önemli özellik, gözlüğün UV koruma özelliğine sahip olmasıdır. Camın koyu renkli olması tek başına koruma sağladığı anlamına gelmez. Bir güneş gözlüğünün ne kadar koyu olduğu değil, UV ışınlarını ne ölçüde engellediği önemlidir. Bu nedenle satın alınacak ürünün UV400 koruma özelliğine sahip olması gerekmektedir. UV400 ibaresi, gözlüğün 400 nanometreye kadar olan UVA ve UVB ışınlarının büyük bölümünü engelleyebildiğini gösterir. Ayrıca ürün üzerinde CE işaretinin bulunması ve güneş gözlükleri için geçerli olan EN ISO 12312-1 standardına uygun olması önemlidir. Bu standart, güneş gözlüklerinin güvenlik ve performans kriterlerini belirlemektedir.” diye konuştu.</p>

<p><img height="599" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/28/1782543236-naz-es-n-ba-kan-zdem-r-002-1782639042-412-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KOYU CAM HER ZAMAN DAHA FAZLA KORUMA SAĞLAMIYOR</strong></p>

<p>Toplumda en sık yapılan yanlışlardan birinin de koyu renkli camların gözleri daha iyi koruduğunu düşünmek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Oysa UV filtresi bulunmayan koyu camlar, bazı durumlarda hiç gözlük kullanmamaktan daha zararlı olabilir. Koyu cam nedeniyle göz bebeği büyür ve göz içerisine daha fazla ışık girer. Eğer cam yeterli UV korumasına sahip değilse, kişi gözlerini koruduğunu düşünürken daha fazla zararlı ışına maruz kalabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü seçerken sadece camın renginin koyuluğuna değil, UV koruma özelliğine odaklanılmalıdır" diye konuştu.</p>

<p>Güneş gözlüğü seçiminde mevsimsel koşulların da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Dr. Özdemir, camların ışık geçirgenliklerine göre kategori 0’dan kategori 4’e kadar sınıflandırıldığını söyledi ve “Kategori 0 ve 1 camlar düşük ışık koşullarında kullanılırken, kategori 2 orta ışık koşullarında ve kategori 3 camlar yoğun güneş ışığında günlük kullanım için en uygun seçeneklerdir. Kategori 4 camlar ise yüksek dağlık bölgeler, kar yansımalarının yoğun olduğu alanlar ve çok güçlü güneş ışığına maruz kalınan ortamlar için tasarlanmıştır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, günlük kullanımda en yaygın olarak kategori 2 ve kategori 3 camların tercih edildiğini ifade etti. Kategori 4 camların görünür ışığın yaklaşık yüzde 95’ini engelleyebildiğini belirten Dr. Özdemir, “Kategori 4 camlar görünür ışığın yaklaşık yüzde 95'ini engelleyebildiğinden araç kullanımı sırasında tercih edilmemelidir. Bu camlar sürücünün görüşünü olumsuz etkileyebilir ve trafik güvenliği açısından risk oluşturabilir.” dedi.</p>

<p>Güneş gözlüğü seçiminde yalnızca cam kalitesinin değil, çerçeve yapısının da önemli olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Gözlüğün yüz yapısına uygun olması, buruna rahat oturması ve göz çevresini mümkün olduğunca kapatması gerekir. Büyük çerçeveli gözlükler, güneş ışınlarının üstten, alttan ve yanlardan göze ulaşmasını azaltır. Özellikle bombeli tasarıma sahip gözlükler yanlardan gelen ışınlara karşı ilave koruma sağlayabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü seçerken yalnızca görünüşüne değil, göz çevresini ne ölçüde koruduğuna da dikkat edilmelidir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ GÜVENİLİR SATIŞ NOKTALARINDAN ALINMALI</strong></p>

<p>Günümüzde güneş gözlüklerinin marketlerden internet sitelerine kadar pek çok farklı noktada satılabildiğini hatırlatan Dr. Özdemir, “Güneş gözlükleri günümüzde tıbbi cihaz kapsamında değerlendirilmemekte, koruyucu ürün kategorisinde yer almaktadır. Bu nedenle marketlerde, benzin istasyonlarında, tekstil mağazalarında, internet sitelerinde ve seyyar satış noktalarında dahi satılabilmektedir. Ancak göz sağlığını doğrudan etkileyen bir ürünün yalnızca görünüşüne veya fiyatına bakılarak satın alınması doğru değildir. Optisyenlik müesseseleri İl Sağlık Müdürlükleri ve ilgili kamu kurumları tarafından düzenli olarak denetlenmektedir. Buna karşın farklı satış noktalarında satılan güneş gözlüklerinin UV koruma özelliklerinin doğrulanması mümkün değildir. Bu nedenle tüketicilerin güneş gözlüğü satın alırken güvenilir satış noktalarını tercih etmeleri ve ürünün teknik özelliklerini sorgulamaları büyük önem taşımaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Yeterli UV korumasına sahip olmayan güneş gözlüklerinin uzun süre kullanımının önemli riskler taşıdığına dikkat çeken Dr. Özdemir, “Yeterli UV korumasına sahip olmayan güneş gözlüklerinin uzun süre kullanılması; katarakt gelişim riskinin artmasına, kornea hasarlarına, göz yüzeyinde tahriş ve hassasiyete, sarı nokta bölgesinde hasara ve görme kalitesinde bozulmalara neden olabilir. Özellikle çocuklar, açık havada çalışan bireyler ve güneşe uzun süre maruz kalan kişiler risk altındaki gruplar arasında yer almaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>ÇOCUKLARIN GÖZLERİ DAHA FAZLA KORUNMALI</strong></p>

<p>Çocukların göz yapılarının yetişkinlere göre UV ışınlarına karşı daha hassas olduğunu vurgulayan Dr. Özdemir, “Çocukların göz merceğinin daha geçirgen olması nedeniyle zararlı UV ışınları gözün daha derin yapılarına ulaşabilmektedir. Bu nedenle çocuklarda güneş gözlüğü kullanımı ihmal edilmemelidir. Çocuklar için seçilecek güneş gözlüklerinde UV400 koruması, CE işareti, kırılmaya dayanıklı malzeme kullanımı ve yüz yapısına uygunluk mutlaka dikkate alınmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p>Güneş gözlüğünün bir moda ürünü olmanın çok ötesinde, göz sağlığını koruyan önemli bir yardımcı olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Naz Esin Başkan Özdemir, “Tüketicilerin yalnızca fiyatına, markasına veya görünümüne göre değil; UV korumasına, standartlara uygunluğuna ve satın aldıkları satış noktasının güvenilirliğine göre seçim yapmaları gerekir. Unutulmamalıdır ki doğru seçilmiş bir güneş gözlüğü yalnızca daha konforlu bir görüş sağlamakla kalmaz, aynı zamanda göz sağlığının korunmasına da önemli katkı sunar.” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/kalitesiz-gunes-gozlugu-katarakt-riskini-artirabiliyor-1782644408.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı sıcaklar beyin fonksiyonlarını etkiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonlarini-etkiliyor-10377</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonlarini-etkiliyor-10377</guid>
                <description><![CDATA[Aşırı sıcakların, beyne giden kan akışı ve oksijen miktarını azaltabildiğini belirten uzmanlar, bu durumun bilişsel performansı olumsuz etkileyebildiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcakların, beyne giden kan akışı ve oksijen miktarını azaltabildiğini belirten uzmanlar, bu durumun bilişsel performansı olumsuz etkileyebildiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon ve karar verme süreçlerinde yavaşlamaya yol açabildiğini aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Beyin, sıcak ortamda aynı anda hem bilişsel görevleri sürdürmeye hem de vücut ısısını dengelemeye çalışır. Bu durum bir anlamda sinir sisteminin kaynaklarını iki farklı göreve bölmesi anlamına gelir.” dedi. Sıcak çarpmasının ise ciddi nörolojik hasarlara kadar ilerleyebilen bir tabloya neden olabileceğine dikkat çeken Alp, düzenli sıvı tüketimi ve doğru önlemlerle sıcaklığın beyin üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılabileceğini vurguladı.</p>

<p>Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, aşırı sıcakların beyin fonksiyonları, bilişsel performans, ruh hali ve nörolojik sağlık üzerindeki etkileri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>AŞIRI SICAKLAR BEYNE GİDEN KAN AKIMI VE OKSİJEN MİKTARINI AZALTABİLİYOR!</strong></p>

<p>Beynin, vücut ağırlığımızın yaklaşık yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen toplam enerjinin yaklaşık yüzde 20'sini tüketen son derece hassas bir organ olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Yüksek sıcaklıklarda organizma öncelikle vücut ısısını sabit tutmaya çalışır. Bu süreçte cilt damarları genişler, terleme artar ve dolaşım sistemi yeniden düzenlenir.” dedi.</p>

<p><img class="" height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/28/1782541224-zeynep-bet-l-alp-1782629238-327-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Ancak aşırı sıcak koşullarda sıvı ve elektrolit kaybı ortaya çıktığında beyne ulaşan kan akımı ve oksijenlenmenin etkilenebileceğine işaret eden Alp, “Bunun sonucunda dikkat, karar verme, işlem hızı ve yürütücü işlevler gibi üst düzey bilişsel süreçlerde geçici bozulmalar görülebilir. Ayrıca sıcaklık artışı, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan nörotransmitter sistemlerinin çalışma dengesini de etkileyebilir. Bu nedenle kişi kendisini daha yorgun, dalgın ve zihinsel olarak daha yavaş hissedebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>SICAK HAVA KARAR VERME SÜREÇLERİNİ YAVAŞLATABİLİR!</strong></p>

<p>Araştırmaların özellikle uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon, çalışma belleği ve problem çözme performansında azalmaya yol açabileceğini gösterdiğini dile getiren Zeynep Betül Alp, “Beyin, sıcak ortamda aynı anda hem bilişsel görevleri sürdürmeye hem de vücut ısısını dengelemeye çalışır. Bu durum bir anlamda sinir sisteminin kaynaklarını iki farklı göreve bölmesi anlamına gelir. Sonuç olarak zihinsel performans düşebilir, hata yapma olasılığı artabilir ve karar verme süreçleri yavaşlayabilir. Özellikle yaşlı bireyler, çocuklar, kronik hastalığı olan kişiler ve yoğun zihinsel performans gerektiren işlerde çalışanlar bu etkilerden daha fazla etkilenebilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>SUSUZLUK BEYİN FONKSİYONLARINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR!</strong></p>

<p>Dehidrasyonun, yani vücudun susuz kalmasının, beyin fonksiyonlarını doğrudan etkileyen önemli bir faktör olduğuna dikkat çeken Alp, şunları söyledi:</p>

<p>“Beynin yaklaşık yüzde 75'i sudan oluşur ve sinir hücrelerinin sağlıklı çalışabilmesi için uygun sıvı-elektrolit dengesi gereklidir. Vücut sıvısı azaldığında kan hacmi düşer ve beynin beslenmesi zorlaşabilir. Bunun yanında sodyum ve potasyum gibi elektrolitlerdeki değişimler sinir hücrelerinin elektriksel iletişimini etkiler. Sonuç olarak dikkat azalması, zihinsel yavaşlama, unutkanlık hissi, baş ağrısı, reaksiyon süresinde uzama ve karar vermede güçlük görülebilir. Bazı çalışmalar, hafif düzeydeki sıvı kaybının bile bilişsel performansta ölçülebilir düşüşlere yol açabileceğini göstermektedir.”</p>

<p>Sıcak çarpmasının tıbbi açıdan acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğuna dikkat çeken Zeynep Betül Alp, “Vücut sıcaklığı aşırı yükseldiğinde beyindeki koruyucu mekanizmalar yetersiz kalmaya başlar.” dedi.</p>

<p>Bu süreçte kan-beyin bariyerinin bütünlüğünün bozulabileceğini aktaran Alp, “Sinir hücrelerinde metabolik stres gelişebilir ve yaygın inflamatuvar yanıt ortaya çıkabilir. Aynı zamanda hücresel proteinler zarar görebilir, oksidatif stres artabilir ve bazı bölgelerde ödem gelişebilir. Klinik olarak bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, yönelim kaybı, davranış değişiklikleri, nöbetler ve ağır vakalarda koma görülebilir. Tedavi gecikirse kalıcı nörolojik hasar riski ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Yüksek sıcaklıkların uyku kalitesini bozabileceğini, fiziksel rahatsızlık hissini artırabileceğini ve kişinin stres toleransını azaltabileceğini vurgulayan Alp, “Bunun psikolojik sonuçları olarak gerginlik ve tahammülsüzlük ortaya çıkabilir. Öte yandan sıcaklık, beyindeki serotonin, dopamin ve diğer nörotransmitter sistemlerini de etkileyebilir. Dehidrasyon ve yorgunluk da sinir sisteminin işleyişini değiştirerek irritabiliteyi artırabilir. Bu nedenle sıcak havalarda görülen sinirlilik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin birlikte oluşturduğu bir tablo olarak değerlendirilmelidir.” diye konuştu.</p>

<p>Beynimizi sıcak havanın olumsuz etkilerinden korumak için bazı önlemler alınabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Gün boyunca, susamayı beklemeden düzenli sıvı tüketmek, özellikle öğle saatlerinde uzun süre doğrudan güneş altında kalmamak, kapalı ortamların yeterli havalandırılmasını sağlamak, düzenli ve kaliteli uyku almak, yoğun fiziksel aktiviteleri günün daha serin saatlerine planlamak gerekir. Yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireylerde sıcak stresine karşı daha dikkatli olunmalı. Terlemeyle kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin dengeli biçimde yerine konmasına özen gösterilmeli. Beyin fonksiyonlarının sağlıklı sürdürülebilmesi için en kritik unsur, vücudun sıvı ve sıcaklık dengesinin korunmasıdır. Basit gibi görünen bu önlemler, sıcak havalarda bilişsel performansın korunmasına ve sıcaklığa bağlı nörolojik risklerin azalmasına önemli katkı sağlar.” dedi.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonlarini-etkiliyor-1782633604.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havalarda omurga sağlığına dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/sicak-havalarda-omurga-sagligina-dikkat-10329</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/sicak-havalarda-omurga-sagligina-dikkat-10329</guid>
                <description><![CDATA[Sıcak havaların artmasıyla birlikte sağlık sorunları da gündeme geldi. Uzmanlar, sıcak hava, omurga sağlığı açısından olumsuz etkiler yaratabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havaların artmasıyla birlikte sağlık sorunları da gündeme geldi. Uzmanlar, sıcak hava, omurga sağlığı açısından olumsuz etkiler yaratabileceği uyarısında bulundu.</p><p><b style="color: rgb(80, 0, 80);">İSTANBUL (İGFA) - Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr. Ahmet İnanır konu hakkında bilgiler verdi.</b><br />
<br />
Özellikle aşırı sıcaklarla uğraştığımız şu yaz ayları, güneşli günler ve tatil dönemleriyle dolu olup, birçok kişi için dışarıda aktif olma ve spor yapma zamanı demektir. Ancak sıcak hava, vücudumuz üzerinde bazı olumsuz etkiler yaratabilir, özellikle omurga sağlığımız açısından. Peki sıcak havanın omurga üzerindeki etkilerini nelerdir ? Bu etkileri minimize edebilmek için neler yapılabilir ?<br />
 </p>

<p><b>Sıcak Havanın Omurgaya Etkileri</b><br />
<br />
<b>Kas Gevşemesi</b> Sıcak hava, kaslarımızın doğal olarak gevşemesine neden olabilir. Bu durum, omurgayı destekleyen kasların da gevşemesi anlamına gelir. Gevşemiş kaslar, bel ve boyun bölgesinde yaralanmalara daha açık hale gelmeye yol açabilir.<br />
<b>Dehidrasyon</b>Yüksek sıcaklıklarda yeterli su almadığımızda, vücudumuz susuz kalabilir. Dehidrasyon, kasların sağlıklı çalışmasını etkileyebilir ve kas kramplarına yol açabilir. Bu durum, omurgada daha fazla baskı oluşturarak ağrılara sebep olabilir.<br />
<b>Aşırı Aktivite</b>Yaz mevsiminde, açık hava etkinlikleri ve spor aktiviteleri artar. Ancak, aşırı fiziksel aktiviteler, omurgayı zorlayabilir. Özellikle uzun süreli veya yoğun egzersiz, bel ve sırt hücrelerinde yaralanmalara yol açabilir.<br />
<b>Postür Problemleri</b>Sıcak havalarda, uzun süre oturmanın ve kötü postürün etkisi daha fazla hissedilebilir. Düzgün oturmamak, omurganın doğal eğrisini bozarak bel ve sırt ağrılarına sebep olabilir. Bu durum, özellikle ofis ortamında çalışanlarda sıkça karşılaşılan bir sorundur.<br />
<b>Öneriler:</b><br />
<b>Yeterince Su İçin: </b>Günde en az 2-3 litre su içmeye çalışın. Egzersiz yapıyorsanız, sıvı alımınıza dikkat edin.  <b>Dengeli Aktiviteler: </b>Fiziksel aktivitelerinizi dengeli bir şekilde düzenleyin. Güçlü ve hafif egzersizler arasında denge kurarak vücudunuzu aşırı zorlamaktan kaçının.<br />
<b>Doğru Postür:</b> Çalışma alanınızda ergonomik bir sandalye kullanmaya özen gösterin. Bilgisayar ekranı göz hizasında olmalı ve ayaklarınız yere tam olarak basmalı. <br />
<b>Esneme Egzersizleri: </b>Her gün birkaç dakika ayırarak boyun, bel ve sırt kaslarınızı esnetin. Dönme, eğilme gibi hareketlerle kaslarınızı güçlendirin.<br />
<b>Güneş Koruma: </b>Sıcak havalarda açık alanda daha fazla zaman geçirdiğimiz için cildimizi güneşten koruyalım. Güneş kremi kullanarak hem cilt sağlığımızı korumuş oluruz hem de aşırı sıcaklardan kaçınırız.<br />
<b>Yanlış Su Derinliğine ve Yüksekten Atlamaya Dikkat !: </b>Atlama yapmadan önce suyun derinliğini kontrol etmemek kıymetli bir hata olabilir. Sığ sularda atlamak, baş ve boyun yaralanmalarına yol açabilir. Yol açabileceği yaralanmalar arasında omurga kırıkları ve çıkıkları yer alır.Yüksekten atlama, vücudu daha fazla darbeye maruz bırakır. Düşme anında omurgadaki baskı artar ve bu da yaralanma riskini yükseltir. Aniden soğuk suya girmenin de ani kas kasılmalarına ve omurga sorunlarına neden olabileceği unutulmamalıdır.<br />
<br />
Doç.Dr.Ahmet İnanır, "Sıcak hava, omurga sağlığımız üzerinde önemli etkilere sahip olabilir. Ancak, alacağımız önlemlerle bu etkileri azaltmak mümkündür. Unutmayın, sağlıklı bir omurga, sağlıklı bir yaşamın temelidir. Yaz aylarının tadını çıkarırken, sağlığınızı ön planda tutmayı ihmal etmeyin.''dedi.<br style="text-align: start; color: rgb(26, 26, 26); background-color: rgb(255, 255, 255);" />
 </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/sicak-havalarda-omurga-sagligina-dikkat-1782561606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’nin ilk yerli kalp-akciğer makinesiyle ilk ameliyat başarıyla gerçekleştirildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turkiyenin-ilk-yerli-kalp-akciger-makinesiyle-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi-10279</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turkiyenin-ilk-yerli-kalp-akciger-makinesiyle-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi-10279</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’nin sağlık teknolojileri alanındaki yerlileşme çalışmalarında önemli bir adım daha atıldı. Sağlık Bakanlığı ile ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen Türkiye’nin ilk yerli kalp-akciğer makinesi kullanılarak gerçekleştirilen ilk ameliyatın başarıyla tamamlandığı bildirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin sağlık teknolojileri alanındaki yerlileşme çalışmalarında önemli bir adım daha atıldı. Sağlık Bakanlığı ile ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen Türkiye’nin ilk yerli kalp-akciğer makinesi kullanılarak gerçekleştirilen ilk ameliyatın başarıyla tamamlandığı bildirildi.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) </strong> - T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu operasyonun Türk sağlık sanayisi açısından önemli bir dönüm noktası olduğu vurgulandı.</p>

<p>Açıklamada, “Bugün bizim gurur günümüz. Türk sağlık sanayisinde dönüm noktalarından biri.” ifadelerine yer verilerek, yerli teknolojiyle geliştirilen kalp-akciğer makinesinin ilk kez bir ameliyatta başarıyla kullanıldığı belirtildi.</p>

<p>Operasyonda görev alan mühendisler, hekimler ve sağlık çalışanlarına teşekkür edilen açıklamada, sağlık teknolojilerinde yerli üretim kapasitesinin artırılmasının önemine dikkat çekildi.</p>

<p>Başarıyla tamamlanan tarihî operasyonun ardından hastaya geçmiş olsun dilekleri iletilerek, sağlıklı bir yaşam temennisinde bulunuldu.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı, “Üreten Sağlık” vizyonu doğrultusunda sağlık alanında yerli ve millî teknolojilerin geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdürüleceğini bildirdi.</p>

<p><p lang="tr" dir="ltr">“Bugün bizim gurur günümüz. Türk sağlık sanayisinde dönüm noktalarından biri.”<br><br>Bakanlığımız ve ASELSAN iş birliğiyle üretilen Türkiye’nin ilk yerli kalp-akciğer makinesi kullanılarak gerçekleştirilen birinci ameliyat başarıyla tamamlandı.<br><br>Hayat kurtaran bu büyük adımda emeği… pic.twitter.com/BVD9SJLQc3</p>&mdash; T.C. Sağlık Bakanlığı (@saglikbakanligi) June 26, 2026 </p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 18:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/turkiyenin-ilk-yerli-kalp-akciger-makinesiyle-ilk-ameliyat-basariyla-gerceklestirildi-1782493208.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeşilay’dan uyuşturucuyla mücadele çağrısı: En güçlü kalkanımız önleme</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yesilaydan-uyusturucuyla-mucadele-cagrisi-en-guclu-kalkanimiz-onleme-10254</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yesilaydan-uyusturucuyla-mucadele-cagrisi-en-guclu-kalkanimiz-onleme-10254</guid>
                <description><![CDATA[Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada uyuşturucu kullanımı son 10 yılda yüzde 28 arttı. Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, bağımlılıkla mücadelede aile, okul, sivil toplum ve toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada uyuşturucu kullanımı son 10 yılda yüzde 28 arttı. Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, bağımlılıkla mücadelede aile, okul, sivil toplum ve toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) 2025 Dünya Uyuşturucu Raporu, küresel ölçekte uyuşturucu kullanımındaki artışın sürdüğünü ortaya koydu. Rapora göre 2023 yılı itibarıyla dünya genelinde 316 milyon kişinin uyuşturucu kullandığı, bunun 15-64 yaş arası nüfusun yaklaşık yüzde 6’sına denk geldiği belirtildi.</p>

<p>Son 10 yılda uyuşturucu kullanımının yüzde 28 arttığı kaydedilirken, uyuşturucu kullanım bozukluğu yaşayan yaklaşık 64 milyon kişinin yalnızca yüzde 8,1’inin tedavi hizmetlerine ulaşabildiği bildirildi.</p>

<p>Türkiye’de ise 15 yaş üzeri bireylerde uyuşturucu kullanım oranının yüzde 0,9 seviyesinde olduğu ifade edilirken, Batı Avrupa ülkelerinde bu oranın yüzde 7-9 bandına ulaştığı belirtildi.</p>

<p>Bununla birlikte Türkiye’de uyuşturucu maddeye bağlı ölümlerde artış yaşandı. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre 2024 yılında uyuşturucu bağlantılı ölümler bir önceki yıla göre yüzde 42 artarak 427’ye yükseldi. Ölümlerde özellikle sentetik ve çoklu madde kullanımının öne çıktığı bildirildi.</p>

<p><strong>“UYUŞTURUCU SORUNU TOPLUMUN TAMAMINI İLGİLENDİREN BİR TEHDİT”</strong></p>

<p>Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, 26 Haziran Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, uyuşturucu sorununun yalnızca bireysel bir mesele olmadığını söyledi. Dinç, uyuşturucunun aileleri, eğitim sistemini, çalışma hayatını ve toplum güvenliğini etkileyen çok boyutlu bir tehdit haline geldiğini belirterek, mücadelede ailelerin, eğitim kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Medyanın da bağımlılıkla mücadelede önemli bir rol üstlendiğine dikkat çeken Dinç, uyuşturucu haberlerinde özendirici veya kullanım yöntemlerini anlatan bir dilden kaçınılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Bağımlılıkla mücadelede en etkili yöntemin önleme çalışmaları olduğunu belirten Dinç, bilimsel temelli programların, aile eğitimlerinin ve gençleri güçlendiren çalışmaların önemine dikkat çekti. Başkan Dinç, “Bir gencimizin uyuşturucuya hiç başlamamasını sağlamak, başladıktan sonra tedavi etmeye çalışmaktan hem insani hem de ekonomik açıdan çok daha kıymetlidir” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin bağımlılıkla mücadeledeki kazanımlarını koruyabilmesi için kararlı ve toplumun tüm kesimlerinin katkı sunduğu bir mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini belirten Dinç, her çocuğun ve gencin bağımlılıklardan uzak, sağlıklı bir geleceğe sahip olmasının ortak sorumluluk olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>“BAĞIMLILIK BİR KADER DEĞİLDİR”</strong></p>

<p>Yeşilay’ın YEDAM çatısı altında bağımlılıkla mücadele eden bireyler ve ailelere ücretsiz, gizlilik esasına dayalı psikolojik ve sosyal destek sunduğunu hatırlatan Dinç, bağımlılığın doğru destek ve bilimsel yöntemlerle aşılabileceğini söyledi. Başkan Dinç, “Her bağımlılığın bir hikâyesi vardır, her hikâyenin de bir umudu” diyerek, 26 Haziran vesilesiyle tüm toplumu bağımlılıkla mücadelede ortak sorumluluk almaya davet etti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/yesilaydan-uyusturucuyla-mucadele-cagrisi-en-guclu-kalkanimiz-onleme-1782482406.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeşilay’dan alkol raporu... Alkole başlama yaşı 19,4 olarak ölçüldü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yesilaydan-alkol-raporu-alkole-baslama-yasi-194-olarak-olculdu-10017</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/yesilaydan-alkol-raporu-alkole-baslama-yasi-194-olarak-olculdu-10017</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin hazırladığı “Türkiye Alkol Araştırma Raporu”, alkol kullanımının bireysel, toplumsal ve ekonomik etkilerini ortaya koydu. Rapora göre Türkiye’de 15 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 20,8’i hayatında en az bir kez alkol kullandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin hazırladığı “Türkiye Alkol Araştırma Raporu”, alkol kullanımının bireysel, toplumsal ve ekonomik etkilerini ortaya koydu. Rapora göre Türkiye’de 15 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 20,8’i hayatında en az bir kez alkol kullandı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılıklarla mücadele kapsamında hazırladığı Türkiye Alkol Araştırma Raporunu kamuoyuyla paylaştı.</p>

<p>Daha önce “Bağımlılıkların Ekonomiye Maliyeti Raporu”, “Türkiye Kumar Raporu” ve “Türkiye Tütün Raporu” gibi çalışmaları yayımlayan Yeşilay’ın yeni araştırması, alkol kullanım alışkanlıkları, bağımlılık riski ve koruyucu politikalara ilişkin önemli veriler ortaya koydu. Rapora göre Türkiye’de 15 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 20,8’i hayatında en az bir kez alkol kullandığını belirtirken, yüzde 79,2’si hiç alkol kullanmadığını ifade etti. Son 12 ay içinde alkol kullananların oranı yüzde 11,4, son 30 gün içinde kullananların oranı ise yüzde 7,1 olarak belirlendi.</p>

<p>Araştırmada, alkol kullanımına başlama yaşının ortalama 19,4 olduğu tespit edilirken, katılımcıların yaklaşık yarısının ilk alkol deneyimini 18 yaşında veya daha önce yaşadığı görüldü.</p>

<p><strong>ARKADAŞ ÇEVRESİ İLK SIRADA</strong></p>

<p>Rapora göre alkol kullanımına başlamada en etkili faktör yüzde 48,8 ile arkadaş çevresi oldu. Bunu yüzde 45,4 ile eğlence amacı, yüzde 43,6 ile merak duygusu takip etti. Dünya genelinde alkol kullanım bozukluğu yaşayan yaklaşık 400 milyon kişinin bulunduğu belirtilen raporda, Türkiye’de alkol kullanım bozukluğu yaygınlığı yüzde 4,8 olarak açıklandı.</p>

<p>Programda konuşan Yeşilay Genel Başkanı Mehmet Dinç, bağımlılıkların günümüzün önemli toplumsal risklerinden biri olduğunu belirtti. Alkolün zaman zaman sosyalleşmenin ve eğlencenin bir parçası gibi sunulduğunu ifade eden Dinç, bilimsel verilerin alkol kullanımının bireysel ve toplumsal sorunları artırabildiğini gösterdiğini söyledi. Genel Başkan Dinç, “Dünya Sağlık Örgütü, alkol kullanımında güvenli bir alt sınır bulunmadığını ifade ediyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 600 bin insan alkol nedeniyle hayatını kaybediyor.” dedi.</p>

<p>Araştırma sonuçları, toplumun alkolle mücadele kapsamında koruyucu politikalara önemli ölçüde destek verdiğini de ortaya koydu. Katılımcılar; öğrenci yurtları, spor kulüpleri ve kafelerde alkol satışının sınırlandırılması, reklam ve promosyon faaliyetlerine yönelik düzenlemeler, benzin istasyonlarında satış yapılmaması ve satış saatlerine ilişkin tedbirler gibi uygulamalara destek verdi.</p>

<p>Yeşilay’ın 81 ilde hizmet veren Yeşilay Danışmanlık Merkezi birimleriyle bağımlılık sorunu yaşayan vatandaşlara ücretsiz ve gizlilik esasına dayalı destek sunduğu belirtildi.</p>

<p><img height="562" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/24/1782292825-alkol-ara-t-rma-raporu-2-1782308755-771-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Rabia Bilici, alkol kullanımına erken yaşta başlamanın bağımlılık riskini artırdığına dikkat çekerek, gençlere yönelik önleme çalışmalarının önemini vurguladı.</p>

<p>Uzmanlar ayrıca alkolün karaciğer hastalıkları, kanser, kalp-damar hastalıkları ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere birçok sağlık riskiyle ilişkili olduğuna dikkat çekti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/yesilaydan-alkol-raporu-alkole-baslama-yasi-194-olarak-olculdu-1782309606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bursa Teknik’ten yaraların hızlı iyileşmesini hedefleyen cerrahi iplik projesi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bursa-teknikten-yaralarin-hizli-iyilesmesini-hedefleyen-cerrahi-iplik-projesi-9947</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bursa-teknikten-yaralarin-hizli-iyilesmesini-hedefleyen-cerrahi-iplik-projesi-9947</guid>
                <description><![CDATA[Bursa Teknik Üniversitesi bilim insanları, ameliyat sonrası iyileşme sürecini hızlandırabilecek yeni nesil cerrahi iplik geliştirmek için çalışıyor. TÜBİTAK desteği alan projede, dokuların daha hızlı yenilenmesine yardımcı olacak biyolojik kaplama teknolojisi geliştirilecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Teknik Üniversitesi bilim insanları, ameliyat sonrası iyileşme sürecini hızlandırabilecek yeni nesil cerrahi iplik geliştirmek için çalışıyor. TÜBİTAK desteği alan projede, dokuların daha hızlı yenilenmesine yardımcı olacak biyolojik kaplama teknolojisi geliştirilecek.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü'nde YÖK Doktora Sonrası Araştırmacı İstihdamı programı dâhilinde görev yapan Dr. Halime Serinçay'ın yürütücülüğünü üstlendiği araştırma projesi, TÜBİTAK 2218 Yurt İçi Doktora Sonrası Araştırma Burs Programı tarafından desteklenmeye hak kazandı.</p>

<p>Danışmanlığını Doç. Dr. Gökçe Taner'in yaptığı projede, ameliyatlarda kullanılan cerrahi ipliklerin yara iyileşmesini destekleyeceği yeni bir teknoloji geliştirilmesi hedefleniyor. Ameliyat sonrasında kullanılan cerrahi iplikler, yaraların kapanması ve dokuların yeniden birleşmesinde önemli rol oynuyor. Ancak günümüzde kullanılan birçok cerrahi iplik, yara kapatma ve enfeksiyon riskini azaltmaya yardımcı olsa da yara dokusunun yenilenmesini doğrudan destekleyemiyor. BTÜ'de yürütülen araştırmada ise bu soruna çözüm geliştirilmesi amaçlanıyor. </p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/24/6j5a1428-1600x1067-1782286497-836-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>DOĞAL DOKULARI TAKLİT EDEN KAPLAMA…</strong></p>

<p>Proje kapsamında, doğal dokuların yapısını taklit eden biyolojik bir kaplama geliştirilerek cerrahi ipliklerin yüzeyine uygulanacak. Böylece ameliyat sonrası iyileşme sürecinde hücrelerin daha kolay çoğalması ve yeni dokunun daha hızlı oluşması hedefleniyor. Projede sığır derisinden üretilecek olan hücresizleştirilmiş hücre dışı matriksin metakrilat türevleri ile fonksiyonelleştirilmesi ve elde edilen bu biyokompozit yapının ticari cerrahi ipliklerin yüzeyine kaplama yapılması planlanıyor. Proje Yürütücüsü Dr. Halime Serinçay, geliştirilecek kaplamanın yara bölgesinde doğal bir iyileşme ortamı oluşturarak dokuların kendini daha hızlı onarmasına katkı sağlayacağını belirtti. </p>

<p>Mevcut cerrahi ipliklere uygulanabilecek şekilde tasarlanan sistemin, sağlık alanında kolaylıkla kullanılabilecek bir teknolojiye dönüşme potansiyeli taşıdığını dile getiren Dr. Serinçay, “Geliştirdiğimiz bu yeni nesil cerrahi iplik kaplama teknolojisinin, hem enfeksiyonlarla mücadeleye destek olması hem de yara iyileşme sürecini hızlandırmasıyla cerrahi tedavilerde önemli faydalar sağlamasını bekliyoruz” dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/24/6j5a1410-1600x1067-1782286507-209-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, sağlık alanında yaşam kalitesini artırmaya yönelik araştırmaların üniversitenin öncelikleri arasında yer aldığını belirterek, "Akademisyenlerimizin yürüttüğü bu çalışma, bilimsel bilginin toplumsal faydaya dönüştürülmesi açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. TÜBİTAK tarafından desteklenen projenin, ameliyat sonrası iyileşme süreçlerine katkı sağlayacak yenilikçi sonuçlar ortaya koyacağına inanıyorum. Projede görev alan araştırmacılarımızı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum" diye konuştu.</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/bursa-teknikten-yaralarin-hizli-iyilesmesini-hedefleyen-cerrahi-iplik-projesi-1782288014.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Horlama ve uyku apnesine karşı Bornova’da güç birliği</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/horlama-ve-uyku-apnesine-karsi-bornovada-guc-birligi-9943</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/horlama-ve-uyku-apnesine-karsi-bornovada-guc-birligi-9943</guid>
                <description><![CDATA[Bornova  Belediyesi ve Özel Ento Cerrahi Tıp Merkezi işbirliğiyle düzenlenen ”Horlama ve Uyku Apnesinde Güncel Yaklaşımlar” panelinde, uzmanlar uykuda nefes kesilmesinin ve horlamanın hayati riskler taşıyan ciddi birer hastalık olduğunu vurguladı. Yoğun ilgi gören etkinlikte, uzmanlar katılımcıların merak ettiği soruları da yanıtladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bornova  Belediyesi ve Özel Ento Cerrahi Tıp Merkezi işbirliğiyle düzenlenen "Horlama ve Uyku Apnesinde Güncel Yaklaşımlar" panelinde, uzmanlar uykuda nefes kesilmesinin ve horlamanın hayati riskler taşıyan ciddi birer hastalık olduğunu vurguladı. Yoğun ilgi gören etkinlikte, uzmanlar katılımcıların merak ettiği soruları da yanıtladı.</p><p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>Bornova Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü organizasyonunda, Özel Ento Cerrahi Tıp Merkezi işbirliğiyle düzenlenen "Horlama ve Uyku Apnesinde Güncel Yaklaşımlar" paneli, Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi Çok Amaçlı Salonu’nda yoğun katılım ve ilgiyle gerçekleştirildi.</p>

<p><strong>"HORLAMA BOŞANMALARA BİLE SEBEP OLABİLEN SOSYAL BİR PROBLEM"</strong></p>

<p>Panelde konuşan KBB Uzmanı Op. Dr. Ümit Filiz, gün içinde kendilerine başvuran hastaların büyük bir çoğunluğunun horlama şikayeti olduğunu belirterek, bu durumun normalleştirilmemesi gereken bir hastalık olduğunu vurguladı. Horlamanın 40’lı yaşlara kadar erkeklerde daha çok görüldüğünü, menopoz sonrasında ise bu oranın kadın ve erkekler için eşitlendiğini ifade eden Dr. Filiz, bu sorunun sadece horlayanı değil, yanındaki kişiyi de ilgilendirdiğini söyledi. Horlayan kişilerin sosyal hayatta dışlanabildiğini, hatta bu durumun boşanmalara bile sebep olduğunu belirten Filiz, uykuda nefes kesilmesi olarak tanımlanan uyku apnesinin 10 saniyeden fazla sürmesi halinde çok tehlikeli olduğunu hatırlattı. Dr. Ümit Filiz, tüm bu sorunların aile hayatını derinden etkileyen sosyal bir problem olduğunu ancak tedavisinin mümkün olduğunu söyleyerek, kimsenin bu hastalıkla yaşamak zorunda olmadığını ve rüyaların bile ancak derin uykularda görülebileceğini sözlerine ekledi.</p>

<p><img class="" height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/24/yzc-1388-1782287233-824-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>"DÜNYADA 1.5MİLYAR İNSAN BU HASTALIKLA MÜCADELE EDİYOR"</strong></p>

<p>Türk Uyku Tıbbı Derneği (TUTD) Başkanı Prof. Dr. Zeynep Zeren Uçar, tıpkı pandemide olduğu gibi günümüzde de uyku apnesi ile ilgili ciddi bir salgınla karşı karşıya olunduğunu ifade etti. Uykunun basit bir eylem olmadığını, kaliteli uyku sayesinde insan vücudunun ve beyninin kendini sıfırlayıp yenilediğini belirten Prof. Dr. Uçar, bu yüzden horlamanın kesinlikle hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekti. Dünyada bu hastalığı yaşayan yaklaşık 1.5 milyar insan olduğunu ve özellikle obez bireylerin büyük risk altında bulunduğunu vurgulayan Uçar, uyku apnesi olan kişilerin kilo vermede de büyük sıkıntılar yaşadığını dile getirdi. Kaliteli uykunun çocukların gelişimi için bile kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Uçar; anatomik yatkınlıklar, temel risk faktörleri ve tanı yöntemlerinin yanı sıra kalp, tansiyon ve felçli hastalarda uyku apnesi sendromunun çok daha sık görüldüğünü vurguladı.</p>

<p>Protez Uzmanı Diş Hekimi Dr. Bilkay Karaman ise horlama ve uyku apnesinin ağız ve diş sağlığı ile doğrudan ilişkisini gözler önüne serdi. Uykuyu "ölmek ile yaşamak arasında olduğumuz bir yer" olarak tanımlayan Dr. Karaman, hastalığa yönelik teşhisin aslında ilk olarak diş hekimi koltuğunda da başlayabileceğini belirtti. Küçük dilin sarkması ile birlikte horlamanın başladığını ve zamanla uyku apnesine dönüştüğünü ifade eden Karaman, ağızda eksik diş bırakılmaması ve diş tedavilerinin ihmal edilmemesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Çok sayıda diş eksikliği yaşayan kişilerde dilin genişlediğini, yanakların çöktüğünü ve bu durumun hava yolunu kapatarak nefes almayı zorlaştırdığını söyleyen Dr. Bilkay Karaman, bu yüzden eksik dişlerin mutlaka tamamlanması gerektiğini aktardı. Uyku apnesinin çocuklarda da görülebileceğini, kaliteli uyuyamayan bir çocuğun gün içinde dikkat dağınıklığı yaşayarak düşme ve çarpma gibi kazalar geçirebileceğini belirten Karaman, tedavide kullanılan modern ağız içi spreyleri, kişiye özel horlama protezleri ve dijital horlama takip uygulamaları hakkında da detaylı bilgiler verdi.</p>

<p>Bornovalıların yoğun ilgi gösterdiği panel, uzmanların katılımcılardan gelen soruları tek tek yanıtlaması ile son buldu.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/horlama-ve-uyku-apnesine-karsi-bornovada-guc-birligi-1782288009.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerinde yeni dönem... Hastane eve taşınıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/evde-saglik-ve-palyatif-bakim-hizmetlerinde-yeni-donem-hastane-eve-tasiniyor-9876</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/evde-saglik-ve-palyatif-bakim-hizmetlerinde-yeni-donem-hastane-eve-tasiniyor-9876</guid>
                <description><![CDATA[Bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmelikle evde sağlık ve palyatif bakım hizmetleri yeniden düzenlendi. Hizmetlerin koordinasyonu güçlendirilirken, başvurudan taburculuğa kadar tüm süreçler dijital sistemler üzerinden takip edilecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmelikle evde sağlık ve palyatif bakım hizmetleri yeniden düzenlendi. Hizmetlerin koordinasyonu güçlendirilirken, başvurudan taburculuğa kadar tüm süreçler dijital sistemler üzerinden takip edilecek.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı, evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerinin sunumuna ilişkin kapsamlı bir düzenlemeye imza attı.</p>

<p>Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren "Evde Sağlık ve Palyatif Bakım Hizmetlerinin Sunumu ve Koordinasyonuna İlişkin Yönetmelik" ile hizmetlerin planlanması, koordinasyonu ve denetimine yönelik yeni esaslar belirlendi. Yeni düzenlemeyle evde sağlık hizmetleri ile palyatif bakım hizmetlerinin birinci basamak sağlık hizmetleri, hastaneler ve uzaktan sağlık uygulamalarıyla entegre şekilde yürütülmesi amaçlandı. Yönetmelik kapsamında, il sağlık müdürlükleri bünyesinde Evde Sağlık Koordinasyon Merkezleri (ESKOM) kurulacak ve hizmetlerin il genelindeki koordinasyonu bu merkezler tarafından sağlanacak.</p>

<p>Evde sağlık hizmeti başvuruları e-Nabız, çağrı merkezi ve diğer dijital kanallar üzerinden alınabilecek. Başvurular en geç üç gün içinde sonuçlandırılacak, uygun görülen hastalara ilk ev ziyareti aynı süre içinde gerçekleştirilecek.</p>

<p>Yönetmelikle birlikte evde sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek kişiler de netleştirildi. Cihaza, yatağa veya eve bağımlı hastalar ile yaşlılığı nedeniyle sağlık hizmetine erişimde güçlük yaşayan kişiler evde sağlık hizmetlerinden faydalanabilecek. Palyatif bakım hizmetlerinde de önemli değişikliklere gidildi. Hastanelerde açılacak palyatif bakım servislerinin yatak kapasitesi, nüfus ve bölgesel ihtiyaçlar dikkate alınarak planlanacak. Ayrıca çocuk hastalara yönelik özel palyatif bakım servisleri kurulabilecek.</p>

<p>Yeni düzenleme kapsamında evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerinde dijital kayıt sistemi zorunlu hale getirilirken, tüm süreçlerin elektronik ortamda izlenmesi ve raporlanması sağlanacak.</p>

<p>Hizmetlerin kalite standartları düzenli olarak denetlenecek, hasta güvenliği ve bakım sürekliliğinin artırılması hedeflenecek.</p>

<p>Öte yandan, mevcut evde sağlık ve palyatif bakım birimlerinin ise yeni düzenlemeye uyumlu şekilde yeniden tescil işlemlerini bir yıl içinde tamamlaması gerekecek.</p>

<p>Söz konusu yönetmeliğin detaylarına ulaşmak için <strong>tıklayabilirsiniz</strong></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/evde-saglik-ve-palyatif-bakim-hizmetlerinde-yeni-donem-hastane-eve-tasiniyor-1782217809.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk bilim insanı dünyada ilk 10’da</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turk-bilim-insani-dunyada-ilk-10da-9849</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turk-bilim-insani-dunyada-ilk-10da-9849</guid>
                <description><![CDATA[ScholarGPS sıralamasında radyocerrahi alanında dünyada 8’inci sırada yer alan Prof. Dr. Selçuk Peker, elde edilen başarının Türkiye’nin bilimsel üretim gücünü ortaya koyduğunu söyledi. Peker, Türkiye’nin küresel bir radyocerrahi merkezi olabilecek potansiyele sahip olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ScholarGPS sıralamasında radyocerrahi alanında dünyada 8'inci sırada yer alan Prof. Dr. Selçuk Peker, elde edilen başarının Türkiye'nin bilimsel üretim gücünü ortaya koyduğunu söyledi. Peker, Türkiye'nin küresel bir radyocerrahi merkezi olabilecek potansiyele sahip olduğunu vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> ScholarGPS tarafından yayımlanan uluslararası sıralamada radyocerrahi alanında dünyanın en etkili bilim insanları arasında ilk 10'a giren Prof. Dr. Selçuk Peker, Türkiye adına önemli bir başarıya imza attı.</p>

<p>Dünyada 8'inci sırada yer alan Peker, bu sonucun yalnızca bireysel bir başarı değil, Türkiye'de yürütülen bilimsel çalışmaların uluslararası düzeyde karşılık bulduğunun da göstergesi olduğunu söyledi.</p>

<p>Türkiye'nin artık yalnızca sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bilim üreten ve uluslararası literatüre katkı sağlayan bir ülke konumuna geldiğini belirten Peker, "Radyocerrahi gibi ileri teknoloji ve yüksek uzmanlık gerektiren bir alanda dünyada 8'inci sırada yer almak büyük bir onur. Bu başarı, güçlü klinik altyapının, bilimsel sürekliliğin ve ekip çalışmasının sonucudur" dedi. Genç hekimlere de seslenen Prof. Dr. Peker, dünya bilimine katkı sunmak için mutlaka yurt dışındaki büyük merkezlerde bulunmanın şart olmadığını ifade ederek, "Doğru vizyon, disiplinli çalışma ve uluslararası iş birlikleriyle Türkiye'den de dünya çapında başarı elde edilebilir" diye konuştu.</p>

<p><strong>TÜRKİYE RADYOCERRAHİDE ÇEKİM MERKEZİ OLUYOR</strong></p>

<p>Türkiye'nin özellikle Gamma Knife ve stereotaktik radyocerrahi teknolojilerindeki deneyiminin uluslararası alanda dikkat çektiğini belirten Peker, son yıllarda yurt dışından hem tedavi hem de eğitim amacıyla gelen hasta ve hekim sayısında önemli artış yaşandığını söyledi.</p>

<p><img class="" height="687" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/23/prof-dr-selcuk-peker-3-2-1782205200-237-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Türkiye'nin radyocerrahi alanında bölgesel bir merkez haline geldiğini kaydeden Peker, "Hekimler yalnızca kullanılan teknolojiyi görmek için değil, hasta seçimi ve tedavi planlama süreçlerini öğrenmek için de ülkemize geliyor" dedi. Türkiye'nin küresel bir radyocerrahi merkezi olabilecek kapasiteye sahip olduğunu vurgulayan Peker, bunun yolunun bilimsel üretimi artırmaktan geçtiğini söyledi. Peker, "Bölgesel merkez olmak yalnızca hasta kabul etmek anlamına gelmez. Bilgi üretmek, eğitim vermek, uluslararası araştırmalar yürütmek ve genç hekimler için çekim merkezi olmak gerekir. Türkiye bunu başarabilecek potansiyele sahiptir" değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><strong>YAPAY ZEKÂ TEDAVİ SÜREÇLERİNİ DÖNÜŞTÜRECEK</strong></p>

<p>Beyin cerrahisinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Prof. Dr. Peker, yapay zekâ destekli sistemlerin önümüzdeki dönemde tedavi planlamasında daha etkin rol üstleneceğini belirtti.</p>

<p>Yakın gelecekte yalnızca görüntüleme sonuçlarına göre karar verilmeyeceğini ifade eden Peker, "Hastanın genetik özellikleri, tümörün biyolojik yapısı ve yapay zekâ destekli risk analizleri tedavi süreçlerinde çok daha belirleyici olacak. Ancak teknolojideki tüm gelişmelere rağmen hekimlik sanatı her zaman merkezde kalmaya devam edecek" dedi.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/turk-bilim-insani-dunyada-ilk-10da-1782207009.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp krizlerinin yüzde 20’si 40 yaş altında!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kalp-krizlerinin-yuzde-20si-40-yas-altinda-9713</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kalp-krizlerinin-yuzde-20si-40-yas-altinda-9713</guid>
                <description><![CDATA[Kalp krizi genellikle ileri yaşlarda görülen bir sağlık sorunu olarak düşünülse de gençlerde de önemli bir risk olmaya devam ediyor. Kalp krizi vakalarının yaklaşık yüzde 20’sinin 40 yaş altı bireylerde görüldüğüne değinen Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, diyabet, hipertansiyon, obezite, tütün ürünleri ve yasaklı madde kullanımı, genetik yatkınlık, steroid kullanımı, enerji içeceği ve yüksek doz kafein tüketiminin gençlerde kalp krizi riskini artıran faktörler arasında olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp krizi genellikle ileri yaşlarda görülen bir sağlık sorunu olarak düşünülse de gençlerde de önemli bir risk olmaya devam ediyor. Kalp krizi vakalarının yaklaşık yüzde 20’sinin 40 yaş altı bireylerde görüldüğüne değinen Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, diyabet, hipertansiyon, obezite, tütün ürünleri ve yasaklı madde kullanımı, genetik yatkınlık, steroid kullanımı, enerji içeceği ve yüksek doz kafein tüketiminin gençlerde kalp krizi riskini artıran faktörler arasında olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, gençlerde kalp-damar hastalıkları ve kalp krizi riskini artıran faktörlere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması ve ailede kalp-damar hastalığı öyküsünün bilinmesinin büyük önem taşıdığını belirten Koylan, kalp sağlığını korumak için aktif yaşam, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve stres yönetiminin vazgeçilmez olduğunu ifade etti.</p>

<p>Genç yaşlarda kalp krizi riskini artıran etkenlerin başında sağlıksız yaşam alışkanlıklarının geldiğini vurgulayan Koylan, özellikle anabolik steroid kullanımının ciddi tehlikeler barındırdığına dikkat çekti. Kas kütlesini artırmak amacıyla kullanılan bu maddelerin tansiyon yüksekliği, kolesterol dengesinin bozulması ve damar sertliği riskini artırarak erken yaşta kalp krizi olasılığını yükselttiğini söyledi.</p>

<p><strong>ENERJİ İÇECEKLERİ VE KAFEİNE DİKKAT</strong></p>

<p>Enerji içecekleri ile yüksek miktarda kafein tüketiminin de kalp sağlığını tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Nevrez Koylan, bu ürünlerin kalp ritminde ve tansiyonda ani değişikliklere yol açabileceğini ifade etti. Özellikle yoğun egzersiz sırasında veya alkol ve diğer uyarıcı maddelerle birlikte tüketildiğinde riskin arttığını kaydetti.</p>

<p><img class="" height="767" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/07/24/1721806800-asm-nevrezkoylan-gorseli-1721828860-378-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Yasaklı ve uyarıcı maddelerin kullanımının genç yaşlarda kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabileceğini belirten Koylan, bu maddelerin kalp ritmini bozabildiğini, tansiyonu yükseltebildiğini ve damar yapısına zarar verebildiğini söyledi. Yapılan araştırmaların, eğlence amaçlı madde kullanımı ile erken yaşta gelişen kalp-damar hastalıkları arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>SİGARA VE ELEKTRONİK SİGARA DA RİSKLİ</strong></p>

<p>Sigara kullanımının kalp hastalığı ve felce bağlı erken ölüm riskini yaklaşık üç kat artırdığını belirten Koylan, benzer risklerin nargile ve elektronik sigara için de geçerli olduğuna dikkat çekti. Sigaranın 40 yaşından önce bırakılması durumunda ise erken ölüm riskindeki artışın büyük ölçüde azaltılabileceğini söyledi.</p>

<p>Bazı bireylerin genetik olarak kalp hastalıklarına yatkın olabileceğini belirten Koylan, özellikle ailevi hiperkolesterolemi gibi kalıtsal rahatsızlıkların kolesterol seviyelerinin erken yaşta yükselmesine neden olduğunu ve bunun da damar sertliği ile kalp krizi riskini artırdığını ifade etti.</p>

<p>Diyabetin gençlerde kalp krizi riskini artıran önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu vurgulayan Koylan, diyabetli bireylerde yüksek tansiyon ve kolesterol gibi ek risk faktörlerinin daha sık görüldüğünü söyledi. Ayrıca gençlerde hipertansiyon görülme sıklığının da arttığını belirten Koylan, fazla tuz tüketimi, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının yüksek tansiyona zemin hazırladığını kaydetti.</p>

<p><strong>OBEZİTE KALP HASTALIKLARINI TETİKLİYOR</strong></p>

<p>Aşırı kilo ve obezitenin kalp-damar sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğunu dile getiren Koylan, fazla kilonun yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi hastalıkları tetiklediğini belirtti. Bilimsel araştırmaların, fazla kilolu genç bireylerde kalp krizi riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Nevrez Koylan, kalp sağlığının korunması için düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmenin, tütün ürünlerinden uzak durmanın, sağlıklı beslenmenin ve ideal kilonun korunmasının kalp-damar hastalıklarına karşı en etkili korunma yöntemleri arasında yer aldığını sözlerine ekledi.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/kalp-krizlerinin-yuzde-20si-40-yas-altinda-1782117006.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir Diş Hekimleri’nden uzmanlık kararına tepki!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmir-dis-hekimlerinden-uzmanlik-kararina-tepki-9607</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmir-dis-hekimlerinden-uzmanlik-kararina-tepki-9607</guid>
                <description><![CDATA[Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun, doktora eğitimini tamamlayan diş hekimlerinin uzmanlık belgesi alabilmesini DUS puanı ve müfredat tamamlama şartına bağlayan kararına tepki gösteren İzmir Diş Hekimleri Odası, kararın yeniden değerlendirilmesini istedi. Oda Başkanı Ersin Atinel, hukuki sürecin takipçisi olacaklarını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tıpta Uzmanlık Kurulu'nun, doktora eğitimini tamamlayan diş hekimlerinin uzmanlık belgesi alabilmesini DUS puanı ve müfredat tamamlama şartına bağlayan kararına tepki gösteren İzmir Diş Hekimleri Odası, kararın yeniden değerlendirilmesini istedi. Oda Başkanı Ersin Atinel, hukuki sürecin takipçisi olacaklarını açıkladı.</p><p><strong>İZMİR (İGFA) -</strong>Tıpta Uzmanlık Kurulu'nun (TUK), "Diş Hekimliğinde Uzmanlık ve Doktora Eğitimi"ne ilişkin aldığı yeni karar meslek camiasında tartışmalara yol açtı. Kurulun kararıyla, doktora eğitimini tamamlayan diş hekimlerinin  uzmanlık belgesi alabilmesi için Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı'ndan (DUS) yeterli puan alma ve müfredat tamamlama şartı getirildi.</p>

<p>Karara ilişkin değerlendirmede bulunan İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) Başkanı Ersin Atinel, söz konusu düzenlemenin yanlış olduğunu belirterek, karara karşı başlatılan hukuki sürece destek vereceklerini açıkladı.</p>

<p><img class="" height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/21/ersi-n-ati-nel-111049947-1782020927-586-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>İZDO Yönetim Kurulu adına açıklama yapan Atinel, diş hekimliği mesleğinin çözüm bekleyen daha öncelikli sorunları bulunduğunu vurguladı. Plansız şekilde açılan diş hekimliği fakülteleri, yetersiz fiziki altyapı ve akademik kadro eksikliklerinin mesleğin geleceğini tehdit ettiğini ifade eden Atinel, giderek artan mezun sayısının istihdam sorununu derinleştirdiğine dikkat çekti.</p>

<p>Yaklaşık 100 bin kişiye ulaşan diş hekimi sayısına işaret eden Atinel, genç meslektaşların sermaye sahiplerinin belirlediği çalışma koşullarına mahkûm kaldığını ve ciddi gelecek kaygıları yaşadığını söyledi. Mesleğin temel etik değerlerinden uzaklaşarak piyasa koşullarına teslim olmasının da önemli bir sorun olduğunu belirten Atinel, yıllardır odalar ve Türk Dişhekimleri Birliği tarafından yapılan uyarıların dikkate alınmadığını dile getirdi.</p>

<p>Yeni düzenlemenin doktora öğrencileri, doktora mezunları, uzmanlık öğrencileri, uzmanlar ve DUS'a hazırlanan diş hekimleri arasında ayrışmalara neden olduğunu savunan Atinel, bu tartışmaların sona erdirilmesi için gerekli adımların atılması gerektiğini ifade etti. Atinel ayrıca, diş hekimliği alanında daha sağlıklı ve mesleğin ihtiyaçlarına uygun kararlar alınabilmesi amacıyla ayrı bir "Diş Hekimliğinde Uzmanlık Kurulu" oluşturulması önerisinde bulundu.</p>


]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/izmir-dis-hekimlerinden-uzmanlik-kararina-tepki-1782028808.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gece giren krampa dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/gece-giren-krampa-dikkat-9559</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/gece-giren-krampa-dikkat-9559</guid>
                <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, ”Gece giren kramplar sıradan bir durum olarak görülmemeli.Özellikle kişiyi uykudan uyandıran ve sık tekrarlayan kramplar, dolaşım bozuklukları, sinir sıkışmaları veya metabolik problemlerin belirtisi olabilir” uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, "Gece giren kramplar sıradan bir durum olarak görülmemeli.Özellikle kişiyi uykudan uyandıran ve sık tekrarlayan kramplar, dolaşım bozuklukları, sinir sıkışmaları veya metabolik problemlerin belirtisi olabilir" uyarısında bulundu.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır konu hakkında bilgiler verdi.</p>

<p>Bacağınızı aniden kilitleyen, uykudan sıçrayarak uyandıran krampları hafife almayın. Sık tekrarlayan kramplar, sanıldığının aksine yalnızca yorgunluk veya susuzluk değil; bel fıtığından sinir sıkışmasına kadar birçok sağlık sorununun habercisi olabilir.</p>

<p>Sık tekrarlayan kas krampları yalnızca yorgunluk veya mineral eksikliğinden kaynaklanmayabilir.Bazı önemli sağlık sorunlarının ilk belirtisi olabilir.Kas krampı, kasın istemsiz ve ani şekilde kasılması sonucu ortaya çıkar.Kramp çoğunlukla baldır, ayak ve bacak kaslarında görülür. Birkaç saniye sürebileceği gibi dakikalar boyunca devam ederek kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir.</p>

<p><strong>Her Krampın Sebebi Magnezyum Eksikliği Değil</strong></p>

<p>Toplumda kramplar genellikle magnezyum eksikliğiyle ilişkilendirilir. Magnezyum eksikliği önemli nedenlerden biri olsa da tek neden değildir. Potasyum ve kalsiyum eksiklikleri, yetersiz sıvı tüketimi, aşırı egzersiz, dolaşım bozuklukları ve sinir sistemi problemleri de kramp oluşumuna yol açabilir.</p>

<p><strong>Bel Fıtığı Krampla Kendini Gösterebilir</strong></p>

<p>Özellikle sık tekrarlayan bacak krampları bazı durumlarda bel kaynaklı sorunlardan kaynaklanabilir.Bel fıtığı veya sinir kökü basısı yaşayan kişilerde sadece ağrı değil, kaslarda istemsiz kasılmalar ve gece krampları da görülebilir. Bu nedenle sürekli aynı bölgede ortaya çıkan kramplar mutlaka değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Gece Uykudan Uyandırıyorsa Dikkat !</strong></p>

<p>Gece giren kramplar sıradan bir durum olarak görülmemeli.Özellikle kişiyi uykudan uyandıran ve sık tekrarlayan kramplar, dolaşım bozuklukları, sinir sıkışmaları veya metabolik problemlerin belirtisi olabilir. Bu durumda yalnızca ağrıyı geçirmek yeterli değildir, neden araştırılmalıdır.</p>

<p>Kramp sırasında kasın yavaşça gerilmesi, hafif masaj uygulanması ve mümkünse kısa süre yürünmesinin rahatlama sağlayabileceğini belirten Doç. Dr. Ahmet İnanır, düzenli egzersiz, yeterli su tüketimi ve dengeli beslenmenin kramp riskini azaltabileceğini söyledi.</p>

<p>Kramplar sıklaşıyor, şiddetleniyor ya da uyuşma, güç kaybı ve hissizlik gibi belirtilerle birlikte görülüyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü bazen basit görünen bir kramp, altta yatan önemli bir sağlık sorununun ilk işareti olabilir.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 15:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/gece-giren-krampa-dikkat-1781960406.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alkol ve bazı anksiyete ilaçları solunumu durdurabilecek risk oluşturuyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/alkol-ve-bazi-anksiyete-ilaclari-solunumu-durdurabilecek-risk-olusturuyor-9467</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/alkol-ve-bazi-anksiyete-ilaclari-solunumu-durdurabilecek-risk-olusturuyor-9467</guid>
                <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, psikiyatrik ilaçlarla alkol kullanımının risklerine dikkat çekti. Özellikle anksiyete ilaçlarının alkolle birlikte alınmasının solunumu durdurarak ölümcül sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, psikiyatrik ilaçlarla alkol kullanımının risklerine dikkat çekti. Özellikle anksiyete ilaçlarının alkolle birlikte alınmasının solunumu durdurarak ölümcül sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarılarda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, psikiyatrik ilaçlarla alkol kullanımının riskleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarla alkolün birlikte alınmasının, hastalar tarafından sıkça merak edilen konular arasında yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Oğuz Tan, “Antidepresanlarla alkol arasında etkileşim bulunuyor ancak bu etkileşim genellikle ölümcül düzeyde olmaz.” dedi.</p>

<p>Antidepresanların alkolle birlikte kullanılmasının çeşitli yan etkilere yol açabileceğine değinen Prof. Dr. Tan, “Kaygı giderici (anksiyolitik) ilaçlar söz konusu olduğunda durum değişebiliyor. Özellikle yüksek dozlarda alkolle birlikte alınan bazı anksiyete ilaçları ölümcül sonuçlara neden olabilir. Bu risk kalp krizinden değil, solunumun baskılanmasından kaynaklanır. Solunumun yavaşlaması veya durması sonucu hayati tehlike oluşabileceği için bu ilaçları kullanan kişilere alkol tüketmemeleri önerilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>ANKSİYETE İLAÇLARI KULLANANLARIN ALKOL TÜKETİMİNDEN KAÇINMASI GEREKİR!</strong></p>

<p>Ruhsal bozuklukların tedavisinde kullanılan bir diğer ilaç grubu olan antipsikotiklerde ise farklı riskler bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Tan, “Bazı antipsikotik ilaçlar alkolle etkileşimden bağımsız olarak nadir de olsa kalpte ritim bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle antipsikotik tedavi gören hastalarda kalp fonksiyonlarının düzenli olarak takip edilmesi önem taşır.” diye konuştu.</p>

<p>Psikiyatrik tedavilerde kullanılan ilaçların yalnızca antidepresanlardan ibaret olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Tan, “Antidepresanlar, anksiyete giderici ilaçlar, antipsikotikler ve diğer tedavi seçenekleri farklı özelliklere sahip. Alkolle en ciddi ve ölümcül etkileşim riski özellikle kaygı giderici ilaçlarda görülebiliyor. Bu ilaçları kullanan kişilerin alkol tüketiminden kaçınmaları gerekir.” dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 15:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/alkol-ve-bazi-anksiyete-ilaclari-solunumu-durdurabilecek-risk-olusturuyor-1781874007.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DEÜ Hastanesi’nin yoğun bakım gücü arttı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/deu-hastanesinin-yogun-bakim-gucu-artti-9145</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/deu-hastanesinin-yogun-bakim-gucu-artti-9145</guid>
                <description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde yenilenen Yoğun Bakım Ünitesi 18’den 30+4’e yükseltilerek bölgenin sağlık altyapısına önemli katkı sağlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde yenilenen Yoğun Bakım Ünitesi 18’den 30+4’e yükseltilerek bölgenin sağlık altyapısına önemli katkı sağlandı.</p><p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi bünyesinde yenilenen Yoğun Bakım Ünitesinin açılışı gerçekleştirildi. Modern tıbbi altyapı ve ileri teknolojiyle donatılan ünitenin açılış programına; DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, Rektör Yardımcısı ve Hastane Başhekim Vekili Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, üniversite üst yönetimi ile hastane yöneticileri katıldı.</p>

<p>Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında yoğun bakım ünitesinin fiziki ve teknik altyapısı tamamen yenilenirken, yatak kapasitesi de önemli ölçüde artırıldı.</p>

<p>Daha önce 18 yatakla hizmet veren ünite, yapılan düzenlemeler sonucunda 30 yatak ve 4 izolasyon yatağı olmak üzere toplam 34 yatak kapasitesine ulaştı. Yeni ünite, ileri düzey yoğun bakım hizmetlerinin daha etkin ve nitelikli şekilde sunulmasına imkân sağlayacak.</p>

<p>Açılış töreninde konuşan Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, üniversite hastanesinin yalnızca İzmir'in değil, Ege Bölgesi'nin ve Türkiye'nin öncü ve köklü sağlık merkezlerinden biri olduğunu vurgulayarak, sağlık altyapısını sürekli güçlendirmeye yönelik yatırımların kararlılıkla sürdürüldüğünü ifade etti.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/17/deu-hastanesi-yogun-bakim-unitesi-yenilendi-4-1781679317-716-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><b>“İZMİR'E VE ÜLKEMİZE DAHA GÜÇLÜ HİZMET SUNACAĞIZ”</b></p>

<p>Yoğun bakım hizmetlerinin sağlık sistemindeki kritik önemine dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, "Özellikle afetler, salgınlar ve olağanüstü sağlık ihtiyaçlarının ortaya çıktığı dönemlerde güçlü yoğun bakım altyapısı büyük önem taşıyor. Bizler de üniversite olarak hem İzmir'imize hem bölgemize hem de ülkemize daha güçlü sağlık hizmetleri sunabilmek için kapasitemizi artırıyor, çağın gerekliliklerine uygun yatırımlar gerçekleştiriyoruz. Yenilenen ünitemizle birlikte hastalarımıza daha konforlu, daha güvenli ve daha nitelikli sağlık hizmeti sunacağız," ifadelerini kullandı.</p>

<p>Rektör Bayram Yılmaz ayrıca, sağlık alanındaki yatırımların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini belirterek, "Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nin sahip olduğu bilimsel birikimi güçlü teknolojik altyapıyla desteklemeyi sürdüreceğiz. Hedefimiz, sağlık hizmetlerinde kalite standartlarını daha da yukarı taşıyarak vatandaşlarımıza en iyi hizmeti sunmaktır," dedi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/17/deu-hastanesi-yogun-bakim-unitesi-yenilendi-1781679299-661-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><b>“HASTA GÜVENLİĞİ VE HİZMET KALİTESİ ARTACAK”</b></p>

<p>Rektör Yardımcısı ve Hastane Başhekim Vekili Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz ise gerçekleştirilen yenileme çalışmasının hasta güvenliği ve hizmet kalitesi açısından önemli kazanımlar sağlayacağını belirterek, "Yoğun bakım hizmetleri, ileri teknoloji ve yüksek uzmanlık gerektiren alanların başında geliyor. Yenilenen ünitemizle birlikte hem fiziki koşullarımızı hem de teknik donanımımızı günümüz standartlarının üzerine taşıdık. Hastalarımıza sunduğumuz sağlık hizmetlerinin niteliğini artırırken sağlık çalışanlarımız için de daha verimli ve güvenli bir çalışma ortamı oluşturduk," diye konuştu.</p>

<p>Yeni yoğun bakım ünitesinin özellikle bölgesel sağlık ihtiyaçlarına yanıt verme kapasitesini artıracağını ifade eden Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, "Artan yatak kapasitemiz sayesinde kritik hasta yönetiminde daha etkin hizmet sunabileceğiz. Üniversite hastanesi olarak ileri düzey sağlık hizmetlerinde üstlendiğimiz sorumluluğu güçlendirmeye ve vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz," dedi.</p>

<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi bünyesinde hizmet vermeye başlayan yenilenmiş Yoğun Bakım Ünitesi'nin, başta İzmir olmak üzere Ege Bölgesi'ndeki sağlık hizmetlerinin güçlenmesine önemli katkılar sunması bekleniyor.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/deu-hastanesinin-yogun-bakim-gucu-artti-1781679606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bursa İnegöl’e 7 birimli yeni Aile Sağlığı Merkezi geliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bursa-inegole-7-birimli-yeni-aile-sagligi-merkezi-geliyor-9090</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bursa-inegole-7-birimli-yeni-aile-sagligi-merkezi-geliyor-9090</guid>
                <description><![CDATA[İnegöl Belediyesi tarafından Fatih Mahallesi köy içi bölgesinde sağlık alanı olarak tahsis edilen 2.440 metrekarelik arsa üzerine, hayırsever Bilge Arıç tarafından 7 Aile Hekimliği Birimli yeni bir Aile Sağlığı Merkezi kazandırılacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi tarafından Fatih Mahallesi köy içi bölgesinde sağlık alanı olarak tahsis edilen 2.440 metrekarelik arsa üzerine, hayırsever Bilge Arıç tarafından 7 Aile Hekimliği Birimli yeni bir Aile Sağlığı Merkezi kazandırılacak.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Fatih Mahallesi’nde İnegöl Belediyesi’nin arsa tahsisini gerçekleştirdiği alanda hayata geçirilecek 7 Aile Hekimliği Birimli Bilge Rauf Arıç Aile Sağlığı Merkezi için Bursa Valisi Erol Ayyıldız nezdinde hayırsever Bilge Arıç ile protokol imzalandı.</p>

<p>Bilge Rauf Arıç Aile Sağlığı Merkezi adıyla hizmet verecek merkezin yapımı için protokol; Bursa Valisi Erol Ayyıldız, hayırsever Bilge Arıç, İnegöl Kaymakamı Eren Arslan, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ve İnegöl İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Kavak’ın katılımıyla imzalandı.</p>

<p><strong>İNEGÖL’Ü HEDEFE ULAŞTIRACAK YATIRIMLAR</strong></p>

<p>Yapılacak Aile Sağlığı Merkezi sayesinde Fatih ve Cumhuriyet mahallelerinde aile hekimi başına düşen nüfusun, Sağlık Bakanlığı ve kalkınma planlarında belirlenen hedeflerle uyumlu seviyelere çekilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2026 yılı için Aile Hekimliği Birimi başına düşen nüfus hedefini 2.650 olarak belirlediği, orta vadede ise bu sayının 2.500 ve nihai olarak 2.000 seviyelerine düşürülmesinin planlandığı belirtildi.</p>

<p>İnegöl’de son dönemde yapılan yatırımlarla aile hekimi başına düşen nüfusun 4.000’lerden 3.000 seviyelerine gerilediği, yeni merkezlerle birlikte bu sayının 2.500 seviyelerine yaklaşmasının beklendiği ifade edildi.</p>

<p><strong>İNEGÖL 19 AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ KAZANIYOR</strong></p>

<p>İnegöl genelinde devlet, belediye ve hayırsever iş birliğiyle yürütülen sağlık yatırımları kapsamında şehre toplam 19 yeni Aile Sağlığı Merkezi kazandırılırken, yeni Aile Sağlığı Merkezi’nin müjdesini sosyal medya hesabından duyuran Belediye Başkanı Alper Taban; “Vatandaşlarımızın yerinde, hızlı ve kaliteli sağlık hizmetine erişimini güçlendirecek yatırımlarımıza devam ediyoruz. Fatih Mahallemize kazandırılacak, arsa tahsisini gerçekleştirdiğimiz 7 Aile Hekimliği Birimli Aile Sağlığı Merkezi Binası için Valimiz Sayın Erol Ayyıldız ile protokolümüzü imzaladık. Hayırseverimiz Bilge Arıç’a teşekkür ediyoruz” dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/bursa-inegole-7-birimli-yeni-aile-sagligi-merkezi-geliyor-1781609409.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havalar mikropları çoğaltıyor... Havuzlar her zaman masum değil</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/sicak-havalar-mikroplari-cogaltiyor-havuzlar-her-zaman-masum-degil-9082</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/sicak-havalar-mikroplari-cogaltiyor-havuzlar-her-zaman-masum-degil-9082</guid>
                <description><![CDATA[Yaz sıcaklarının yalnızca tatil keyfini değil, enfeksiyon riskini de artırdığını belirten uzmanlar, sıcak ve nemli havaların bakterilerin hızla çoğalmasına neden olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcaklarının yalnızca tatil keyfini değil, enfeksiyon riskini de artırdığını belirten uzmanlar, sıcak ve nemli havaların bakterilerin hızla çoğalmasına neden olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte sağlık riski oluşturabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Yaz mevsiminin yalnızca insanlar için değil, hastalık yapıcı mikroorganizmalar için de uygun bir yaşam ortamı oluşturduğunu belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Sıcak ve nemli havalar birçok bakteri türünün çoğalmasını hızlandırır.” dedi.</p>

<p>Özellikle Salmonella, E. coli, Campylobacter, Shigella ve bazı Vibrio türlerinin yaz aylarında daha sık görüldüğünü vurgulayan Dr. Mamçu, “İyi pişirilmemiş etler, çiğ tavuk ürünleri, açıkta bekletilen yiyecekler ve hijyenik olmayan su kaynakları enfeksiyonların en önemli bulaş yolları arasında yer alır. Pikniklerde veya açık hava organizasyonlarında saatlerce güneş altında bekleyen yiyecekler de ciddi sağlık riski oluşturur. Sıcak havalarda gıdaların bozulma süresi önemli ölçüde kısalıyor. Güvenli görünen bir yiyecek bile kısa süre içerisinde enfeksiyon kaynağına dönüşebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>YAZIN EN SIK KARŞILAŞILAN SORUNU GIDA ZEHİRLENMELERİ!</strong></p>

<p>Yaz döneminde acil servislere başvuruların önemli bir bölümünü gıda kaynaklı enfeksiyonların oluşturduğuna işaret eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, ateş ve halsizlik gibi belirtilerin hafife alınmaması gerekir.” dedi.</p>

<p>Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde sıvı kaybının çok daha hızlı gelişebildiğine dikkat çeken Dr. Mamçu, “Bazı vakalarda hastaneye yatış ve yoğun tedavi gereksinimi oluşabilir. Mayonez içeren ürünler, tavuk yemekleri, deniz ürünleri, krema bazlı tatlılar ve soğuk zinciri korunmamış gıdalar yaz aylarında ekstra dikkat gerektirir. Tüketicilerin özellikle açıkta satılan yiyeceklere karşı temkinli olması önerilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>SERİNLEMEK İÇİN GİRİLEN SULAR HASTALIK KAYNAĞINA DÖNÜŞEBİLİYOR!</strong></p>

<p>Yaz sıcaklarında serinlemek amacıyla tercih edilen bazı göl, dere ve kontrolsüz su kaynaklarının çeşitli enfeksiyonların bulaşmasına neden olabileceğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu,  “Kirli sularda çok sayıda virüs, bakteri ve parazit bulunabilir. Norovirüs, Rotavirüs, Adenovirüs, Giardia ve Cryptosporidium gibi etkenler özellikle sindirim sistemi enfeksiyonlarına yol açabilir ve bu mikroorganizmalar ishal, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Sadece bağırsak enfeksiyonları değil, göz ve cilt enfeksiyonları da yaz döneminde artış gösterir. Güvenilir olmayan sularda yüzmek bazı kişilerde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.” dedi.</p>

<p><strong>HAVUZLAR HER ZAMAN MASUM DEĞİL!</strong></p>

<p>Toplumda havuzların denize göre daha güvenli olduğu yönünde yaygın bir algı bulunduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Düzenli dezenfekte edilmeyen havuzlar enfeksiyon açısından önemli riskler taşır.” dedi.</p>

<p>Yetersiz klorlama yapılan havuzlarda kulak enfeksiyonları, göz enfeksiyonları, mantar hastalıkları ve çeşitli bağırsak enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü kaydeden Dr. Mamçu, “Özellikle çocuklar havuz suyunu yutmamalı. Aileler havuz seçiminde işletmenin hijyen uygulamalarını sorgulamalı. Ortak kullanım alanlarında kişisel havlu kullanımı da önemli bir koruyucu önlemdir.” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/sicak-havalar-mikroplari-cogaltiyor-havuzlar-her-zaman-masum-degil-1781607607.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım ilaçları parkinson riskini artırabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/tarim-ilaclari-parkinson-riskini-artirabilir-9011</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/tarim-ilaclari-parkinson-riskini-artirabilir-9011</guid>
                <description><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığındaki artışın yalnızca yaşlanmayla açıklanamayacağını belirterek, tarım ilaçları, çevresel faktörler ve tekrarlayan kafa travmalarının hastalık riskini artırabileceğine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığındaki artışın yalnızca yaşlanmayla açıklanamayacağını belirterek, tarım ilaçları, çevresel faktörler ve tekrarlayan kafa travmalarının hastalık riskini artırabileceğine dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Nöroloji Uzmanı Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığının ortaya çıkışında çevresel etkenlerin rolüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Parkinson vakalarındaki artışın yaşlı nüfusun artış hızını aştığını belirten Tarlacı, özellikle tarım ilaçlarının hastalığın gelişiminde etkili olabileceğine yönelik bilimsel bulgular bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Parkinson hastalığının genellikle 50-55 yaşlarında ortaya çıktığını ifade eden Tarlacı, uzun yıllardır köylerde yaşayanlar, tarımla uğraşanlar ve kuyu suyu kullanan kişilerde hastalığın daha sık görüldüğünün bilindiğini kaydetti.</p>

<p><strong>"YAŞLANMA TEK BAŞINA AÇIKLAMIYOR"</strong></p>

<p>Parkinson vakalarındaki artışın yalnızca yaşlanmaya bağlanamayacağını vurgulayan Tarlacı, özellikle tarım ilaçlarıyla ilgili araştırmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirtti.</p>

<p>California'da yürütülen çalışmalarda yaklaşık 21 farklı pestisitin, beyinde dopamin üreten hücrelere zarar verdiğinin gösterildiğini aktaran Tarlacı, bu hücrelerin söz konusu kimyasallara karşı oldukça hassas olduğunu ifade etti.</p>

<p>Bazı tarım ilaçlarının Parkinson hastalığında rol oynayan beyin bölgeleri üzerinde seçici ve toksik etkiler oluşturduğuna dikkat çeken Tarlacı, bu nedenle konunun bireysel değil toplumsal bir sağlık sorunu olarak ele alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p><img height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/05/31/1779456281-sultan-tarlac-1780233200-636-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bazı uzmanların yaşanan artışı "Parkinson epidemisi" olarak nitelendirdiğini belirten Tarlacı, tarım ilaçlarının bilinçli ve kontrollü kullanılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Domates başta olmak üzere bazı sebze ve meyvelerin pestisit kalıntılarını bünyelerinde tutabildiğine işaret eden Tarlacı, tarımsal üretimde denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>KUYU SULARI DA RİSK TAŞIYABİLİR</strong></p>

<p>Özellikle "Paraquat" isimli tarım ilacının toprakta uzun süre kalabildiğini belirten Tarlacı, pestisitlerin yer altı sularına karışmasının da risk oluşturabileceğini söyledi. Geçmişte kuyu suyu kullanan kişilerde Parkinson hastalığının daha sık görülmesinin nedenlerinden birinin bu durum olabileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>"BAKLA TEK BAŞINA TEDAVİ DEĞİL"</strong></p>

<p>Toplumda yaygın olarak bilinen "bakla Parkinson'a iyi gelir" görüşüne de değinen Tarlacı, baklanın içerisinde dopaminle ilişkili bazı maddeler bulunduğunu ancak bunun ilaç tedavisinin yerini tutamayacağını ifade etti. Parkinson tedavisinde kullanılan 125 miligramlık bir L-Dopa kapsülüne eşdeğer etki için yaklaşık 5 kilogram taze bakla tüketilmesi gerektiğini belirten Tarlacı, bu nedenle ilaç tedavisinin çok daha etkili ve uygulanabilir bir yöntem olduğunu söyledi.</p>

<p>Parkinson riskini artıran faktörlerden birinin de tekrarlayan kafa travmaları olduğuna dikkat çeken Tarlacı, özellikle boks gibi spor dallarında alınan darbelerin beyinde zamanla biriken hasarlara yol açabileceğini belirtti.</p>

<p>Bu tür mikrotravmaların Parkinson hastalığının yanı sıra bazı bunama türlerinin de daha erken ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceğini ifade eden Tarlacı, efsanevi boksör Muhammad Ali'nin bu durumun en bilinen örneklerinden biri olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>PARKİNSON TİTREMESİ NASIL AYIRT EDİLİR?</strong></p>

<p>Parkinson hastalığının en belirgin belirtilerinden biri olan titremenin özelliklerine de değinen Tarlacı, Parkinson titremesinin genellikle istirahat hâlinde ortaya çıktığını anlattı. "Para sayar" tarzında tanımlanan Parkinson titremesinin, kişi hareket etmeye başladığında çoğu zaman azaldığını veya kaybolduğunu belirten Tarlacı, buna karşılık esansiyel tremorun ise özellikle bir nesneye uzanırken veya kullanım sırasında arttığını ifade etti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/tarim-ilaclari-parkinson-riskini-artirabilir-1781537405.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cilt kanserine karşı güneşten korunmayı ihmal etmeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cilt-kanserine-karsi-gunesten-korunmayi-ihmal-etmeyin-8946</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cilt-kanserine-karsi-gunesten-korunmayi-ihmal-etmeyin-8946</guid>
                <description><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, kontrolsüz güneş maruziyetinin cilt kanseri riskini artırdığına dikkat çekerek, özellikle 10.00-16.00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması ve güneş koruyucunun günlük rutinin bir parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, kontrolsüz güneş maruziyetinin cilt kanseri riskini artırdığına dikkat çekerek, özellikle 10.00-16.00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması ve güneş koruyucunun günlük rutinin bir parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yaz aylarında güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, cilt sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Uzmanlar, güneşin faydalarının yanı sıra kontrolsüz maruziyetin erken yaşlanmadan cilt kanserine kadar birçok soruna yol açabileceği konusunda uyarıyor.</p>

<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, güneş ışınlarının D vitamini sentezi, bağışıklık sistemi ve ruh sağlığı açısından önemli olduğunu ancak gerekli önlemler alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirtti.</p>

<p>Özellikle açık tenli, açık gözlü ve çilli bireylerin daha büyük risk altında olduğunu vurgulayan Ağırgöl, güneş yanıkları, kızarıklık ve su toplamasının yanı sıra kuruluk, kırışıklık ve cilt lekeleri gibi kalıcı hasarların da görülebildiğini ifade etti. Ağırgöl, eskiden daha çok ileri yaşlarda görülen cilt kanserinin, ozon tabakasındaki incelme nedeniyle günümüzde 30'lu yaşlarda da daha sık ortaya çıktığını söyledi.</p>

<p><img height="876" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/15/1781506838-dr-enay-a-irg-l-1781516305-465-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>EN RİSKLİ SAATLER: 10.00-16.00</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Şenay Ağırgöl, güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı 10.00-16.00 saatleri arasında UV yoğunluğunun en yüksek seviyeye çıktığını belirterek, mümkün olduğunca bu saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini kaydetti. Zorunlu durumlarda ise şapka, güneş gözlüğü ve gölge alanların tercih edilmesini önerdi.</p>

<p>Güneş koruyucu kullanımının yalnızca plajda değil, günlük yaşamın her anında sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Ağırgöl, en az SPF 30 koruma faktörlü ürünlerin tercih edilmesini tavsiye etti. Koruyucuların dışarı çıkmadan 15-30 dakika önce uygulanması ve gün içerisinde düzenli olarak yenilenmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>HER 2 SAATTE BİR YENİLENMELİ</strong></p>

<p>Güneş koruyucuların etkisini sürdürebilmesi için yaklaşık her iki saatte bir tekrar uygulanması gerektiğini ifade eden Ağırgöl, terleme, yüzme veya havluyla kurulanma sonrasında ise beklemeden yeniden sürülmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Uzmanlar, gölgede bulunmanın ya da havanın bulutlu olmasının güneşten tamamen korunduğu anlamına gelmediğini belirtiyor. Kum, su, beton ve açık renkli yüzeylerin UV ışınlarını yansıtarak cilde ulaşabildiğini söyleyen Ağırgöl, bulutlu havalarda da güneş koruyucu kullanımının sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>ŞAPKA, KIYAFET VE SU TÜKETİMİ ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Geniş kenarlı şapkalar ve uzun kollu, ince kıyafetlerin güneş ışınlarına karşı ek koruma sağladığını belirten Ağırgöl, yaz aylarında yeterli su tüketiminin de cildin nem dengesini koruyarak savunma mekanizmasını güçlendirdiğini ifade etti.</p>

<p>Güneş koruyucuların etkili olabilmesi için yeterli miktarda uygulanması gerektiğini belirten Ağırgöl, yüz, boyun ve saçlı deri için yaklaşık bir tatlı kaşığı ya da iki parmak kuralının esas alınmasını önerdi. Ense, dudak ve ayak üstü gibi bölgelerin de ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/cilt-kanserine-karsi-gunesten-korunmayi-ihmal-etmeyin-1781517606.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş çürüklerine karşı önemli... Dondurma yasak değil, doğru seçim önemli</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/dis-curuklerine-karsi-onemli-dondurma-yasak-degil-dogru-secim-onemli-8884</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/dis-curuklerine-karsi-onemli-dondurma-yasak-degil-dogru-secim-onemli-8884</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte serinletici gıda ve içecek tüketimi artarken, özellikle çocuklarda milkshake, gazlı içecekler, bubble tea ve hazır meyve suları gibi şekerli kaçamaklara olan yönelim dikkat çekiyor. Uzmanlar, sık atıştırmalık ve şekerli içecek tüketiminin diş minesini zayıflattığını ve çürük aktivitesini artırdığını belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte serinletici gıda ve içecek tüketimi artarken, özellikle çocuklarda milkshake, gazlı içecekler, bubble tea ve hazır meyve suları gibi şekerli kaçamaklara olan yönelim dikkat çekiyor. Uzmanlar, sık atıştırmalık ve şekerli içecek tüketiminin diş minesini zayıflattığını ve çürük aktivitesini artırdığını belirtiyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, yaz aylarında değişen beslenme alışkanlıklarının diş sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, özellikle gizli şeker kaynaklarının sanılandan daha büyük bir risk oluşturduğunu belirtiyor.</p>

<p>Şekerin ağız içi pH dengesini bozarak çürük yapıcı bakterilerin çoğalmasına zemin hazırladığını ifade eden Dt. Nurgül Demir, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>“Çocuklarda küçük yaşlardan itibaren yaygın olarak görülen diş çürüklerinin en önemli nedenlerinden biri şeker tüketimidir. Meyveli gazlı içecekler, kutu meyve suları, enerji içecekleri ve hazır kahveler yüksek oranda şeker içerir. Bu ürünlerin sık tüketimi çürük riskini ciddi şekilde artırır. Özellikle şeker içeren gazlı içeceklerin asidik yapısı, diş minesine doğrudan zarar verebilir.”</p>

<p><img height="487" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/14/1781097233-hoca-nurg-l-photo-1781447896-830-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“SU, SÜT VE AYRAN EN GÜVENLİ ALTERNATİFLER”</strong></p>

<p>Sağlıklı içecek tercihlerinin önemine değinen Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, su, süt ve ayranın çocuklar için en doğru seçenekler olduğunu vurguladı.</p>

<p>“Süt ve süt ürünleri kalsiyum içeriği sayesinde diş ve kemik sağlığı açısından koruyucudur. Ancak aromalı ve şekerli süt ürünleri yerine doğal ve katkısız süt tercih edilmelidir. Ayran ise hem sağlıklı hem de besleyici değeri olan bir alternatiftir. Meyveli içecekler tüketilecekse, taze meyvelerle evde hazırlanması daha doğru olacaktır.”</p>

<p>Doğal tatlandırıcılarla hazırlanan içeceklerin de ölçülü tüketilmesi gerektiğini belirten Dt. Demir, meyve ve doğal şeker içeren besinlerin aşırı tüketiminin de diş sağlığı için risk oluşturabileceğini ifade etti. “Bal, hurma, kuru meyveler gibi doğal tatlandırıcılar her ne kadar sağlıklı olarak görülse de içerdiği doğal şeker nedeniyle diş çürüğü riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle tüketim sonrası su ile ağzın çalkalanması ve ağız hijyeni rutinlerine dikkat edilmesi oldukça önemlidir.”</p>

<p><strong>“DONDURMA YASAK DEĞİL, DOĞRU SEÇİM ÖNEMLİ”</strong></p>

<p>Dondurmanın tamamen yasaklanması gereken bir gıda olmadığına değinen Dt. Nurgül Demir, ideal koşullarda üretilen dondurmaların, kontrollü tüketildiğinde besleyici özellikler taşıyabileceğini belirterek, “Doğal içeriklerle ve soğuk zinciri korunarak üretilmiş dondurmalar kalsiyum, protein ve bazı vitaminler açısından zengindir. Ancak burada önemli olan tüketim miktarı ve ürünün içeriğidir. Ölçülü tüketim ve doğru ürün seçimi ile dondurma yaz aylarında diş sağlığının korunmasında rol oynayabilir, çocukların da severek destekleyeceği alternatiflerle katkı maddesi ve rafine şeker içeren atıştırmalıklardan uzak durmaları sağlanabilir.” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/dis-curuklerine-karsi-onemli-dondurma-yasak-degil-dogru-secim-onemli-1781449207.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların geleceği ekranlarda bulanıklaşıyor... 2050’de 5 milyarı etkilemesi bekleniyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cocuklarin-gelecegi-ekranlarda-bulaniklasiyor-2050de-5-milyari-etkilemesi-bekleniyor-8882</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cocuklarin-gelecegi-ekranlarda-bulaniklasiyor-2050de-5-milyari-etkilemesi-bekleniyor-8882</guid>
                <description><![CDATA[Dijital ekran kullanımının artması ve çocukların açık havada daha az vakit geçirmesi, miyopi vakalarında küresel çapta ciddi artışa yol açıyor. Uzmanlar, erken tanı ve müdahalenin çocukların gelecekteki görme sağlığını korumada kritik öneme sahip olduğunu vurgularken, yeni klinik araştırmalar miyopi kontrolünde umut verici sonuçlar ortaya koydu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dijital ekran kullanımının artması ve çocukların açık havada daha az vakit geçirmesi, miyopi vakalarında küresel çapta ciddi artışa yol açıyor. Uzmanlar, erken tanı ve müdahalenin çocukların gelecekteki görme sağlığını korumada kritik öneme sahip olduğunu vurgularken, yeni klinik araştırmalar miyopi kontrolünde umut verici sonuçlar ortaya koydu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Bir dönem yalnızca uzak görme kusuru olarak değerlendirilen miyopi, günümüzde çocukların görme sağlığını tehdit eden en önemli küresel sağlık sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, dijitalleşen yaşam tarzı nedeniyle çocukların giderek daha fazla ekran karşısında vakit geçirdiğini ve bunun miyopi vakalarını artırdığını belirtiyor.</p>

<p>Uluslararası araştırmalara göre, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık yarısının, yani 5 milyar kişinin miyop olması beklenirken, bunların yaklaşık 1 milyarının yüksek miyopi seviyesine ulaşacağı öngörülüyor. Uzmanlar, çocukluk çağında kontrol altına alınmayan miyopinin ilerleyen yaşlarda retina dekolmanı, glokom, katarakt ve kalıcı görme kaybı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.</p>

<p><strong>EKRAN SÜRESİ ARTIYOR, RİSK BÜYÜYOR</strong></p>

<p>Uzmanlara göre son yıllarda çocukların günlük yaşam alışkanlıklarında yaşanan değişim, miyopi artışının başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Tablet, akıllı telefon ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla çocuklar uzun süre yakın mesafeye odaklanırken, açık havada geçirilen sürenin azalması doğal ışığın göz gelişimi üzerindeki koruyucu etkisini sınırlandırıyor.</p>

<p>Bu durumun miyopinin daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına ve daha hızlı ilerlemesine neden olduğu belirtiliyor.</p>

<p><strong>BELİRTİLER GÖZDEN KAÇABİLİYOR</strong></p>

<p>Miyopi çoğu zaman belirgin şikâyet oluşturmadan ilerleyebiliyor. Tahtayı net görememe, televizyona veya ekranlara yaklaşma, gözleri kısarak bakma, dikkat dağınıklığı ve okul başarısında düşüş gibi belirtilerin aileler tarafından fark edilmeyebileceğine dikkat çekiliyor.</p>

<p>Uzmanlar, herhangi bir belirti olmasa bile çocukların düzenli göz muayenesinden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü miyopinin en hızlı ilerlediği çocukluk döneminde yapılacak erken müdahalelerin, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek ciddi göz hastalıklarının riskini azaltabileceği ifade ediliyor.</p>

<p><img height="613" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/14/miyosmart-iq-1781448610-270-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Miyopi kontrolüne yönelik bilimsel çalışmalar da hız kazanmış durumda. HOYA Vision Care ile The Hong Kong Polytechnic University iş birliğinde yürütülen yeni bir klinik araştırmada, D.I.M.S. teknolojisinin geliştirilmiş versiyonunu kullanan MiYOSMART iQ gözlük camlarının çocuklarda miyopi ilerlemesini kontrol altına almada dikkat çekici sonuçlar verdiği açıklandı.</p>

<p>Denver’da düzenlenen ARVO 2026 Annual Meeting’de paylaşılan sonuçlara göre, 7-12 yaş grubundaki çocuklarda 12 aylık kullanım sonunda miyopi kontrol etkinliğinin ortalama yüzde 100’ün üzerinde gerçekleştiği bildirildi. Araştırmada aksiyel uzunluk artışında yüzde 94 oranında azalma gözlemlendi.</p>

<p>4-6 yaş grubundaki çocuklarda ise kırma kusurunda yüzde 65, aksiyel uzunlukta ise yüzde 44 oranında miyopi kontrol başarısı elde edildiği açıklandı.</p>

<p><strong>“ERKEN MÜDAHALE HAYATİ ÖNEME SAHİP”</strong></p>

<p>HOYA Türkiye Genel Müdürü Kader Yıldırım, miyopinin artık yalnızca bireysel değil toplumsal bir sağlık sorunu olarak ele alınması gerektiğini belirterek, “Miyopi her yıl daha fazla çocuğu etkileyen küresel bir sağlık sorunu haline geliyor. Çocuklarımızın görme sağlığını korumak için bugün atılacak adımlar, gelecekteki yaşam kalitelerini doğrudan etkileyecek. Araştırma sonuçları, miyopi kontrolünde bilimsel olarak desteklenen yeni bir dönemin başladığını gösteriyor” dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 17:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/cocuklarin-gelecegi-ekranlarda-bulaniklasiyor-2050de-5-milyari-etkilemesi-bekleniyor-1781449205.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çölyak hastalığı ile gluten hassasiyeti aynı şey değil</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/colyak-hastaligi-ile-gluten-hassasiyeti-ayni-sey-degil-8873</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/colyak-hastaligi-ile-gluten-hassasiyeti-ayni-sey-degil-8873</guid>
                <description><![CDATA[Çölyak hastalığı ile gluten hassasiyetinin aynı şey olmadığını belirten Beslenme Uzmanı Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, glutensiz diyete başlamadan önce mutlaka çölyak taraması yapılması gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çölyak hastalığı ile gluten hassasiyetinin aynı şey olmadığını belirten Beslenme Uzmanı Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, glutensiz diyete başlamadan önce mutlaka çölyak taraması yapılması gerektiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Arş. Gör. Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, çölyak hastalığı, gluten hassasiyeti ve glutensiz beslenmenin püf noktalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Çölyak hastalığının gluten proteinine karşı gelişen kronik otoimmün bir ince bağırsak hastalığı olduğunu belirten Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, “Çölyak hastalarında gluten tüketimi sonrasında bağışıklık sistemi ince bağırsağın emilim yüzeylerine zarar verir ve besin emilim bozuklukları gelişebilir. Hastalık; ishal, karın ağrısı, şişkinlik, kilo kaybı, demir eksikliği anemisi, osteoporoz ve halsizlik gibi çok farklı belirtilerle ortaya çıkabilmektedir. Tanıda serolojik testler ve gerektiğinde ince bağırsak biyopsisi kullanılmaktadır. Çölyak hastalığının bugün için tek tedavisi glutenin diyetten tamamen çıkarılmasıdır.” dedi.</p>

<p><strong>GLUTENSİZ DİYETE BAŞLAMADAN ÖNCE TEST YAPTIRIN!</strong></p>

<p>Belirtilerin birbirine çok benzediğine dikkat çeken Çetinkaya, "Klinisyenler her iki durumu yalnızca belirtilere bakarak birbirinden ayırt edemezler. Bu nedenle glutensiz diyete başlamadan önce mutlaka çölyak taraması yapılmalıdır. Çünkü diyet başlandıktan sonra çölyak testleri güvenilir sonuç vermez." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Glutenin yalnızca ekmek ve makarna gibi ürünlerde bulunmadığını belirten Çetinkaya, “Glutensiz” etiketi her zaman yeterli güvence sağlamayabileceğini söyledi.</p>

<p>Uluslararası standartlara göre glutensiz ürünlerin belirli sınırlar içerisinde gluten içermesine izin verildiğini kaydeden Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, tüketicilerin bilinçli olması gerektiğini kaydetti. Çetinkaya, "Avrupa Birliği, FDA ve Codex Alimentarius standartlarına göre 'glutensiz' ürünlerin 20 ppm veya daha düşük gluten içermesi gerekmektedir. Bu sınır çölyak hastalarının büyük çoğunluğu için güvenli kabul edilmektedir. Ancak çalışmalar hem doğal glutensiz ürünlerde hem de 'glutensiz' etiketli bazı ürünlerde çapraz bulaş nedeniyle beklenenden yüksek gluten düzeyleri bulunabileceğini göstermektedir." dedi.</p>

<p><img height="599" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/06/14/1781340264-hat-ce-olak-et-nkaya-002-1781441335-286-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KAHVALTIDA DOĞAL BESİNLER ÖN PLANDA OLMALI</strong></p>

<p>Glutensiz beslenen bireyler için kahvaltının sanıldığından çok daha çeşitli hazırlanabileceğini söyleyen Beslenme Uzmanı Dr. Hatice Çolak Çetinkaya, "Yumurta, peynir, zeytin, domates, salatalık ve yeşilliklerden oluşan klasik Türk kahvaltısı doğal olarak glutensiz bir seçenektir; ancak ekmek tercih edilecekse sertifikalı glutensiz ekmek kullanılmalıdır. Bunun sertifikalı glutensiz yulaf; süt veya yoğurt ile hazırlanıp üzerine meyve, tarçın, ceviz veya chia tohumu eklenerek besleyici bir kahvaltıya dönüştürülebilir. Omlet ve menemen çeşitleri de güvenli ve doyurucu seçenekler arasındadır. Sebzeli omletler, mantar, biber, ıspanak veya peynir ile zenginleştirilebilir. Ayrıca haşlanmış yumurta yanında karabuğday patlağı veya glutensiz krakerler tercih edilebilir. Yoğurt ile hazırlanan meyveli kaseler de kolay uygulanabilir kahvaltılar arasındadır. Yoğurdun içine taze meyve, fındık, badem, ceviz ve glutensiz granola eklenebilir. Smoothie hazırlamak isteyenler için muz, süt veya kefir, fıstık ezmesi ve kakao ile yapılan karışımlar hızlı bir seçenek sunmaktadır. Hindistan cevizi sütü çeşitlendirmek adına bir alternatif olabilir. Ayrıca karabuğday unu, pirinç unu veya badem unu kullanılarak yapılan pankekler; bal, meyve veya peynir ile tüketilebilir. Kahvaltıda yalnızca paketli glutensiz ürünlere bağımlı kalmak yerine yumurta, süt ürünleri, sebzeler, meyveler ve doğal tahılları temel alan çeşitlilik oluşturmak daha dengeli bir yaklaşım sağlamaktadır" diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 16:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/colyak-hastaligi-ile-gluten-hassasiyeti-ayni-sey-degil-1781445605.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı kemikler için bu besinleri tüketin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglikli-kemikler-icin-bu-besinleri-tuketin-8788</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglikli-kemikler-icin-bu-besinleri-tuketin-8788</guid>
                <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, sağlıklı kemik yapısı için Süt  ürünleri,  soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, mercimek, su ürünleri, tavuk, turunçgiller, kivi, incir, çilek, domates, karnabahar, biber, zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak,  bamya, brokoli,  şalgam, pancar, yeşil çay, kırmızı et, yumurta, muz gibi ürünlerin tüketilmesini önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, sağlıklı kemik yapısı için Süt  ürünleri,  soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, mercimek, su ürünleri, tavuk, turunçgiller, kivi, incir, çilek, domates, karnabahar, biber, zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak,  bamya, brokoli,  şalgam, pancar, yeşil çay, kırmızı et, yumurta, muz gibi ürünlerin tüketilmesini önerdi.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - <b>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, konu hakkında önemli bilgiler verdi.</b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Güçlü ve sağlıklı kemiklere sahip olmak için sağlıklı yaşam,düzenli uyku ve doğru besinleri tüketmek gerekir.D Vitamini dışında kemiklerimizi güçlendirmek için hangi besinleri tüketmemiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız.  <b>  </b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Vücudun temel yapısını meydana getiren kemik ve eklemler, yıllara yenik düşüyor. Yaşın ilerlemesi ile beraber Osteoporoz(kemik erimesi), eklem kireçlenmesi(osteoartrit) gibi problemler sık görülmektedir.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Kemikleri  sağlıklı  tutmak için öncelikli olarak yapılması gereken şey doğru beslenmedir. Bu bakımdan kemiklerin sağlam bir yapıda olması için öncelikli olarak güneş ışığı alma ve  içinde D vitamini, kalsiyum ve mineral bakımından zengin olan gıdalar ile beslenilmelidir.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;"><b>Sağlıklı kemik için hangi besinleri tüketmek gerekiyor ?</b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Güneş ışığı almak güçlü kemik için olmazsa olmaz bir durumdur. D vitamini için güneş ışığı hayli önemlidir. Güçlü kemiklerin bir diğer olmazsa olmazı da kalsiyum, ikincil olarak ise fosfordur. Kalsiyum süt ürünleri,  soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, yeşil yapraklı sebzeler, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagillerde; Fosfor ise en çok su ürünleri, tavuk ve süt ürünlerinde bulunmaktadır. D vitaminin en önemli görevlerinden biri kemik sağlığını korumaktır. D vitamini hem Kalsiyumun  sindirim sisteminden emiliminde görevli hem de kemik yapımında görevli olan hücreleri uyarıcı etkiye sahiptir. D vitamini  balık  yumurta, soya sütü, patates, süt ve süt ürünleri, mantar gibi gıdalarda belirgin olarak bulunmaktadır.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Kemiklerin yapı taşlarından olan kollajen üretimini arttıran C vitamini, yeterli ölçüde alınmadığı zaman kemikler dayanıksız hale geliyor. C vitamini  turunçgiller, kivi, çilek, yeşil biber, domates, karnabahar, biber gibi gıdalarda yoğun olarak bulunmaktadır. K vitamini kemik mineralizasyonunda görev alan bileşiklerin aktivasyonunda görev alıyor. K vitaminini zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak,  bamya, brokoli,  şalgam, pancar, yeşil çayda bol bulunuyor. Kemik kalite ve gelişimi için hayli önemli bir konumda bulunan B12 vitamini eksikliğinde  kemik erimesi gelişmektedir. B 12 vitamini  kırmızı et, yumurta, süt ürünlerinde en fazla bulunuyor. Hem vücut hem de kemiklerin alkali dengesinin temininde önemli rol alan potasyum, kalsiyumun vücutta uzun dönem kalmasında rol alıyor. Deniz  ürünleri, patates, muzda yoğun olarak bulunmaktadır. A vitamininin de kemik gelişiminde önemli ölçüde katkısı saptanmıştır. Omega-3 ve 6 balık, keten tohumu, ceviz ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bol bulunmakta ve kalsiyum emilimine yardımcı olmaktadır.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;"><b>Kemik sağlığını korumak neden önemli ?</b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">İlerleyen yaş ile beraber gerekli takviyelerden mahrum bırakılan kemikler sağlamlığını yitirmekte ve kırılgan hale gelmektedir.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;"><b>Kemikleri güçlendiren besinler nelerdir ?</b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Süt  ürünleri,  soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, mercimek, su ürünleri, tavuk, turunçgiller, kivi, incir, çilek, domates, karnabahar, biber, zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak,  bamya, brokoli,  şalgam, pancar, yeşil çay, kırmızı et, yumurta, muz.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;"><b>Kemik sağlığı için hangi besinlerden uzak duralım ?</b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Tuz ve aşırı protein kalsiyum kaybına neden olarak kemik erimesine yol açabilmektedir. Sigara, alkol, stresli veya sedanter yaşamdan uzak durulmalı, kafein, çay fazla tüketilmemelidir. Asitli ve GDO’lu ürünlerden de titizlikle  uzak kalınmalıdır.</p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;"><b>Kemik erimesine karşı önerileriniz ?</b></p>

<p class="228bf8a64b8551e1" style="text-align: start;">Mutlaka spor veya egzersiz yapılmalı, bol su tüketilmeli, bilinçli olarak ağır metal zehirlenmeleri ve toksisite ile de  mücadele edilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 16:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/06/saglikli-kemikler-icin-bu-besinleri-tuketin-1781357406.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir’de dişhekimleri diş sağlığının önemine dikkat çekti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmirde-dishekimleri-dis-sagliginin-onemine-dikkat-cekti-8625</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmirde-dishekimleri-dis-sagliginin-onemine-dikkat-cekti-8625</guid>
                <description><![CDATA[İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) Merkez Mahallesi Muhtarlığının katkısıyla Alevi Kültür Dernekleri Bayraklı Şubesi'ni ziyaret ederek ağız ve diş sağlığı konusunda bir sunum yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) Merkez Mahallesi Muhtarlığının katkısıyla Alevi Kültür Dernekleri Bayraklı Şubesi'ni ziyaret ederek ağız ve diş sağlığı konusunda bir sunum yaptı.</p>

<p><strong>İZMİR (İGFA) - </strong>İZDO üyesi Diş hekimleri Nurhan Çelik Demir, Faruk Demir, Ahmet Özdikmenli ve İlkay Begeç'in gerçekleştirdiği sunumda, ağız ve diş sağlığının genel vücut sağlığını da önemli ölçüde etkilediği anlatıldı.</p>

<p>Diş hekimi Nurhan Çelik Demir, “Ağız ve diş sağlığı çok önemli bir konu. Herkesin kendi sağlığını koruması gerekiyor; çünkü ağız vücuda açılan giriş kapısıdır. Bütün besimler buradan vücudumuza giriyor, diş, dil, damak ve diş etleri de burada. Eğer bunların sağlığı bozulursa, vücudumuz olumsuz etkileniyor. Ağız ve diş sağlığı yalnızca dişlerin çürümesi veya ağız kokusu gibi sorunlarla sınırlı kalmıyor. Diş eti üzerinde oluşan plaklar, çürüklere, iltihaba ve diş eti çekilmelerine neden oluyor. Bu durum da bakterilerin kana karışmasına yol açarak kalp hastalıkları, diyabet ve hamilelik süreci üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir” diye konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/26/i-zdo-1-095055270-1774524497-362-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>YILDA İKİ KERE MUAYENE OLUN</strong></p>

<p>Herhangi bir diş sağlığı problemi olmasa bile yılda 2 kere rutin diş muayenesinin gerekli olduğunu da belirten Diş hekimi Nurhan Çelik Demir, özellikle çocuklara küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması gerektiğine dikkat çekti. Demir, ağız ve diş sağlığını korumanın tedavi sürecinden çok daha masrafsız ve kolay olduğunun da altını çizdi.</p>

<p>Alevi Kültür Dernekleri Bayraklı Şubesi Başkanı Ali Rıza Uysal da verdikleri değerli bilgilerden ötürü İzmir Diş Hekimleri Odası diş hekimlerine ve tüm emeği geçenlere teşekkür etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 16:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2026/03/izmirde-dishekimleri-dis-sagliginin-onemine-dikkat-cekti-1774532196.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muğla’da ücretsiz HPV aşılarına devam</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/muglada-ucretsiz-hpv-asilarina-devam-8575</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/muglada-ucretsiz-hpv-asilarina-devam-8575</guid>
                <description><![CDATA[Muğla Büyükşehir Belediyesi, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu HPV aşısı uygulaması için başvuruları almaya devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Büyükşehir Belediyesi, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu HPV aşısı uygulaması için başvuruları almaya devam ediyor.</p><p><strong>MUĞLA (İGFA) - </strong>Muğla Büyükşehir Belediyesi, toplum sağlığının korunması ve gelecek nesillerin daha sağlıklı koşullarda yetişmesi amacıyla koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor.</p>

<p>Önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkan Rahim ağzı kanseri, son yıllarda HPV (İnsan Papilloma Virüsü) kaynaklı vakaların artış göstermesiyle birlikte daha fazla gündeme gelirken, Büyükşehir Belediyesi 9-45 yaş aralığındaki bireylere yönelik ücretsiz aşı uygulamasını hayata geçirdi.</p>

<p>Rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlayan HPV aşısından yararlanmak isteyen ve başvuru koşullarını taşıyan vatandaşların gerekli belgelerle birlikte Muğla Büyükşehir Belediyesi Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nün ilçe hizmet birimlerine başvuruda bulunmaları gerekiyor.Detaylı bilgi almak isteyenler, 444 48 01 numaralı Muğla Büyükşehir Belediyesi Çağrı Merkezi’nden destek alabilir.</p>

<p>Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Halk sağlığını tehdit eden hastalıklara karşı koruyucu hizmetler sunmak, yerel yönetim anlayışımızın en önemli unsurlarından biridir. Bu doğrultuda, rahim ağzıkanserine karşı koruma sağlayan HPV aşısı uygulamasını başlatarak özellikle genç kuşakların sağlığını güvence altına almayı hedefliyoruz.Son yıllarda HPV kaynaklı kanser vakalarındaki artış, bu alanda farkındalık çalışmalarını ve koruyucu sağlık hizmetlerini daha da önemli hale getirmiştir. Biz de hem bu konuda toplumsal bilinç oluşturmak hem de vatandaşlarımızın sağlığını korumak amacıyla ücretsiz HPV aşısı uygulamamızı hayata geçirdik.Uygulamamızda başvurulardevam ediyor. Tüm vatandaşlarımızı, sağlıklı bir gelecek için bu fırsattan yararlanmaya davet ediyorum.” dedi.</p>

<p></p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Nov 2025 15:30:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/11/muglada-ucretsiz-hpv-asilarina-devam-1763641839.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer kanserinde erken tanı ve tedavi deneyimi araştırmasında ara bulgular</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/akciger-kanserinde-erken-tani-ve-tedavi-deneyimi-arastirmasinda-ara-bulgular-8542</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/akciger-kanserinde-erken-tani-ve-tedavi-deneyimi-arastirmasinda-ara-bulgular-8542</guid>
                <description><![CDATA[Roche İlaç Türkiye, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği iş birliğiyle hazırlanan “Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası” araştırmasının ilk sonuçları paylaşıldı. Erken belirtilerin çoğu zaman göz ardı edildiği, hastaların psikososyal desteğe büyük ihtiyaç duyduğu ve yenilikçi tedavilerin yaşam kalitesini artırdığı ortaya çıktı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Roche İlaç Türkiye, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği iş birliğiyle hazırlanan “Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası” araştırmasının ilk sonuçları paylaşıldı. Erken belirtilerin çoğu zaman göz ardı edildiği, hastaların psikososyal desteğe büyük ihtiyaç duyduğu ve yenilikçi tedavilerin yaşam kalitesini artırdığı ortaya çıktı.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kasım Ayı Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, Türkiye’de akciğer kanseriyle mücadelede önemli bir adım atıldı.</p>

<p>Roche İlaç Türkiye öncülüğünde, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği’nin katkılarıyla Ipsos Türkiye tarafından yürütülen “Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası” araştırmasının ara bulguları açıklandı.</p>

<p>Türkiye’de her yıl 41 binden fazla yeni akciğer kanseri vakası görülürken, bu kanser türü erkeklerde en sık, kadınlarda ise görülme sıklığı hızla artan kanserler arasında yer alıyor. Araştırma, tanıdan tedaviye uzanan süreçte hem hekim hem hasta deneyimlerini bütüncül biçimde ele alıyor.</p>

<p><strong>ERKEN TANI GECİKİYOR, BELİRTİLER “BASİT RAHATSIZLIK” SANILIYOR</strong></p>

<p>Hasta görüşmelerinde öne çıkan en çarpıcı bulgu: Öksürük, nefes darlığı, halsizlik gibi erken belirtiler çoğu zaman önemsenmiyor. Hastalar ancak uzun süren veya şiddetli belirtilerde doktora başvuruyor. Bu durum, toplumda erken tanı farkındalığının hâlâ yeterli düzeyde olmadığını gösteriyor.</p>

<p><strong>HEKİMLER: “TANI VE GENETİK TESTLERE HIZLI ERİŞİM HAYATİ”</strong></p>

<p>Tıbbi onkologlar, biyopsi ve genetik testlerin zamanında yapılmasının doğru tedaviye yönlendirmede belirleyici olduğunu vurguluyor. Ülkemizde yakın dönemde geri ödeme kapsamına giren yenilikçi tedaviler (özellikle immünoterapiler) hem hekimler hem hastalar tarafından olumlu karşılanıyor ve yaşam kalitesinde belirgin iyileşme sağlıyor.</p>

<p>Tedavi alan hastalar, yenilikçi tedavilerle günlük yaşamlarına daha kolay devam edebildiklerini, hatta bazı günler “hasta olduklarını unuttuklarını” ifade ediyor. Ancak psikolojik destek, hasta dayanışma grupları ve tedavi için şehir dışı seyahatlerde konaklama gibi lojistik desteklerin eksikliği büyük bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Nov 2025 21:35:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/11/akciger-kanserinde-erken-tani-ve-tedavi-deneyimi-arastirmasinda-ara-bulgular-1763577307.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu ekip kıtalararasında dünya çapında 11 ekipten biri</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bu-ekip-kitalararasinda-dunya-capinda-11-ekipten-biri-8459</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bu-ekip-kitalararasinda-dunya-capinda-11-ekipten-biri-8459</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü, yalnızca eğitim ve bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda dünya çapında hayat kurtaran uygulamalarıyla da dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik’in liderliğindeki ekip Türkiye’de tek, kıtalararası organ naklinde görev alan dünyadaki 11 ekipten biri olma özelliğini taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü, yalnızca eğitim ve bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda dünya çapında hayat kurtaran uygulamalarıyla da dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik’in liderliğindeki ekip Türkiye’de tek, kıtalararası organ naklinde görev alan dünyadaki 11 ekipten biri olma özelliğini taşıyor.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü, yalnızca eğitim ve bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda dünya çapında hayat kurtaran uygulamalarıyla da dikkat çekiyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik’in liderliğinde Üsküdar Üniversitesi’nden Yoğun Bakım Uzm. Dr. Kadir Doğruer ve perfüzyonist Tarık Demir’den oluşan ekip, kıtalararası organ naklinde görev alan dünyadaki 11 ekipten biri olma özelliğini taşıyor. Türkiye’de bu alanda kıtalararası nakil ekibinde yer alan tek ekip Üsküdar Üniversitesi’nde.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/24/1758702460-foto-1758708143-925-x750.png" style="height:563px; width:750px" /></p>

<p>Prof. Dr. Kocailik, bu kritik sürecin zorluklarını şöyle anlattı:</p>

<p>“Bazı hastaların kalp ve akciğerleri o kadar yetersiz çalışıyor ki, cihaz desteği olmadan yaşamaları mümkün olmuyor. Yoğun bakımda, pek çok cihaza bağlı yaşıyorlar; hatta hastane içinde MR ya da tomografi gibi tetkiklere bile taşınamıyorlar. Bu hastaların yaşama tutunabilmeleri ve nakilleri, ancak vücut dışı yaşam destek sistemleri ile mümkün oluyor. Bu sistemler ise ileri düzeyde bilgi ve deneyim gerektiren perfüzyon uygulamaları ile çalıştırılıyor.</p>

<p>Üsküdar ekibi, 10 yıl önce hastaneler arası ve şehirler arası nakillerle yola çıktı. Ardından Bakü–İstanbul ve Kosova–İstanbul arasında organ nakillerini başarıyla gerçekleştirerek uluslararası boyuta adım attı. Bugün ise kıtalararası uçuşlarda görev alabilen ender ekiplerden biri olarak dünya çapında öne çıkıyor.”</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/24/1758702453-foto4-1758708158-637-x750.png" style="height:417px; width:750px" /></p>

<p>Organ nakillerinde hastane içinden kıtalar arası boyuta uzanan beş farklı kategori bulunuyor. Ancak bu zincirin en zorlu halkası olan kıtalararası nakilleri yapabilen ekip sayısı dünya çapında yalnızca 11. Türkiye’de bu başarıyı gerçekleştiren tek ekip ise Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü’nün uzman kadrosu.</p>

<p>Prof. Dr. Kocailik, bu başarıyı mümkün kılan şeyin yalnızca teknik donanım değil, nitelikli insan kaynağı ve güçlü bir akademik kadro olduğuna dikkat çekerek, “Biz yalnızca hayat kurtarmıyoruz, aynı zamanda geleceğin perfüzyonistlerini de yetiştiriyoruz. Sahip olduğumuz deneyim, laboratuvar imkanları ve bilimsel çalışmalarımızla hem ülkemizde hem dünyada öncü konumdayız.” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/09/24/1758702456-foto2-1758708169-893-x750.png" style="height:497px; width:750px" /></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü, bu başarıyla birlikte yalnızca eğitimde değil, uluslararası sağlık hizmetlerinde de rol üstlenmiş durumda.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Sep 2025 14:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/09/bu-ekip-kitalararasinda-dunya-capinda-11-ekipten-biri-1758712524.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Edirne Keşan’da Sağlık Bakanlığı hizmetleri tanıtıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/edirne-kesanda-saglik-bakanligi-hizmetleri-tanitildi-8409</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/edirne-kesanda-saglik-bakanligi-hizmetleri-tanitildi-8409</guid>
                <description><![CDATA[Edirne Keşan İlçe Sağlık Müdürlüğü, vatandaşları sağlık hizmetleri konusunda bilinçlendirmek amacıyla anlamlı bir etkinliğe imza attı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Edirne Keşan İlçe Sağlık Müdürlüğü, vatandaşları sağlık hizmetleri konusunda bilinçlendirmek amacıyla anlamlı bir etkinliğe imza attı.</p><p><b>Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - </b>Etkinlikte Dr. Nilüfer Uncu, Sosyal Destek Merkezi (SODAM) kursiyerlerine Sağlık Bakanlığı’nın görevleri, hizmetleri ve işleyişi hakkında kapsamlı bilgiler sundu.</p>

<p>Etkinlikte, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenen Sağlık Bakanlığı’nın teşkilat yapısı, yetki ve sorumlulukları ele alındı. Dr. Uncu, Bakanlığın temel amacının toplumun bedensel, zihinsel ve sosyal açıdan tam bir iyilik hâlinde yaşamını sürdürmesini sağlamak olduğunu vurguladı.</p>

<p><b>KEŞAN İLÇE SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ’NDE TANITIM ETKİNLİĞİ</b></p>

<p>Bu kapsamda Keşan İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki birimlerin işleyişini tanıtmak ve halkı bilinçlendirmek amacıyla bir etkinlik düzenlendi.</p>

<p><b>SODAM KURSİYERLERİNE BİLGİLENDİRME</b></p>

<p>Etkinlikte, Dr. Nilüfer Uncu tarafından SODAM kursiyerlerine Sağlık Bakanlığı hizmetleri tanıtıldı. Katılımcılar, Bakanlığın topluma sunduğu hizmetler ve kurumun işleyişi hakkında detaylı bilgi edindi.</p>

<p>Bu tür bilgilendirme faaliyetleriyle Keşan’da sağlık hizmetlerine erişim ve farkındalık her geçen gün artıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Sep 2025 13:08:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/09/edirne-kesanda-saglik-bakanligi-hizmetleri-tanitildi-1758449306.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mersin’de Alzheimer farkındalığı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/mersinde-alzheimer-farkindaligi-8406</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/mersinde-alzheimer-farkindaligi-8406</guid>
                <description><![CDATA[Mersin Büyükşehir Belediyesi, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında Tarsus Gençlik Kampı’nda anlamlı bir etkinlik düzenledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Büyükşehir Belediyesi, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında Tarsus Gençlik Kampı’nda anlamlı bir etkinlik düzenledi.</p><p><strong>MERSİN (İGFA) - </strong>Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gülümse Alzheimer Yaşam Merkezi tarafından organize edilen program, başlangıç evresi Alzheimer hastalarına yönelik sosyal ve fiziksel aktivitelerle dolu bir gün sundu.</p>

<p>Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı kamp alanında gerçekleşen etkinlikte; çember atma, topla oynama, el becerileri geliştirme gibi aktivitelerin yanı sıra müzik eşliğinde danslar edildi. Katılımcılar, doğanın huzur veren atmosferinde hem eğlendi hem de sağlık kontrollerinden geçti. Tansiyon ve şeker ölçümleri de yapılarak fiziksel sağlık takibi sağlandı.</p>

<p><strong>Tanrıverdi: “Hasta yakınlarından çok güzel geri dönüşler alıyoruz”</strong></p>

<p>Gerontolog Cihan Tanrıverdi, Alzheimer hastalarının sosyalleşmesinin hastalığın seyrini yavaşlattığını belirterek, “Evden çıkıp etkinliklere katılan hastalarımızın yaşam kalitesi artıyor. Hasta yakınlarından ‘Annem, babam hayata bağlandı’ gibi geri dönüşler almak bizi çok mutlu ediyor” dedi.</p>

<p>Gülümse Alzheimer Yaşam Merkezi, merkez ilçelerdeki hastalara servisle ulaşım sağlıyor. Sabah kahvaltısı ve öğle yemeği sunulan merkezde; fiziksel, sanatsal ve zihinsel etkinlikler düzenleniyor. Haftada bir gün evde fizik tedavi hizmeti de veriliyor. Tanrıverdi, “Ciddi bir talep var ve biz bu talebi karşılayabiliyoruz” diyerek hizmetin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Mersin Büyükşehir Belediyesi, Alzheimer hastalarına yönelik bu tür sosyal projelerle hem farkındalık yaratıyor hem de hasta ve hasta yakınlarının yaşamına dokunuyor</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Sep 2025 13:07:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/09/mersinde-alzheimer-farkindaligi-1758449272.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Antalya Mavi Ev’de Alzheimer farkındalığı artıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/antalya-mavi-evde-alzheimer-farkindaligi-artiyor-8395</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/antalya-mavi-evde-alzheimer-farkindaligi-artiyor-8395</guid>
                <description><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Alzheimer hasta ve hasta yakınlarına yönelik hizmet verdiği “Mavi Ev”de çalışmalarıyla büyük beğeni topluyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Alzheimer hasta ve hasta yakınlarına yönelik hizmet verdiği “Mavi Ev”de çalışmalarıyla büyük beğeni topluyor.</p><p><strong>ANTALYA (İGFA) - </strong> Alzheimer hastalığının erken evrede tespit edilmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, hastalığı önleyebilecek ve ilerlemesini yavaşlatabilecek tavsiyelerde bulunuyor.</p>

<p>Her yıl 21 Eylül, tüm dünyada “Dünya Alzheimer Günü” olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi de Alzheimer hastaları ve yakınlarına destek amacıyla hayata geçirdiği “Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi” (Mavi Ev) ile Türkiye’de örnek bir model oluşturuyor. Mavi Ev’de hastalar ve yakınları hem hastalık ve evreleri hakkında pratik bilgiler alıyor hem de psiko-sosyal destekle moral buluyor.</p>

<p><strong>ZİHNİMİZİ ÇALIŞTIRMALIYIZ </strong></p>

<p>Merkez Sorumlusu Gerontolog Merve Kıldır, Alzheimer riskine karşı zihinsel ve fiziksel aktivitelerin önemine dikkat çekerek, “Bulmaca çözmek, kitap okumak, örgü örmek, sosyal hayata katılmak, dengeli beslenmek ve düzenli uyku gibi alışkanlıklar riski azaltır. Torunlarla vakit geçirmek bile hastaya moral ve zihinsel destek sağlar” dedi.</p>

<p><strong>YAŞAM KALİTELERİNİ YÜKSELTİYORUZ</strong></p>

<p>Mavi Ev’in Alzheimer hastaları ve yakınları için sunduğu hizmetleri anlatan Merve Kıldır, “Merkezimizde hastalığın takibini ve sürecin doğru yönetilmesini sağlıyoruz. Alzheimer’ın kesin bir tedavisi bulunmasa da erken tanı ve düzenli takip ile hastalığın seyri yavaşlatılabilir.</p>

<p>Hasta ve hasta yakınlarımızın yaşam kalitelerini yükseltmek için moral ve destek sağlıyoruz. Gündüz bakım hizmetinin yanı sıra gerontolojik danışmanlık hizmetini de kesintisiz sunuyoruz. Alzheimer ile mücadelede birlikte güçlüyüz” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Sep 2025 13:06:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/09/antalya-mavi-evde-alzheimer-farkindaligi-artiyor-1758449191.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel fıtığı tedavisinde ilk seçenek ameliyatsız yöntemler!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-8223</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-8223</guid>
                <description><![CDATA[Bel fıtığında ilk aşamanın genellikle ameliyatsız tedaviler olduğunu belirten uzmanlar, bu yöntemlerin büyük oranda başarılı olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bel fıtığında ilk aşamanın genellikle ameliyatsız tedaviler olduğunu belirten uzmanlar, bu yöntemlerin büyük oranda başarılı olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong> Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, bel fıtığının ameliyatsız yöntemlerle nasıl tedavi edilebildiği, bu tedavilerin kimlere uygun olduğu, başarı oranları ve tekrar riskini azaltmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Bel fıtığı tedavisinde ilk aşamanın, özellikle kuvvet kaybı, idrar kaçırması gibi durumlar yok ise, genellikle ameliyatsız yöntemler olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, “Amaç, ağrıyı azaltmak, fonksiyon kaybını önlemek ve yaşam kalitesini artırmaktır.” dedi.</p>

<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinde sıklıkla kullanılan yöntemlere değinen Avcı, “Ağrı kesiciler, kas gevşeticiler ve gerektiğinde antiinflamatuvar ilaçları içeren ilaç tedavileri kullanılır. Uygun olan hastalar manuel terapi, sıcak-soğuk uygulamalar, elektrik stimülasyonu, traksiyon ve egzersiz programları gibi fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarına yönlendirilir. Yine uygun hastalarda epidural steroid enjeksiyonları veya sinir kökü blokajları, sinir üzerindeki ödemi ve inflamasyonu azaltabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ VE DESTEKLEYİCİ TEDAVİLER AĞRI KONTROLÜNDE ETKİLİ…</strong></p>

<p>Kullanılan diğer yöntemlerden de bahseden Op. Dr. İdris Avcı, “Uygun hastalarda radyofrekans ablasyon tedavisi ağrıları kontrol etmek için fayda sağlayabilirler. Kilo kontrolü, oturma ve çalışma pozisyonunun düzeltilmesi, düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri de faydalı olabilir. Bazı hastalarda kuru iğne, akupunktur veya ozon tedavisi destekleyici olarak kullanılabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Ameliyatsız tedavilerin kimler için uygun kimler için uygun olmayabileceği hakkında bilgi veren Op. Dr. İdris Avcı, “Hafif veya orta derecede bel fıtığı olanlar, kuvvet kaybı, idrar-dışkı kontrol kaybı gibi acil cerrahi gerektiren bulguları olmayanlar, ilaç ve fizik tedavi ile şikayetleri azalan hastalar, yaşam tarzı değişikliklerini uygulayabilecek motivasyona sahip kişilerde ameliyatsız yöntemler uygulanabilir. Kauda ekuina sendromu (idrar-dışkı tutamama, ileri nörolojik kayıp) gelişmiş hastalar, şiddetli güç kaybı veya ilerleyici felci olanlar, uzun süreli ilaç tedavisine rağmen şikayetleri artan hastalar ile ciddi sinir basısı bulunanlarda ise uygun olmadığı söylenebilir.” dedi.</p>

<p>Ameliyatsız tedavilerle birçok hastada tamamen iyileşme veya belirgin düzelmenin mümkün olduğuna dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Özellikle küçük ve orta boy fıtıklarda, zamanla diskin büzüşmesi ve sinir basısının azalmasıyla şikayetler büyük ölçüde kaybolabilir” dedi.</p>

<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinin ardından tekrarlama riski olduğuna vurgu yapan Avcı, “Özellikle yanlış hareketler, ağır kaldırma, uzun süreli oturma veya obezite riski artırır. Tekrarlama oranı yaklaşık yüzde 10–15 civarındadır. Düzenli egzersiz, bel ve karın kaslarını güçlendirme, doğru duruş alışkanlığı kazanma ve kilo kontrolü ile bu risk belirgin şekilde azaltılabilir.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Aug 2025 14:01:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/08/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-1756033277.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel fıtığı tedavisinde ilk seçenek ameliyatsız yöntemler!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-8221</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-8221</guid>
                <description><![CDATA[Bel fıtığında ilk aşamanın genellikle ameliyatsız tedaviler olduğunu belirten uzmanlar, bu yöntemlerin büyük oranda başarılı olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bel fıtığında ilk aşamanın genellikle ameliyatsız tedaviler olduğunu belirten uzmanlar, bu yöntemlerin büyük oranda başarılı olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong> Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, bel fıtığının ameliyatsız yöntemlerle nasıl tedavi edilebildiği, bu tedavilerin kimlere uygun olduğu, başarı oranları ve tekrar riskini azaltmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Bel fıtığı tedavisinde ilk aşamanın, özellikle kuvvet kaybı, idrar kaçırması gibi durumlar yok ise, genellikle ameliyatsız yöntemler olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, “Amaç, ağrıyı azaltmak, fonksiyon kaybını önlemek ve yaşam kalitesini artırmaktır.” dedi.</p>

<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinde sıklıkla kullanılan yöntemlere değinen Avcı, “Ağrı kesiciler, kas gevşeticiler ve gerektiğinde antiinflamatuvar ilaçları içeren ilaç tedavileri kullanılır. Uygun olan hastalar manuel terapi, sıcak-soğuk uygulamalar, elektrik stimülasyonu, traksiyon ve egzersiz programları gibi fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarına yönlendirilir. Yine uygun hastalarda epidural steroid enjeksiyonları veya sinir kökü blokajları, sinir üzerindeki ödemi ve inflamasyonu azaltabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ VE DESTEKLEYİCİ TEDAVİLER AĞRI KONTROLÜNDE ETKİLİ…</strong></p>

<p>Kullanılan diğer yöntemlerden de bahseden Op. Dr. İdris Avcı, “Uygun hastalarda radyofrekans ablasyon tedavisi ağrıları kontrol etmek için fayda sağlayabilirler. Kilo kontrolü, oturma ve çalışma pozisyonunun düzeltilmesi, düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri de faydalı olabilir. Bazı hastalarda kuru iğne, akupunktur veya ozon tedavisi destekleyici olarak kullanılabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Ameliyatsız tedavilerin kimler için uygun kimler için uygun olmayabileceği hakkında bilgi veren Op. Dr. İdris Avcı, “Hafif veya orta derecede bel fıtığı olanlar, kuvvet kaybı, idrar-dışkı kontrol kaybı gibi acil cerrahi gerektiren bulguları olmayanlar, ilaç ve fizik tedavi ile şikayetleri azalan hastalar, yaşam tarzı değişikliklerini uygulayabilecek motivasyona sahip kişilerde ameliyatsız yöntemler uygulanabilir. Kauda ekuina sendromu (idrar-dışkı tutamama, ileri nörolojik kayıp) gelişmiş hastalar, şiddetli güç kaybı veya ilerleyici felci olanlar, uzun süreli ilaç tedavisine rağmen şikayetleri artan hastalar ile ciddi sinir basısı bulunanlarda ise uygun olmadığı söylenebilir.” dedi.</p>

<p>Ameliyatsız tedavilerle birçok hastada tamamen iyileşme veya belirgin düzelmenin mümkün olduğuna dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Özellikle küçük ve orta boy fıtıklarda, zamanla diskin büzüşmesi ve sinir basısının azalmasıyla şikayetler büyük ölçüde kaybolabilir” dedi.</p>

<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinin ardından tekrarlama riski olduğuna vurgu yapan Avcı, “Özellikle yanlış hareketler, ağır kaldırma, uzun süreli oturma veya obezite riski artırır. Tekrarlama oranı yaklaşık yüzde 10–15 civarındadır. Düzenli egzersiz, bel ve karın kaslarını güçlendirme, doğru duruş alışkanlığı kazanma ve kilo kontrolü ile bu risk belirgin şekilde azaltılabilir.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Aug 2025 14:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/08/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-1756033276.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Suda doğum giderek yaygınlaşıyor... Suda doğumla ilgili merak edilenler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/suda-dogum-giderek-yayginlasiyor-suda-dogumla-ilgili-merak-edilenler-8195</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/suda-dogum-giderek-yayginlasiyor-suda-dogumla-ilgili-merak-edilenler-8195</guid>
                <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, suda doğumun ağrı şiddetini azalttığını, anne ve bebek için daha doğal ve konforlu bir doğum sunduğunu belirtti. Anne ve bebek için faydaları neler? Kimler suda doğum yapabilir? Dr. Gasimova, riskler ve yanlış bilinenleri açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, suda doğumun ağrı şiddetini azalttığını, anne ve bebek için daha doğal ve konforlu bir doğum sunduğunu belirtti. Anne ve bebek için faydaları neler? Kimler suda doğum yapabilir? Dr. Gasimova, riskler ve yanlış bilinenleri açıkladı.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Gebeliğin son aylarında anne adaylarının en büyük beklentisi, stresten uzak ve sağlıklı bir doğum. Bu nedenlede suda doğum yöntemi, doğal, az ağrılı ve psikolojik destek sunan yapısıyla giderek daha fazla tercih ediliyor.</p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, suda doğum hakkında merak edilenleri yanıtladı.</p>

<p><strong>SUDA DOĞUM NEDİR, NASIL GERÇEKLEŞİR?</strong></p>

<p>Suda doğum, doğumun sancılı ve aktif evresinin ya da tamamının 35-37 derece sıcak suyla dolu özel bir havuzda gerçekleşmesini sağlıyor. Sıcak su, kasları gevşetiyor, spazmları azaltıyor ve ağrıları hafifletiyor.</p>

<p>Dr. Gasimova, “Sıcak su, ağrıyı 10 üzerinden 3-4 puana düşürüyor, anneler için daha tolere edilebilir bir doğum sunuyor” dedi.</p>

<p><strong>ANNE VE BEBEK İÇİN FAYDALARI</strong></p>

<p>Suda doğum, annenin fiziksel ve psikolojik gerginliğini azaltıyor.</p>

<p>Dr. Gasimova, “Suyun kaldırma kuvveti kas yükünü hafifletiyor, hareket kabiliyetini artırıyor. Havuz, mahremiyet sağlayarak güven hissi veriyor” dedi.</p>

<p>Bebek için ise daha nazik bir geçiş sunuyor; kan akışı ve oksijen artışı sağlıyor, ten tene temasla anne-bebek bağı güçleniyor.</p>

<p><strong>KİMLER SUDA DOĞUM YAPABİLİR?</strong></p>

<p>Vajinal doğum yapabilen her anne adayı, suda doğum için uygun kabul ediliyor. Ancak sezaryen gerektiren durumlarda önerilmiyor. Uygunluk, hekim tarafından değerlendiriliyor.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/08/22/1755844364-dr-ref-ka-gas-mova-1755874748-293-x750.jpeg" style="height:945px; width:750px" /></p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Bebekler zaten anne karnında su ortamında gelişiyor. Suya doğan bebeği tekrar suya sokmamak önemli. Deneyimli bir doktor ve ebe ekibiyle bu risk ortadan kalkıyor” diyerek endişeleri giderdi.</p>

<p><strong>RİSKLER VE YANLIŞ BİLİNENLER</strong></p>

<p>Suda doğum, temizlik ve ısı koşulları sağlandığında güvenli. Müdahaleli doğum oranı azalıyor, dikiş ihtiyacı düşüyor. Dr. Gasimova, “Enfeksiyon riski veya ikiz gebelik, SSVD ve makat doğumda suda doğum yapılamayacağı düşüncesi yanlış. Deneyimli ekiplerle risk bulunmuyor” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Aug 2025 08:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/08/suda-dogum-giderek-yayginlasiyor-suda-dogumla-ilgili-merak-edilenler-1755926785.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Otobüsü’ projesini hayata geçirdi.</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglik-otobusu-projesini-hayata-gecirdi-7951</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglik-otobusu-projesini-hayata-gecirdi-7951</guid>
                <description><![CDATA[Bursa Büyükşehir Belediyesi, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ve mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan vatandaşların sağlık hizmetine daha kolay ulaşabilmesi amacıyla ‘Sağlık Otobüsü’ projesini hayata geçirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ve mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan vatandaşların sağlık hizmetine daha kolay ulaşabilmesi amacıyla ‘Sağlık Otobüsü’ projesini hayata geçirdi.</p><p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Bursa’da vatandaşların tüm hizmetlerden eşit bir şekilde yararlanması için hizmetlerini sürdüren Büyükşehir Belediyesi, halka kolay, erişilebilir ve kaliteli sağlık hizmetleri sunmak, hastalıkların erken dönemde teşhisini ve toplumda bilinçlenmeyi sağlamak amacıyla ‘Sağlık Otobüsü’ projesini başlattı.</p>

<p>Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Evde Bakım ve Ambulans Hizmetleri Şube Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen ‘Sağlık Otobüsü’, 17 ilçeyi gezerek özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ve mevsimlik tarım işçisi olarak çalışanların sağlık hizmetine daha kolay ulaşabilmesini amaçlıyor.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/07/24/35870-mty4odiyyt-4-1753368939-462-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bünyesinde doktor, psikolog, hemşire, diyetisyen, fizyoterapist ve ebenin yer alacağı Sağlık Otobüsü’nde, ilk olarak bulgu taraması yapılarak vatandaşların tansiyonu, ateşi, nabzı ve solunumu ölçülecek. Gezici araçta yapılan tarama sonuçları görevli personel tarafından değerlendirilerek, gerek görülmesi halinde vatandaşlar hastaneye yönlendirilecek.</p>

<p>Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, sosyal belediyecilik anlayışını merkeze alarak Bursalıların yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçladıklarını söyledi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/07/24/35870-mty4odiyyt-3-1753368945-800-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı olan vatandaşlara yerinde, hızlı ve bütüncül bir hizmet sunmak amacıyla "Sağlık Otobüsü" projesini hayata geçirdiklerini belirten Başkan Bozbey, “Hayattaki en değerli servetin sağlık olduğunu biliyoruz. Amacımız, erken teşhisle olası riskleri azaltmak ve toplumsal sağlık eşitliğine katkı sağlamaktır. Toplum sağlığını korumak ve iyileştirmek hepimizin sorumluluğudur. Göreve geldiğimiz günden bu yana ihtiyaç duyulan her alanda ayrım yapmaksızın tüm vatandaşlarımıza hizmet verdik. Türkiye’ye örnek olacak olan halk sağlığı projelerimizi bir bir yaşama geçirmeye devam edeceğiz. Herkese sağlıklı bir yaşam diliyorum” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Jul 2025 08:22:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/07/saglik-otobusu-projesini-hayata-gecirdi-1753420931.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile Hekimliği çalışanlarına maaş kesintisi şoku!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/aile-hekimligi-calisanlarina-maas-kesintisi-soku-7857</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/aile-hekimligi-calisanlarina-maas-kesintisi-soku-7857</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğiyle aile hekimleri, ebe ve hemşirelerin maaşlarında kesinti uygulanacağı duyuruldu; AHESEN Başkanı Dr. Ahmet Kandemir, “Bu mantık dışı ve vicdansız bir uygulama” diyerek tepki gösterdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğiyle aile hekimleri, ebe ve hemşirelerin maaşlarında kesinti uygulanacağı duyuruldu; AHESEN Başkanı Dr. Ahmet Kandemir, “Bu mantık dışı ve vicdansız bir uygulama” diyerek tepki gösterdi.</p>

<p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanı’nın aile hekimliği sistemini güçlendirme vaadinin ardından, Aile Sağlığı Merkezleri’nde (ASM) görev yapan hekim, ebe ve hemşireleri sarsan bir karar alındı.</p>

<p>Haziran 2025’ten itibaren geçerli olacak yeni Aile Hekimliği Yönetmeliği kapsamında, aile sağlığı çalışanlarının maaşlarında kesinti uygulanacağı açıklandı. Bu karar, sağlık çalışanları arasında büyük tepkiye yol açarken, sağlık sisteminin geleceğine dair ciddi kaygılar doğurdu.</p>

<p>Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN) Genel Başkanı Dr. Ahmet Kandemir, düzenlemenin detaylarını aktararak karara sert eleştiriler yöneltti. Yeni yönetmeliğe göre, bir vatandaş 6 ay boyunca ASM’ye başvurmazsa, o kişinin kayıtlı olduğu aile hekimi, ebe ve hemşirenin maaşından ceza kesintisi yapılacak. Kandemir, “Bir camiye 6 ay cemaat gelmedi diye imamın maaşı kesilmiyorsa, aile hekiminin maaşı da kesilemez. Bu bilimsel temelden yoksun, mantık dışı ve vicdansız bir uygulamadır” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/15/ahesen-genel-baskani-dr-ahmet-kandemir-113237867-1749981325-220-x750.jpeg" style="height:1053px; width:750px" /></p>

<p><strong>“ZORLA ASM’YE GETİRME, SİSTEMİ TIKAR”</strong></p>

<p>Kandemir, bu düzenlemenin vatandaşları da olumsuz etkileyeceğini vurguladı: “İhtiyacı olmayan vatandaşı zorla ASM’ye getirme çabası, hem zaman kaybına yol açacak hem de sağlık hizmetine gerçekten ihtiyaç duyanların randevu almasını zorlaştıracak. Bu, sağlık sistemini tıkayan bir adım olacak.”</p>

<p><strong>EBE VE HEMŞİRELERE EK KESİNTİ RİSKİ</strong></p>

<p>AHESEN, ebe ve hemşireleri ilgilendiren başka bir sorunu da gündeme taşıdı. “Hastalık Yönetim Platformu (HYP)” kriterlerine göre, belirlenen performans hedeflerini tutturamayan ebelerin maaşlarında yaklaşık yüzde 10’luk ek kesinti yapılması planlanıyor. Kandemir, bu kriterlerin uygulanmasının zor olduğunu belirterek, “Zaten dayanma gücü kalmayan meslektaşlarımızın istifaları artacak. Bu, vatandaşların mahallesindeki aile hekimi, ebe ve hemşireye ulaşmasını daha da zorlaştıracak” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>“BAKANLIK YANLIŞTAN DÖNMELİ”</strong></p>

<p>Dr. Kandemir, Sağlık Bakanlığı’nı eleştirerek, “Bakanlık, yanlış üstüne yanlış yapmaktan vazgeçmeli. Aile hekimliği, sağlık sisteminin temel taşıdır. Bu kesintiler, çalışanların motivasyonunu düşürüyor ve toplum sağlığını riske atıyor. Uyarılarımız dikkate alınmazsa, sistemde ciddi aksamalar kaçınılmaz” dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Jun 2025 21:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/06/aile-hekimligi-calisanlarina-maas-kesintisi-soku-1750012325.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer’da bahçeyle uğraşmak hastalığı yavaşlatabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/alzheimerda-bahceyle-ugrasmak-hastaligi-yavaslatabilir-7847</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/alzheimerda-bahceyle-ugrasmak-hastaligi-yavaslatabilir-7847</guid>
                <description><![CDATA[Alzheimer hastalığının temelinde beyin hücrelerinin zarar görmesi ve toksik maddelerin birikiminin yattığını aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın ve yaşam kalitesini artırmanın bir yolunun da günlük yaşam aktivitelerine odaklanmak olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığının temelinde beyin hücrelerinin zarar görmesi ve toksik maddelerin birikiminin yattığını aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın ve yaşam kalitesini artırmanın bir yolunun da günlük yaşam aktivitelerine odaklanmak olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, Alzheimer hastalığının nedenleri, etkileri ve hastalığın seyrini yavaşlatmak için günlük aktivitelerin rolü hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Alzheimer’ın, bunamanın en yaygın nedeni olduğunu belirten Metin, “Hastalığın görülme sıklığı yaşla artar. Beyin hücrelerinin küçülmesi ve toksik maddelerin birikimiyle oluşan zarar, hafıza, dikkat ve planlama gibi bilişsel yeteneklerin kaybına yol açar” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/04/04/1743753477-bar-metinn-1-1743765812-623-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p>Alzheimer’ın sadece unutkanlıkla sınırlı olmadığını, ilerledikçe ciddi bilişsel ve davranışsal sorunlara neden olduğunu vurgulayan Metin, “İlaçlar unutkanlığı azaltabilir ve davranışsal problemleri hafifletebilir, ancak hastalığı tamamen durdurmaz. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve yaşam kalitesini artırmak için günlük yaşam aktivitelerine odaklanılmalı” diye konuştu.</p>

<p><strong>BAHÇEYLE UĞRAŞMAK ÖNERİLİYOR</strong></p>

<p>Araştırmaların, fiziksel aktivite ve hobilerin Alzheimer’ın ilerlemesini yavaşlattığını gösterdiğini aktaran Metin, özellikle bahçeyle uğraşmanın ve bitki yetiştirmenin hastalara fayda sağladığını belirtti. “Bahçe aktiviteleri, fiziksel hareketi artırarak hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Toprakla ve bitkilerle temas, duygusal rahatlama sağlar ve pozitif etki yaratır” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Metin, bahçeyle uğraşmanın sosyal izolasyonu azaltmada da etkili olduğunu ifade ederek, “Şehirde yalnız kalan hastalar, depresyon ve çaresizlik hissedebilir. Bahçe ve bitkiyle uğraşmak, doğayla bağ kurmayı sağlayarak bu etkileri hafifletir. Bu aktiviteler, hastaların fiziksel ve duygusal sağlığını destekler, sosyal izolasyonu azaltır ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir." dedi.</p>

<p>Alzheimer hastalarına bahçe ve bitkiyle uğraşma gibi aktivitelerin önerilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Barış Metin, bu tür etkinliklerin hem bireysel hem de toplumsal düzeyde desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Jun 2025 21:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/06/alzheimerda-bahceyle-ugrasmak-hastaligi-yavaslatabilir-1750012302.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Sağlık-Sen Kocaeli: Boş kadrolar sınav öncesi açıklansın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turk-saglik-sen-kocaeli-bos-kadrolar-sinav-oncesi-aciklansin-7803</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/turk-saglik-sen-kocaeli-bos-kadrolar-sinav-oncesi-aciklansin-7803</guid>
                <description><![CDATA[Türk Sağlık-Sen Kocaeli Şube Başkanı Ömer Çeker, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı öncesi boş kadroları duyurmaması nedeniyle çalışanların tepkili olduğunu belirtti. Bakanlığa şeffaflık çağrısı yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Sağlık-Sen Kocaeli Şube Başkanı Ömer Çeker, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı öncesi boş kadroları duyurmaması nedeniyle çalışanların tepkili olduğunu belirtti. Bakanlığa şeffaflık çağrısı yaptı.</p><p><strong>KOCAELİ (İGFA) - </strong>Türk Sağlık-Sen Kocaeli Şube Başkanı Ömer Çeker, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 29 Haziran 2025’te yapılacak görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı öncesi ülke genelindeki boş kadroları açıklamamasını eleştirdi.</p>

<p>Şube Başkanı Çeker, durumun çalışanlarda mutsuzluk ve tepki oluşturduğunu söyledi.  Sınav başvurularının başladığını ancak hangi illerde ve kuruluşlarda kadro açıldığının belirtilmediğini vurgulayan Çeker, “Personeller, eş ve çocuk durumları nedeniyle yaşadıkları il dışında tercih yapmak istemiyor. Boş kontenjanların il ve kuruluş bazında açıklanmaması şeffaf değil. Bu durum, çalışanların plan yapmasını zorlaştırıyor ve zaman ile ekonomik kayıplara yol açabilir” diye konuştu.</p>

<p><img height="591" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/05/22/bakanliga-basvuru-1747911580-809-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Bu arada Türk Sağlık-Sen, 21 Mayıs 2025’te Bakanlığa yazdığı 320 sayılı yazıyla, hangi ilde, kuruluşta ve unvanda kadro açılacağının şeffaf şekilde açıklanmasını talep ettiklerini anımsatan Şube Başkanı Ömer Çeker, “Bakanlık, çalışanı mutsuz eden bu yanlıştan dönmeli. Sendika olarak konunun takipçisiyiz” dedi.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 May 2025 15:26:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/05/turk-saglik-sen-kocaeli-bos-kadrolar-sinav-oncesi-aciklansin-1747916797.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eski beslenmeye kademeli dönülmeli!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/eski-beslenmeye-kademeli-donulmeli-7672</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/eski-beslenmeye-kademeli-donulmeli-7672</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında vücudun iki öğün beslenme düzenine adapte olduğunu belirten uzmanlar, Ramazan Bayramı’nda eski düzene kademeli olarak geçilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında vücudun iki öğün beslenme düzenine adapte olduğunu belirten uzmanlar, Ramazan Bayramı’nda eski düzene kademeli olarak geçilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong> Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, Ramazan ayı sonrası ani beslenme düzeni değişikliğinde metabolizmayı zorlamamak için beslenme önerilerinde bulundu.</p>

<p>Ramazan ayı boyunca vücudun alışık olduğu beslenme düzeninden farklı bir ritme girdiğini hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Oruç sürecinde iki öğünle sınırlı beslenmeye ve uzun süre susuz kalmaya adapte olan metabolizmamızı, bayramla birlikte eski düzenine kademeli olarak döndürmek oldukça önemli.” dedi.</p>

<p>Bu geçişi ani ve sert yapmaktan kaçınmanın sindirim sistemi sağlığını korumaya yardımcı olacağını dile getiren Yiğit, bayram sabahında hafif ve dengeli bir kahvaltı yapmanın bu sürecin ilk ve en kritik adımlarından biri olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>KAHVALTIDAN SONRA ŞEKERLİ YİYECEKLERDEN KAÇINILMALI!</strong></p>

<p>Bayram sabahı kahvaltısında peynir, yumurta, zeytin, tam buğday ekmeği gibi besinlerle hem protein hem de lif alımını artırmak gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Ayrıca taze sebzeler ve maydanoz, dereotu gibi yeşillikler ekleyerek vitamin ve mineral dengesi sağlanabilir. Kahvaltıyı daha keyifli hale getirmek için zeytinyağlı lor peyniri, haşlanmış yumurtaya avokado dilimleri ekleyebilir ya da meyveli yoğurt kaseleri hazırlayabilirsiniz. Tatlı ihtiyacını karşılamak için ise kuru meyveler tercih edilebilir. Böylece kan şekeri dengesi korunur, uzun süre tok kalırsınız. Kahvaltıdan hemen sonra tatlı ve şekerli yiyeceklerden kaçınmak, vücudu bir anda zorlamamanın bir diğer yolu olacaktır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bayram günlerinde yemeği yavaş yemenin de önemli bir etkisi olduğuna dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Yavaş yendiğinde beyne daha fazla tokluk sinyali gönderilir, bu da hem daha az yemek yemenize hem de öğünlerden sonra kendinizi daha tok hissetmenize yardımcı olur.” dedi.</p>

<p>Bu dönemde açlık ve susuzluk sinyallerinin karışabileceğini de sözlerine ekleyen Yiğit, “Özellikle tatlı ve hamur işlerine yönelme isteği artabilir. Ancak yeterince su tüketmek, bu karışıklığın önüne geçerek iştah kontrolünü sağlamanızı kolaylaştıracaktır. Günde en az 8-10 bardak su içmeye dikkat etmek, vücudun su dengesini koruyarak aşırı yeme isteğini azaltır.” dedi.</p>

<p>Bayram tatlılarının ve hamur işlerinin aşırı tüketiminin, kan şekerinde ani dalgalanmalara yol açarak insülin direnci, karaciğer yağlanması ve obezite gibi ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebileceğine de değinen Yiğit, “Daha sağlıklı tatlı alternatifleri olarak sütlü tatlılar, taze meyveler veya kuru meyveler tercih edilebilir. Bu seçenekler hem tatlı ihtiyacını karşılar hem de sindirim sistemine daha az yük bindirir.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Mar 2025 18:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/03/eski-beslenmeye-kademeli-donulmeli-1743349147.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukluk döneminde obeziteye dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cocukluk-doneminde-obeziteye-dikkat-7647</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cocukluk-doneminde-obeziteye-dikkat-7647</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye'de her 5 çocuktan biri kilolu veya obez. Çocuklukta kilolu olanların yüzde 30'u yetişkinlikte obez. Obez çocukların damar yaşı daha yüksek. Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak konu hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de her 5 çocuktan biri kilolu veya obez. Çocuklukta kilolu olanların yüzde 30'u yetişkinlikte obez. Obez çocukların damar yaşı daha yüksek. Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük Budak konu hakkında bilgiler verdi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Günde 3 saatten fazla TV seyreden çocuğun kilolu olma ihtimali diğerlerinden yüzde 45 daha fazla. Aile ile yemek yiyen çocuklar daha az yağlı besleniyor ve obez olma ihtimalleri daha düşük.</p>

<p><b>Peki ne obeziteye sebep olur ?</b></p>

<p><strong>YAŞ:</strong> Yaş ilerledikçe obezite riski artmaktadır.</p>

<p><strong>CİNSİYET : </strong>Kadınlarda erkeklere oranlara artmış obezite riski dikkati çekmektedir.</p>

<p><strong>GENETİK ETMENLER: </strong>Yüzde 25-30 rol oynamaktadır. Anne babanın kilolu olması ile çocuğun kilolu olması arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır.</p>

<p><strong>SOSYAL – EKONOMİK SORUNLAR: </strong>Gelişmiş ülkelerde ve sosyoekonomik düzeyi yüksek toplumlarda obezite riski daha fazladır. Apartman yaşamı, kent yaşamında olumsuz çevre koşulları gibi sosyal sorunlarda obezite riskini artırmaktadır.</p>

<p><strong>FİZİKSEL AKTİVİTE AZLIĞI: </strong>Gelişen teknoloji ile çocukların televizyon ve bilgisayara olan eğilimlerinin artması, yeşil alanlardan yoksun apartman yaşamı, çocuk oyun alanı açısından kentsel alanlardaki yoksunluk, merdiven kullanmama , toplu- bireysel araç kullanımı vb. nedenlerle çocukların hareketsiz yaşama eğilimleri her geçen gün artmaktadır.</p>

<p><strong>AİLE FAKTÖRÜ: </strong>Parçalanmış aileler, yaşlı anne- baba, tek çocuk, aile içi geçimsizlik gibi birçok faktör obezite riskini artırmaktadır.Beslenme etmeni: Tamamlayıcı beslenmede doğru besin seçimi, damak tadı, yaşam tarzı, reklamlar, fast food beslenmeye yatkınlık.</p>

<p>Tabii tüm bunların dışında içinde bulunduğumuz olağan üstü durumda artan ekran süreleri var. Covid – 19 nedeniyle okulların tatil olmasından dolayı çocuklarımız evde, daha çok ekran karşısında vakit geçiriyorlar ve fiziksel aktiviteleri ciddi oranda azalmış durumda.</p>

<p>Araştırmalar bizlere ekran karşısında geçirilen her 1 saatlik sürenin erişkinlikte obez olma riskini yüzde 7 oranında arttırdığı gösteriyor. &nbsp;Yapılan son bir çalışmada gün içinde 4 saatten uzun süreyi ekran (televizyon, tablet, video, bilgisayar vb.) karşısında geçiren çocukların daha az fiziksel aktivite gösterdikleri ve VKİ’lerinin günde 2 saatten az süre ekran karşısında geçiren çocuklara oranla daha fazla olduğu gösterilmiştir.</p>

<p>Ve tabii en önemli noktalarından bir tanesi olan şekerli içeceklerden zengin beslenmenin obeziteye neden olan faktörlerin başında geldiği; fazla karbonhidrat ve şekerli içecek tüketen çocukların aynı zamanda mikronutrient eksikliği açısından da risk altında kaldığı bilinmektedir.</p>

<p>Öğün atlanmasının özellikle de kahvaltı yapılmamasının doğrudan obeziteye yatkınlık yarattığı çalışmalar ile gösterilmiştir</p>

<p><strong>NELER YAPILABİLİR ?</strong></p>

<p>Çocuklarınıza, sağlıklı ara ve ana öğünler hazırlayın, bir oturuşta tüm yemeği bitirmesi için onları zorlamayın. Özellikle aileler çocuklarına tabağındakilerin hepsi bitirmesi zorlamakta bu da ilerde çocuklarda aşırı miktarda yemek yemeğe neden olmaktadır.</p>

<p>Yüksek kalori, yüksek yağ alımı ve şekerli atıştırmalıklar yasaklanmamalı ancak sınırlandırılmalıdır.Çocuklar mutfağa girip yardım etmekten hoşlanırlar. Çocuklarınızdan ara ve ana öğünleri hazırlamak için yardım isteyebilirsiniz.Yeni besinleri denemeleri için cesaretlendirin.</p>

<p>Çocuklarınızın en az sevdiği besinden başlayarak yemek yemesini sağlayın.Çocuklarınızı besinlerle ödüllendirme veya cezalandırmaktan kaçının.Çocuğunuzun fazla kilolu olduğunu düşünüyorsanız, mutlaka bir çocuk hekimi ve beslenme uzmanıyla görüşüp büyüme gelişme eğrilerini kontrol ettirin.</p>

<p>Çocuğunuzun günlük besin ögesi ihtiyaçları ve alması gereken besinlerle ilgili bir beslenme uzmanına danışın.Küçük adımlarla başlayarak ufak değişiklikler yapmaya çalışın.Çocuğunuzun iştahına saygı gösterin. Ona özel porsiyonlar belirleyin ve ona özel küçük tabak ve bardak kullanın.</p>

<p>Evde yüksek kalorili yiyecekler bulundurmamaya ve küçük yaştan itibaren çocuğunuzu hazır gıdalarla tanıştırmamaya özen gösterin.Şeker ve yağ içeriği yüksek besinlerin tüketiminden kaçının.Çocuğunuzu sağlıksız besinlerle ödüllendirmeyin. Bu davranış onlarda bu besinin güzel ve sağlıklı olduğu algısının oluşmasına neden olabilir.</p>

<p>Televizyon ve bilgisayar başında geçen süre için limit koyun ve hareket etmesini sağlayın.Yemekleri sizinle birlikte yemek masasında yeme alışkanlığı kazanmasına yardımcı olun.Çocuğunuzla birlikte düzenli yapabileceğiniz bir aktivite geliştirin.Sevmediği besinler konusunda ısrar etmek yerine besinleri başka formlarda önüne koymayı deneyin.</p>

<p>Birlikte alışveriş yapmak ve mutfağa girmek bu konuda yardımcı olacaktır.Su içme alışkanlığı kazanması konusunda destekçi olun.Ara öğünlerde sağlıksız besinler yerine sağlıklı alternatifler geliştirmeye çalışın.</p>

<p>Unutmayın ki; sağlıklı beslenme sadece sağlığımızı korumak içindir. İçinde kesin katı kuralların olmadığı, sadece kendi doğru seçimlerimizi içeren kendimizin yapabileceği bir planlamadır.</p>

<p><img height="1000" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/14/zzzaslihan-kucuk-8-1741956903-535-x750.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Mar 2025 14:21:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/03/cocukluk-doneminde-obeziteye-dikkat-1742556097.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı kemikler için bu besinleri tüketin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglikli-kemikler-icin-bu-besinleri-tuketin-7572</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglikli-kemikler-icin-bu-besinleri-tuketin-7572</guid>
                <description><![CDATA[Güçlü ve sağlıklı kemiklere sahip olmak için sağlıklı yaşam,düzenli uyku ve doğru besinleri tüketmek gerekir.D Vitamini dışında kemiklerimizi güçlendirmek için hangi besinleri tüketmemiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güçlü ve&nbsp;sağlıklı kemiklere&nbsp;sahip olmak için sağlıklı yaşam,düzenli uyku ve doğru besinleri tüketmek gerekir.D Vitamini dışında kemiklerimizi güçlendirmek için hangi besinleri tüketmemiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız.&nbsp;Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı&nbsp;Doç.Dr.Ahmet&nbsp;İnanır&nbsp;konu hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Vücudun temel yapısını meydana getiren kemik ve eklemler, yıllara yenik düşüyor. Yaşın ilerlemesi ile beraber Osteoporoz(kemik erimesi), eklem kireçlenmesi(osteoartrit) gibi problemler sık görülmektedir.</p>

<p>Kemikleri&nbsp; sağlıklı &nbsp;tutmak için öncelikli olarak yapılması gereken şey doğru beslenmedir. Bu bakımdan kemiklerin sağlam bir yapıda olması için öncelikli olarak güneş ışığı alma ve &nbsp;içinde D vitamini, kalsiyum ve mineral bakımından zengin olan gıdalar ile beslenilmelidir.</p>

<p><strong>SAĞLIKLI KEMİK İÇİN HANGİ BESİNLERİ TÜKETMEK GEREKİYOR ?</strong></p>

<p>Güneş ışığı almak güçlü kemik için olmazsa olmaz bir durumdur. D vitamini için güneş ışığı hayli önemlidir. Güçlü kemiklerin bir diğer olmazsa olmazı da kalsiyum, ikincil olarak ise fosfordur. Kalsiyum süt ürünleri, &nbsp;soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, yeşil yapraklı sebzeler, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagillerde; Fosfor ise en çok su ürünleri, tavuk ve süt ürünlerinde bulunmaktadır. D vitaminin en önemli görevlerinden biri kemik sağlığını korumaktır. D vitamini hem Kalsiyumun &nbsp;sindirim sisteminden emiliminde görevli hem de kemik yapımında görevli olan hücreleri uyarıcı etkiye sahiptir. D vitamini&nbsp; balık&nbsp; yumurta, soya sütü, patates, süt ve süt ürünleri, mantar gibi gıdalarda belirgin olarak bulunmaktadır.</p>

<p>Kemiklerin yapı taşlarından olan kollajen üretimini arttıran C vitamini, yeterli ölçüde alınmadığı zaman kemikler dayanıksız hale geliyor. C vitamini&nbsp; turunçgiller, kivi, çilek, yeşil biber, domates, karnabahar, biber gibi gıdalarda yoğun olarak bulunmaktadır. K vitamini kemik mineralizasyonunda görev alan bileşiklerin aktivasyonunda görev alıyor. K vitaminini zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak, &nbsp;bamya, brokoli,&nbsp; şalgam, pancar, yeşil çayda bol bulunuyor. Kemik kalite ve gelişimi için hayli önemli bir konumda bulunan B12 vitamini eksikliğinde &nbsp;kemik erimesi gelişmektedir. B 12 vitamini&nbsp; kırmızı et, yumurta, süt ürünlerinde en fazla bulunuyor. Hem vücut hem de kemiklerin alkali dengesinin temininde önemli rol alan potasyum, kalsiyumun vücutta uzun dönem kalmasında rol alıyor. Deniz &nbsp;ürünleri, patates, muzda yoğun olarak bulunmaktadır. A vitamininin de&nbsp;kemik&nbsp;gelişiminde önemli ölçüde katkısı saptanmıştır. Omega-3 ve 6 balık, keten tohumu, ceviz ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bol bulunmakta ve kalsiyum emilimine yardımcı olmaktadır.</p>

<p><strong>KEMİK SAĞLIĞINI KORUMAK NEDEN ÖNEMLİ ?</strong></p>

<p>İlerleyen yaş ile beraber gerekli takviyelerden mahrum bırakılan kemikler sağlamlığını yitirmekte ve kırılgan hale gelmektedir.</p>

<p><strong>KEMİKLERİ GÜÇLENDİREN BESİNLER NELERDİR ?</strong></p>

<p>Süt &nbsp;ürünleri,&nbsp; soya fasulyesi, fıstık, ceviz, badem, lahana, brokoli, balık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, mercimek, su ürünleri, tavuk, turunçgiller, kivi, incir, çilek, domates, karnabahar, biber, zeytinyağı, yeşil sebzeler, ıspanak,&nbsp; bamya, brokoli,&nbsp; şalgam, pancar, yeşil çay, kırmızı et, yumurta, muz.</p>

<p><strong>KEMİK SAĞLIĞI İÇİN HANGİ BESİNLERDEN UZAK DURALIM ?</strong></p>

<p>Tuz ve aşırı protein kalsiyum kaybına neden olarak kemik erimesine yol açabilmektedir. Sigara, alkol, stresli veya sedanter yaşamdan uzak durulmalı, kafein, çay fazla tüketilmemelidir. Asitli ve GDO’lu ürünlerden de titizlikle &nbsp;uzak kalınmalıdır.</p>

<p><strong>KEMİK ERİMESİNE KARŞI ÖNERİLERİNİZ ?</strong></p>

<p>Mutlaka spor veya egzersiz yapılmalı, bol su tüketilmeli, bilinçli olarak ağır metal zehirlenmeleri ve toksisite ile de&nbsp; mücadele edilmelidir.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/17/doc-dr-ahmet-inanir-1739796835-416-x750.jpeg" style="height:999px; width:750px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Mar 2025 17:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/03/saglikli-kemikler-icin-bu-besinleri-tuketin-1742307795.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklardan mükemmellik beklemek olumsuz sonuçlanabiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cocuklardan-mukemmellik-beklemek-olumsuz-sonuclanabiliyor-7561</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/cocuklardan-mukemmellik-beklemek-olumsuz-sonuclanabiliyor-7561</guid>
                <description><![CDATA[Birçok ebeveynin, çocuklarının başarılı olmasını istediğini belirten uzmanlar, ancak bazen bu beklentilerin abartılarak çocukların her alanda mükemmel olmalarının istendiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Birçok ebeveynin, çocuklarının başarılı olmasını istediğini belirten uzmanlar, ancak bazen bu beklentilerin abartılarak çocukların her alanda mükemmel olmalarının istendiğini söylüyor.</p><p>İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, çocuklardan mükemmellik beklemenin kısa ve uzun vadedeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Mükemmeliyetçi ebeveyn tutumunun, çocuklarda kaygı, özgüven eksikliği ve başarısızlık korkusuna yol açabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çocuklukta sürekli eleştirilen veya yeterince iyi olmadığı hissettirilen bireyler, yetişkinliklerinde yoğun kaygı, başarısızlık korkusu ve depresyon belirtileri gösterebilirler.” dedi. Başarıyı sadece notlarla değerlendirmenin, merak duygusunu körelterek öğrenmeyi bir zorunluluk haline getirebileceğini aktaran Ülkü, ebeveynlerin çocuklarına sadece başarılarıyla değil, kendileri olarak değerli hissettirmeleri gerektiğini vurguladı.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Mar 2025 12:50:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/03/cocuklardan-mukemmellik-beklemek-olumsuz-sonuclanabiliyor-1742032233.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Manisa’da huzurevi sakinlerine işitme testi hizmeti</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/manisada-huzurevi-sakinlerine-isitme-testi-hizmeti-7443</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/manisada-huzurevi-sakinlerine-isitme-testi-hizmeti-7443</guid>
                <description><![CDATA[Manisa Büyükşehir Belediyesi, 3 Mart Dünya İşitme ve Kulak Test Günü kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla huzurevi sakinlerine işitme testi hizmeti sundu. Büyükşehir Belediyesi, özel huzurevi sakinlerini de kapsayan bu çalışmayla büyüklerimizin duyma yetisini koruyabilmesi ve olası işitme kayıplarının erken teşhis edilebilmesini amaçladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, 3 Mart Dünya İşitme ve Kulak Test Günü kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla huzurevi sakinlerine işitme testi hizmeti sundu. Büyükşehir Belediyesi, özel huzurevi sakinlerini de kapsayan bu çalışmayla büyüklerimizin duyma yetisini koruyabilmesi ve olası işitme kayıplarının erken teşhis edilebilmesini amaçladı.</p><p><strong>MANİSA (İGFA) -&nbsp;</strong>Manisa Büyükşehir Belediyesi, 3 Mart Dünya İşitme ve Kulak Test Günü dolayısıyla işitme sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bir çalışma gerçekleştirdi.</p>

<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinlik kapsamında, Manisa Büyükşehir Belediyesi İsmail-Muammer Cider Huzurevi sakinlerine işitme testi yapıldı. Yapılan işitme testlerinin sonuçlarının bir gün içinde teslim edileceği belirtilirken Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, bu hizmetin yalnızca belediyeye bağlı huzurevleriyle sınırlı kalmayacağını, özel huzurevlerinde yaşayan vatandaşlara da aynı hizmetin sunulacağını kaydetti.&nbsp;</p>

<p><img height="498" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/05/habermedyafotograf-44638-dab2bd886ff3472fabe0dd9573fc04b5-1741170626-923-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>“Büyüklerimizin sağlığını önemsiyoruz”</strong></p>

<p>Etkinliğe katılan Sağlık Hizmetleri Şube Müdürü Ahmet Müştak Aydın, büyüklerimizin sağlığının her zaman öncelikleri arasında yer aldığını vurgulayarak, “İşitme sağlığı, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir konu. Yaş almış büyüklerimizin duyma yetisini koruyabilmesi ve olası işitme kayıplarının erken teşhis edilebilmesi adına bu çalışmayı gerçekleştirdik. Büyükşehir Belediyesi olarak sağlık alanındaki hizmetlerimize devam edeceğiz” dedi.&nbsp;</p>

<p>Büyükşehir Belediyesi’nin yaş almış vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak adına sürdürdüğü çalışmaların ilerleyen süreçte de devam edeceği belirtildi.</p>

<p><img height="498" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/03/05/habermedyafotograf-44638-86080379ee194f41971c3216b410998b-1741170608-694-x750.jpeg" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 14:44:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/03/manisada-huzurevi-sakinlerine-isitme-testi-hizmeti-1741175054.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruç öncesi böbrek sağlığı için önemli uyarı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/oruc-oncesi-bobrek-sagligi-icin-onemli-uyari-7394</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/oruc-oncesi-bobrek-sagligi-icin-onemli-uyari-7394</guid>
                <description><![CDATA[Sakarya Büyükşehir Belediyesi, İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Dünya Böbrek Haftası’nda vatandaşları bilinçlendirmek için önemli bir farkındalık adımı atarak düzenlediği “Böbrekleriniz Ne Durumda” konferansıyla kronik rahatsızlığa, sağlıklı bir gelecek için atılacak adımlara ve erken teşhisin sahip olduğu hayati öneme dikkat çekti. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sakarya Büyükşehir Belediyesi, İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Dünya Böbrek Haftası’nda vatandaşları bilinçlendirmek için önemli bir farkındalık adımı atarak düzenlediği “Böbrekleriniz Ne Durumda” konferansıyla kronik rahatsızlığa, sağlıklı bir gelecek için atılacak adımlara ve erken teşhisin sahip olduğu hayati öneme dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p><strong>SAKARYA (İGFA) -&nbsp;</strong>Sakarya Büyükşehir Belediyesi, sağlık etkinlikleriyle vatandaşları bilinçlendiriyor ve farkındalık anlamında önemli adımlar atıyor.</p>

<p><strong>KRONİK BÖBREK HASTALIĞI</strong></p>

<p>İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle son olarak “Erken tespit edin, böbrek sağlığınızı koruyun” başlığıylaSGM’de düzenlenen konferansta dünyada ve ülkemizde yaygın olan kronik böbrekhastalığına dikkat çekildi.&nbsp;</p>

<p><strong>UZMANLARDAN BİLGİLENDİRME</strong></p>

<p>Konferansın moderatörlüğünü Prof. Dr. HamadDheir, konuşmacılığını ise Doktor Öğretim Üyesi Mahmud İslam üstlendi.Etkinlikte genel böbrek sağlığı, Ramazan ayında böbrek sağlığını koruma yöntemleri ve böbrek ile şeker hastalarının oruç tutma kriterleri gibi önemli konular ele alındı.</p>

<p>Konferansa Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Mustafa Özer, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Ahmet Öksüzoğlu, SEAH Başhekimi Prof. Dr. Fikret Halis, doktorlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/26/17-1740560151-135-x750.jpeg" style="height:499px; width:750px" /></p>

<p><strong>SAĞLIKLI BİR GELECEK İÇİN BİLİNÇLENELİM</strong></p>

<p>Konferansın moderatörlüğünü gerçekleştiren Prof, Dr. HamadDheir,“Böbreklerimiz, tansiyonu dengeleyen ve D vitamini sentezleyen hayati organlardır. Diyabet ve yüksek tansiyon, böbrek yetmezliğinin en büyük nedenleridir ve önlem alınmazsa diyalize kadar ilerleyebilir. Bu yüzden sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, böbrek hastalıklarını önlemenin en etkili yoludur.Unutmayalım, bilinçlenmek ve erken önlem almak, sağlıklı bir gelecek için en büyük adımdır” dedi.</p>

<p><strong>“ERKEN TEŞHİS HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”</strong></p>

<p>Konferansta konuşan Doktor Öğretim Üyesi Mahmud İslam,“Böbreklerimiz, kan basıncını düzenler, kemik sağlığında rol oynar ve D vitamini sentezler. Tek bir sağlıklı böbrekle yaşamak mümkün olsa da böbrek hastalıkları ciddi bir sorundur. Gelecekte böbrek yetmezliğinin en önemli ölüm nedenlerinden biri olacağı öngörülüyor. Bu yüzden erken teşhis ve bilinçlenme hayati önem taşır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>VATANDAŞLARA SAĞLIK HİZMETİ</strong></p>

<p>Yoğun katılımla gerçekleşen konferansta, katılımcıların tansiyon ölçümleri yapıldı ve değerleri düzensiz olanlara tansiyon takip kartları verildi. Ayrıca, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Tıp Merkezi’nin sunduğu sağlık hizmetleri anlatıldı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/26/4-1-1740560160-919-x750.jpeg" style="height:516px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Feb 2025 12:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/02/oruc-oncesi-bobrek-sagligi-icin-onemli-uyari-1740563629.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Arama Kurtarma Birimi (MEB AKUB) ekiplerinin üye sayısı 10 bine ulaştı.</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/arama-kurtarma-birimi-meb-akub-ekiplerinin-uye-sayisi-10-bine-ulasti-7163</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/arama-kurtarma-birimi-meb-akub-ekiplerinin-uye-sayisi-10-bine-ulasti-7163</guid>
                <description><![CDATA[Millî Eğitim Bakanlığı tarafından oluşturulan ve tamamı gönüllü öğretmenlerden oluşan Millî Eğitim Bakanlığı Arama Kurtarma Birimi (MEB AKUB) ekiplerinin üye sayısı 10 bine ulaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Millî Eğitim Bakanlığı tarafından oluşturulan ve tamamı gönüllü öğretmenlerden oluşan Millî Eğitim Bakanlığı Arama Kurtarma Birimi (MEB AKUB) ekiplerinin üye sayısı 10 bine ulaştı.</p>

<p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Millî Eğitim Bakanlığı, 2021'in "Afet Eğitim Yılı" olarak ilan edilmesinin ardından 81 ilde öğretmenlerden oluşan AFAD ile koordineli çalışmalar yürüten MEB AKUB'u kurmuştu. MEB AKUB, kurulduğu günden bu yana afet bölgelerinde ihtiyaç duyulan her alanda önemli görevler üstleniyor.</p>

<p>Okul ve kurumlarda muhtemel afet ve acil durumlarda önleyici ve sınırlandırıcı tedbirlerin alınması, planlara uygun biçimde süreçlerin hassasiyetle yönetilmesi, görevli aktörlerin yaklaşımının uyumlu hâle getirilmesi ile afet ve acil durum kültürünün geliştirilmesinin amaçlandığı MEB AKUB'da, afet öncesi, sırası ve sonrasında doğru davranış şekillerinin yaygınlaştırılması, temel önlemler hakkında bilgi ve beceri kazandırılması için faaliyetler yürütülüyor.</p>

<p>Öğretmenler, AFAD ile koordineli şekilde yürütülen arama-kurtarma eğitimlerinin yanı sıra "amatör telsiz kullanımı", "dron", "KBRN", "afetlerde arama, kurtarma ve tahliye eğitici eğitimi kursları", "temel afet bilinci eğitimi", "yangın eğitimi", "afet farkındalık eğitimleri ve acil durum ekipleri eğitimi" alanlarında eğiticilerin yetiştirilmesi gibi çok kapsamlı eğitimlerden geçiriliyor.</p>

<p>Ayrıca, Bakanlık, Türkiye genelinde 83 ekibi bulunan MEB AKUB'un operasyon kabiliyetlerini artırmak ve afete daha hazır hale gelmesi için ilgili kuruluşlarla da iş birliğinin yapılmasını hedefliyor.</p>

<p><strong>"OKUL SORUMLUSU AFET LİDERİ" YETİŞTİRİLECEK</strong></p>

<p>Bakanlık koordinasyonunda MEB AKUB ekipleri, depremden etkilenen 11 il için yoğun çaba gösterdi. "Asrın felaketi" olarak nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli depremlerde 5 bin kişiyle görev yapan MEB AKUB, bir yandan enkaz başlarında arama kurtarma çalışmalarına katılırken psikolojik danışman ve rehber öğretmenler ise başta çocuklar olmak üzere depremden etkilenen vatandaşlara psikososyal destek verdi.</p>

<p>Türkiye'nin bir "deprem ülkesi" olduğu gerçeğiyle birlikte gönüllü öğretmenlerin MEB AKUB'a katılımı hızla arttı ve ekiplerin üye sayısı 10 bine yükseldi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Feb 2025 23:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/02/arama-kurtarma-birimi-meb-akub-ekiplerinin-uye-sayisi-10-bine-ulasti-1738787407.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Menopoz neleri değiştiriyor? Kadınların menopoz için ortalama yaşı 45-52!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/menopoz-neleri-degistiriyor-kadinlarin-menopoz-icin-ortalama-yasi-45-52-7093</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/menopoz-neleri-degistiriyor-kadinlarin-menopoz-icin-ortalama-yasi-45-52-7093</guid>
                <description><![CDATA[Menopozun oluşma yaşının Türkiye'de ortalama 45-52 arasında olduğunu kaydeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, birçok kadın vazomotor, psikolojik ve ürogenital semptomlar, osteoporoz ve demans gibi sağlık sorunları yaşayabildiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Menopozun oluşma yaşının Türkiye'de ortalama 45-52 arasında olduğunu kaydeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, birçok kadın vazomotor, psikolojik ve ürogenital semptomlar, osteoporoz ve demans gibi sağlık sorunları yaşayabildiğini söyledi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, menopoz dönemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Menopozun, tüm kadınların hayatında meydana gelen doğal bir süreç olduğunu ifade eden Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, menopozun over/yumurtalık fonksiyonlarının azalmasına bağlı olarak östrojen ve progesteron azalması sonucu adet kanamalarının bir yıl veya daha uzun süreli durması ve doğurganlığın sonlanması şeklinde ortaya çıktığını belirterek, "Menopozun oluşma yaşı ülkemizde ortalama 45-52 arasındadır. Menopoz dönemi her kadın için farklı şekilde algılanmaktadır, bazı kadınlarda yaşam konforunda anlamlı değişiklikler olurken bazılarında olmamaktadır. Östrojendeki düşüş sadece üreme organlarını değil diğer vücut sistemlerini de etkilemektedir. Bu dönemde, overlerdeki fonksiyon kaybı sonucu, biyolojik, fiziksel ve psikolojik değişiklikler meydana gelmektedir, birçok kadın vazomotor, psikolojik ve ürogenital semptomlar, kardiyovasküler hastalıklar, osteoporoz ve demans gibi sağlık sorunları yaşayabilmekte ve bu durum kadınların yaşam kalitelerini ve günlük aktivitelerini olumsuz olarak etkileyebilmektedir.” dedi.</p>

<p>Özellikle bu dönemdeki sıcak basması, uyku sorunları, depresyon, cinsel disfonksiyon gibi semptomların kadın sağlığını biyolojik, psikolojik ve sosyal yönden olumsuz etkileyebildiğini kaydeden Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, “Bu dönemde yaşanan sıkıntılar birçok faktörden etkilenebildiği gibi sağlıklı yaşam davranışları olumlu sonuçlara sebep olabilmektedir" dedi.&nbsp;</p>

<p><strong>OSTEOPOROZ MENOPOZDAKİ KADINLARDA SIKLIKLA GÖRÜLÜYOR</strong></p>

<p>Osteoporozun da menopoz dönemindeki kadınlarda sık görülebilen bir kemik hastalığı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, şunları kaydetti:</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/02/1738397033-aktu-ertekin-002-1738499239-496-x750.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p>“Son yıllarda ülkemizde yaşlı nüfustaki artışa paralel olarak osteoporoz sıklığı da giderek artmakta ve menopoz sonrası her üç kadından birinde görülmektedir. Kemik kütlesi kaybı oranı kadınlar arasında değişiktir, ancak menopoz sonrası kemik kütlesinin yaklaşık yüzde 30'u kaybedilir. Osteoporoz tüm vücut kemiklerini etkilemekte ve kırık oluşana kadar hiçbir belirti veya semptom göstermeyebilmektedir bu sebeple menopozdaki kadınlarda osteoporoz açısından risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Kemik mineral yoğunluğu (KMY) değerlendirmesi, osteoporoz teşhisi için altın standarttır. İlaç tedavisi ve KMY taraması önemli olsa da diyet, yaşam tarzı ve düşme önleme müdahalelerinin uygun yönetimi ile osteoporoz ve buna bağlı kırık riski önlenebilir. Osteoporoz ve korunma önlemleri konusunda farkındalık ve bilgi birikiminin artırılması önemlidir.”</p>

<p><strong>KADINLAR YAŞLANDIKÇA KALP HASTALIĞI RİSKİ NE OLUYOR?</strong></p>

<p>Kalp hastalıklarının hem kadınlarda hem de erkeklerde en sık morbidite ve mortalite nedeni olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, “Genç yaşlarda erkekler kalp hastalıkları açısından daha yüksek risk altındayken, kadınlar yaşlandıkça kalp hastalığı riski erkeklerinkine yaklaşmaktadır. Menopozal dönemde kardiyovasküler mortalite ve morbiditeyi azaltmada yaşam tarzı önlemleri ihtiyaç duyulan önceliklerdendir. Sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kilo kontrolü, sigarayı bırakma ve alkol tüketimini azaltma gibi sağlıklı yaşam davranışlarının desteklenmesi, postmenopozal dönemdeki kadınlara yönelik olarak planlanacak önemli girişimlerindendir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Feb 2025 19:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/02/menopoz-neleri-degistiriyor-kadinlarin-menopoz-icin-ortalama-yasi-45-52-1738512771.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HPV aşısının önemine dikkat çekildi.</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/hpv-asisinin-onemine-dikkat-cekildi-6984</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/hpv-asisinin-onemine-dikkat-cekildi-6984</guid>
                <description><![CDATA[Konak Belediyesi’nin, Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı etkinlikleri kapsamında Medicana International İzmir Hastanesi hekimlerinin katılımıyla düzenlediği bilgilendirme seminerinde, düzenli sağlık taraması ve HPV aşısının önemine dikkat çekildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><b></b></p>

<p> </p>

<p>1-31 Ocak Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Konak Belediyesi ve Medicana International İzmir Hastanesi iş birliğiyle düzenlenen bilgilendirme semineri, belediyenin semt merkezlerinde kurslara katılan kadınların ve etkinliği sosyal medyadan takip eden kullanıcıların katılımıyla gerçekleşti. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’ndeki seminerde Medicana International İzmir Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mustafa Melih Erkan ve Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Murat Keser konuşmacı olarak yer aldı. “Rahim ağzı kanseri nedir ve neden oluşur, tedavi ve korunma yöntemleri nelerdir, HPV aşısı yapılmalı mı” gibi soruların yanıt bulduğu etkinlik ile rahim ağzı kanserine dikkat çekildi. Seminer, Kartalkaya’da yaşanan yangın felaketinde hayatını kaybedenler anısına saygı duruşuyla başladı.</p>

<p> </p>

<p><b>“Tamamen önlenebilir bir hastalık”</b></p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mustafa Melih Erkan, konuşmasında rahim ağzı kanserinin tamamen önlenebilir olduğunu, sağlık taramaları ve aşılmanın hastalığı önlemede en büyük rolü oynadığını belirtti. Erkan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Farkındalık yaratmaya çalışıyoruz çünkü birçok faktöre bağlı gelişen bir sürü kanser türünün yanında rahim ağzı kanseri, yüzde 99, HPV (insan siğil virüsü) denilen bir virüs sebebiyle oluyor. Bu virüsle karşılaşmazsanız ya da bağışıklık oluşturabilirseniz rahim ağzı kanseri olmuyorsunuz. Yani tamamen önlenebilir bir hastalık. Bu açıdan çok önemli. Korkmanıza gerek yok. Smear, HPV taramaları ve aşı ile kendimizi korumamız lazım. Dünyanın bütün gelişmiş ülkeleri virüse karşı aşılayarak korunuyor. Toplumdan bu hastalığı yok etmek için ise çocukları aşılamamız gerekiyor. Bu da dünyada 9-15 yaş arasında yapılıyor.”</p>

<p> </p>

<p><b>“Çocuklarımıza bırakacağımız en önemli miraslardan biri bu aşı”</b></p>

<p>Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Murat Keser, rahim ağzı kanserinin en sık görülen kanser türlerinde dördüncü sırada olduğunu söyledi ve aşı yöntemiyle neredeyse yüzde yüz koruma sağlandığına dikkat çekti. Keser, aşılamanın 2006 yılından beri kullanıldığını, çocukların aşılanmasıyla ise onları yetişkin çağlarında bu hastalıktan tamamen korumuş olacaklarını vurguladı. Erkeklerin taşıyıcı konumda olması, aynı zamanda HPV’nin erkeklerde de kanser türlerine yol açabilmesi sebebiyle erkeklerin aşılanmasının önemine de dikkat çeken Keser, “Aşı 2006 yılından bu yana dünyada kullanılıyor ve güvenilirliği olan bir aşı. Koruyuculuğu yüzde yüze yakın. Aşıyla bu derece korunabileceğimiz başka bir kanser türü yok. Çocuklarımıza bırakacağımız en önemli miraslardan biri bu aşı. Ev bırakmayın, bu aşıyı bırakın. 15 yaşına kadar yapacağımız iki doz aşı hayat kurtarıyor. Sadece kız çocuklarımız değil, hem taşıyıcı konumda olan hem de kendilerinde de kanser türlerine yol açması sebebiyle erkeklerde aşılama, halk sağlığı açısından da çok önemli” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p>Konuşmaların ardından katılımcılar rahim ağzı kanseri ve aşılama hakkında sorularını hekimlere yönelterek yanıtları uzmanından öğrendi. Tüm katılımcılara bilgilendirici broşür, Medicana dergisi ve çanta hediye edildi. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jan 2025 16:28:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/hpv-asisinin-onemine-dikkat-cekildi-1737638909.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Serdar Nurmedov, toplumsal travmaların panzehrinin dayanışma ve eğitimin güçlendirilmesi olduğuna, travmaların doğru şekilde ele alınmaması durumunda, nesiller boyu sürecek olumsuz etkiler b</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/prof-dr-serdar-nurmedov-toplumsal-travmalarin-panzehrinin-dayanisma-ve-egitimin-guclendirilmesi-olduguna-travmalarin-dogru-sekilde-ele-alinmamasi-durumunda-nesiller-boyu-surecek-olumsuz-etkiler-biraka-6981</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/prof-dr-serdar-nurmedov-toplumsal-travmalarin-panzehrinin-dayanisma-ve-egitimin-guclendirilmesi-olduguna-travmalarin-dogru-sekilde-ele-alinmamasi-durumunda-nesiller-boyu-surecek-olumsuz-etkiler-biraka-6981</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle çocukların duygusal destek alması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Verdikleri tepkilerin mevcut bağlamda normal olduğunu, bu tür felaketlerin anlaşılması ve kabullenmesinin herkes için zor olduğunu vurgulamak gerekir.” dedi. Felaketlerin ardından sosyal medya kullanımının sınırlandırılmasının, bilgi kirliliğinden korunmayı sağlayacağını aktaran Prof. Dr. Serdar Nurmedov, toplumsal travmaların panzehrinin dayanışma ve eğitimin güçlendirilmesi olduğuna, travmaların doğru şekilde ele alınmaması durumunda, nesiller boyu sürecek olumsuz etkiler bırakabileceğine vurgu yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, üst üste yaşanan olumsuz olayların kişiler ve toplum üzerindeki etkilerinden bahsetti.</p>

<p><strong>Yaşadığımız felaketler ve travmalar, dünyaya ve insana dair bazı temel inançlarımızı sarsıyor</strong></p>

<p>İnsanların robot olmadığını, karmaşık düşüncelerimiz, duygularımız ve hislerimiz olduğunu ifade eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “İster doğal afet olsun, ister insan eli ile gerçekleşsin felaketlere karşı tepki veririz ve bu gayet normal.” dedi.</p>

<p>Dünyaya geldiğimizde hayat yolculuğumuza sevgi ve güven dolu insanlar olarak başladığımızı aktaran Prof. Dr. Serdar Nurmedov, ancak zaman içerisinde yaşadığımız felaketler ve travmaların, dünyaya ve insana dair bazı temel inançlarımızı sarstığını söyledi.</p>

<p><strong>Karmaşık duygularla mücadele etmenin en iyi yolu bu duyguların varlığını kabul etmek… </strong></p>

<p>Yaşanan son yangın felaketinden sonra, birçok insanın bir noktada dünyanın öngörülebilir olduğuna veya iyi insanlara kötü şeyler olmayacağına dair inançlarının yerle bir olduğunu dile getiren Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bir yanda feryat-figan eden acı ve kedere gark olan aileler ve sevenleri, diğer bir yanda tatillerine ve eğlenmeye kaldığı yerden devam eden kişiler, süreci dışarıdan takip eden bizlerde karışık duygulara sebep oluyor. Bir yanda acı ve keder, öte yanda öfke ve kızgınlık gibi duygulara kapılıyoruz.” dedi.</p>

<p>Her ne kadar bu karmaşık duygularla mücadele etmenin birden fazla yolu olsa da en kestirme yolunun bu duyguları anlamak, anlamlandırmak ve bu duyguların varlığını kabul etmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serdar Nurmedov, şöyle devam etti:</p>

<p>“Kabul etmek ile kabullenmek bir değildir. Kabul etmek demek, kaçınmamak demek, yok saymamak demek, varlığına müsaade etmek demektir. Çünkü bizi insan yapan duygularımızdır. Duygularımızı ifade etmek, paylaşmak olumsuz olanları hafiflettiği gibi, olumlu olanları da arttırır. Duygularımızı bastırmak ve onları yok sayarak ‘normal’ davranmaya çalışmak bizi kötü etkiler. Çünkü anormal bir durumda normal tepki vermenin kendisi anormaldir.”</p>

<p><strong>İnsan eli ile ortaya çıkan felaketler öfkeyi tetikliyor </strong></p>

<p>İnsan eli ile ortaya çıkan felaketlerin çoğu zaman öfkeyi tetiklediğinin altını çizen Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Kabullenmeyi zorlaştırır. Anlamayı ve anlamlandırmayı zorlaştırır. Bireyin adalet ve güven hissini sarsar. Güvensizlik kişiyi ‘düzenin asla düzelmeyeceği’ fikrine sürükleyebilir. Kuralların adil bir şekilde işlemediği algısı bireyde endişe ve huzursuzluğa sebep olur. Haksızlığa uğrayan insanlarda yoğun bir öfke hasıl olur. İçinde bulunduğu toplumun ve sistemin kendisini koruyamayacağını düşünür, kendine olan güveni azalır ve dünyaya olan güveni sarsılabilir. Tüm bunların neticesinde eğer bu süreci iyi yönetemezlerse travma sonrası stres bozukluğu gelişebilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Çocukların bu tür olaylara verdikleri tepkiler normal kabul edilmeli…</strong></p>

<p>Yangında arkadaşlarını kaybeden, hayatını kaybedenler için üzülen ve haberlere maruz kalan çocukların duygusal gelişimi ve ruh sağlığının derinden etkilenebileceğini aktaran Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu çocuklar böyle durumlarda hiç olmadığı kadar ebeveyn desteğine ve rehberliğine ihtiyaç duyarlar.” dedi.</p>

<p>Çocukların duygularını, hislerini ve düşüncelerini açıkça ve detaylı bir şekilde ifade etmelerine müsaade edilmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Verdikleri tepkilerin mevcut bağlamda normal olduğunu, bu tür felaketlerin anlaşılması ve kabullenmesinin herkes için zor olduğunu vurgulamak gerekir. Kayıp ve ölümü anlatırken yaşına uygun ifadeler ve açıklamalar kullanılmalı. Sosyal medya ve haber izleme süreleri azaltılmalı. Kaygılarını arttıracak konuşmalardan ziyade güvende hissedebilecekleri ortam yaratılmalı ve rahatlatıcı etkinliklere yönlendirilmeliler. Rutinlerini sürdürmelerine özen gösterilmeli. En önemlisi, tutum ve davranışlarımız ile biz büyüklerin onlara örnek olmamız gerekir.” önerilerinde bulundu.</p>

<p><strong>Sosyal medya kullanımını sınırlandırmak gerekir…</strong></p>

<p>Sosyal medyada paylaşılan haberler bazen faydalı bilgi içerse de uzun süre buna maruz kalmanın bizleri olumsuz etkileyeceğini aktaran Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Çünkü bir yerden sonra bilgi kirliliğine maruz kalırız. Bu sebeple yangının sosyal medyada yarattığı etkilerden kendimizi korumamız için sosyal medya kullanımını sınırlandırmamızda fayda var. Doğrulanmamış kaynaklara itibar etmemeliyiz. Spekülasyonlara ve yalan haberlere karşı uyanık olmamız gerekir. Gruplaşma, ötekileştirme ve tartışma içeren ortamlardan olabildiğince uzak durmakta fayda var.” dedi.</p>

<p><strong>Toplumsal travmalar toplumsal bunalıma sebep olabilir! </strong></p>

<p>Travmaya maruz kalmanın bireyin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği gibi, toplumun da ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Toplumun ruh sağlığı iki şekilde olumsuz etkilenir. Birincisi, büyük travmaların toplumun neredeyse tamamını etkilemesiyle oluşan afetler, savaş, göç gibi olaylar sonucu. İkincisi ise bir toplumun travmalarla sarsılmış bireylerden oluşması sonucu.” dedi.</p>

<p>Öte yandan üst üste yaşanan olumsuz olayların sonucu gelişen travmaların sadece bireysel psikolojik sağlık üzerinde değil, aynı zamanda sosyal bağlar, güven duygusu ve toplumsal dayanışma üzerinde de olumsuz etkiler yaratabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, şunları söyledi:</p>

<p>“Nasıl ki, bireysel travmalar kişilerde bunalıma sebep olabiliyor ise, toplumsal travmalar da toplumsal bunalıma sebep olabilir ve toplumsal hafızayı etkiler. Eğer toplumsal hafızayı olumsuz yönde etkileyen bu toplumsal bunalım sağlıklı bir şekilde ele alınmazsa, nesilden nesle aktarılabilir ve o toplumu oluşturan bireylerin kimlik oluşumunda temel rol oynar.”</p>

<p><strong>Toplumun sosyal norm ve etik anlayışı bozulabilir! </strong></p>

<p>Toplumsal travmaların belirtilerine değinen Prof. Dr. Serdar Nurmedov, sosyal ve kurumsal güvenin azalabileceğini yani insanların toplumsal kurumlara ve diğer bireylere güven duymakta zorlanabileceğini söyledi.</p>

<p>Toplumun travmaya maruz kalan kesimlerinin, olaylar karşısında kendilerini yalnız ve çaresiz hissedebileceklerinin de altını çizen Prof. Dr. Serdar Nurmedov, şöyle devam etti:</p>

<p>“Benzer travmalardan etkilenen bireyler travmanın sebep olduğu yoğun stres ve tehdit algısı sebebi ile içine kapanır ve benzer hislere sahip insanlara yakınlaşma eğiliminde olurlar. Toplum içinde bir nevi gruplaşmalar hasıl olur. Söz konusu toplumda depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve anksiyete gibi ruh sağlığı sorunlarında artış gözlenebilir. Toplumun sosyal norm ve etik anlayışı bozulabilir. Geleneksel yapı, yaşam biçimi ve aile kurumu erozyona uğrayabilir. Toplum bağımlı, pasif, sessiz, güvensiz ve kuşkucu hal alabilir.” </p>

<p><strong>Toplumsal travmanın panzehri toplumsal dayanışma ve eğitim! </strong></p>

<p>Psikolojik iyi oluşun sağlanması için toplumun bilinçlendirilmesinin ve eğitimin de önemli rol oynadığına vurgu yapan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Travmaların normal bir tepki olduğunu ve bunlarla başa çıkmanın yollarını anlatan eğitim programları düzenlemek, bireylerin farkındalığını artırır. Psikolojik dayanıklılığı güçlendirme yollarını öğretmek de bu süreçte etkilidir. Tüm bunlara ek olarak, toplumda psikolojik destek ve terapi hizmetlerine erişimi artırmak, bireylerin travmalarıyla başa çıkma sürecine yardımcı olur. Toplumsal travmanın en büyük panzehri toplumsal dayanışma ve eğitim diyebiliriz.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Jan 2025 16:26:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/prof-dr-serdar-nurmedov-toplumsal-travmalarin-panzehrinin-dayanisma-ve-egitimin-guclendirilmesi-olduguna-travmalarin-dogru-sekilde-ele-alinmamasi-durumunda-nesiller-boyu-surecek-olumsuz-etkile"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karşıyakalı gençlere ücretsiz HPV aşısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/karsiyakali-genclere-ucretsiz-hpv-asisi-6970</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/karsiyakali-genclere-ucretsiz-hpv-asisi-6970</guid>
                <description><![CDATA[Karşıyaka Belediyesi ve Karşıyaka Spor Kulübü Voleybol Şubesi tarafından geçtiğimiz aylarda başlatılan HPV Aşı Kampanyası hızla büyüdü. Kampanyayı toplumun farklı kesimlerine de yayan belediye, İzmir Ticaret Borsası’nın katkısıyla 100 genci daha aşıladı. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal “Sağlıklı ve güvenli bir gelecek için gençlerimizin yanındayız” dedi.

Geçtiğimiz aylarda Karşıyaka Belediyesi, Tınaztepe Galen Hastanesi ve Karşıyaka Spor Kulübü Voleybol Şubesi’nin iş birliğinde, voleybolcu genç kızlar ile başlatılan HPV Aşı Kampanyası büyümeye devam ediyor. Belediyenin çağrısı üzerine İzmir Ticaret Borsası’nın (İTB) bağışladığı aşılar ile kampanyanın ikinci aşamasına geçildi. Bu kapsamda, Karşıyaka Belediyesi İsmail Hakkı Tonguç Gençlik Eğitim Merkezi (KARGEM) öğrencileri ile spor kurslarına devam eden 16-24 yaş arası 100 genç kıza, Tınaztepe Galen Hastanesi’nde aşı uygulamaları yapıldı. Ayrıca, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Aytuğ Avşar tarafından öğrencilere; HPV (insan papilloma virüsü), yol açtığı hastalıklar, aşının önemi ve korunma yolları hakkında seminer verildi. 

“BU DAYANIŞMA DAHA DA BÜYÜMELİ”
Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal “HPV Aşı Kampanyası, genç kızlarımızın geleceği ve toplum sağlığının korunması için çok önemli olduğuna inandığım bir sosyal proje. Rahim ağzı kanseri başta olmak üzere, HPV kaynaklı pek çok hastalıktan korunmak adına bu aşının erken yaşlarda uygulanması gerekiyor. Hem elimizden geldiğince fazla sayıda genç kızımızı aşılamak hem de farkındalık yaratmak için kampanyamızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Çok kıymetli destekleri için İzmir Ticaret Borsası’na, Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli’ye ve katkı sağlayan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Dilerim bu dayanışma farklı kesimlerin katılımıyla daha da büyür, yaygınlaşır ve Türkiye’ye örnek olur” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Karşıyaka Belediyesi ve Karşıyaka Spor Kulübü Voleybol Şubesi tarafından geçtiğimiz aylarda başlatılan HPV Aşı Kampanyası hızla büyüdü. Kampanyayı toplumun farklı kesimlerine de yayan belediye, İzmir Ticaret Borsası’nın katkısıyla 100 genci daha aşıladı. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal “Sağlıklı ve güvenli bir gelecek için gençlerimizin yanındayız” dedi.</strong><br />
<br />
Geçtiğimiz aylarda Karşıyaka Belediyesi, Tınaztepe Galen Hastanesi ve Karşıyaka Spor Kulübü Voleybol Şubesi’nin iş birliğinde, voleybolcu genç kızlar ile başlatılan HPV Aşı Kampanyası büyümeye devam ediyor. Belediyenin çağrısı üzerine İzmir Ticaret Borsası’nın (İTB) bağışladığı aşılar ile kampanyanın ikinci aşamasına geçildi. Bu kapsamda, Karşıyaka Belediyesi İsmail Hakkı Tonguç Gençlik Eğitim Merkezi (KARGEM) öğrencileri ile spor kurslarına devam eden 16-24 yaş arası 100 genç kıza, Tınaztepe Galen Hastanesi’nde aşı uygulamaları yapıldı. Ayrıca, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Aytuğ Avşar tarafından öğrencilere; HPV (insan papilloma virüsü), yol açtığı hastalıklar, aşının önemi ve korunma yolları hakkında seminer verildi.&nbsp;<br />
<br />
<strong>“BU DAYANIŞMA DAHA DA BÜYÜMELİ”</strong><br />
Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal “HPV Aşı Kampanyası, genç kızlarımızın geleceği ve toplum sağlığının korunması için çok önemli olduğuna inandığım bir sosyal proje. Rahim ağzı kanseri başta olmak üzere, HPV kaynaklı pek çok hastalıktan korunmak adına bu aşının erken yaşlarda uygulanması gerekiyor. Hem elimizden geldiğince fazla sayıda genç kızımızı aşılamak hem de farkındalık yaratmak için kampanyamızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Çok kıymetli destekleri için İzmir Ticaret Borsası’na, Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli’ye ve katkı sağlayan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Dilerim bu dayanışma farklı kesimlerin katılımıyla daha da büyür, yaygınlaşır ve Türkiye’ye örnek olur” diye konuştu.<br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jan 2025 14:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/karsiyakali-genclere-ucretsiz-hpv-asisi-1737545029.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabet Nedir? Sağlığınızı Koruyun!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/diyabet-nedir-sagliginizi-koruyun-6963</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/diyabet-nedir-sagliginizi-koruyun-6963</guid>
                <description><![CDATA[Diyabet Nedir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Diyabet, insülinin yeterli üretilememesi, etkisinin zayıf olması ya da her iki durumun bir arada bulunması nedeniyle vücutta kan şekeri dengesinin bozulduğu bir metabolik bozukluktur. Bu süreç, genetik yatkınlık, yaşam tarzı faktörleri, obezite ve çevresel etkenlerle birleşerek hastalığın gelişimini etkiler.&nbsp;</p>

<p><strong>Tip 1 Diyabet</strong></p>

<ul>
	<li>Genellikle ani ve hızla gelişir. Genellikle 30 yaşından önce başlar.&nbsp;</li>
	<li>Çocuklarda ve gençlerde görülür.</li>
	<li>Vücut, çok az insülin üretir ya da hiç insülin üretmez. İnsülin eksikliği nedeniyle kan şekeri yüksek seviyelerde kalır. Bu bireyler, kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutabilmek için yaşamları boyunca insülin almak zorundadırlar.</li>
	<li>Genetik yatkınlık önemli bir risk faktörüdür.</li>
</ul>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Tip 1 Diyabetin Belirtileri;</strong></p>

<p>Tip I diyabetin semptomları hemen her zaman birdenbire ortaya çıkar.</p>

<ul>
	<li>Aşırı susama</li>
	<li>Aşırı acıkma</li>
	<li>Ani kilo kaybı</li>
	<li>Sık idrar yapma</li>
	<li>Aşırı yorgunluk hissi şeklinde görülür.</li>
</ul>

<p><strong>Tip II Diyabet&nbsp;</strong></p>

<ul>
	<li>Ailesinde diyabetli olanlar,</li>
	<li>BMI &gt;25</li>
	<li>4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlar,</li>
	<li>Stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir.</li>
	<li>Ayrıca pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ile hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabete yol açabilir.</li>
</ul>

<p><strong>Tip II Diyabetin Belirtileri&nbsp;</strong></p>

<ul>
	<li>Yorgunluk hissetmek,</li>
	<li>Sık sık infeksiyon gelişmesi</li>
	<li>Ciltteki kesiklerin veya yaraların çok yavaş iyileşmesi</li>
	<li>Sık idrar yapma8</li>
	<li>Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma</li>
	<li>Açlık hissinin fazlalaşması ve çok yeme</li>
	<li>Ağız kuruluğu ve çok su içme&nbsp;</li>
</ul>

<p><strong>Tip II Diyabetin Nedenleri</strong></p>

<ul>
	<li>Karaciğerde glikoz üretimi artışı</li>
	<li>İnsülin direnci&nbsp;</li>
</ul>

<p><strong>Tıp II Diyabette Risk Faktörleri</strong></p>

<ul>
	<li>Yaşı 40’ın üzerinde olanlar,</li>
	<li>Şişmanlar,</li>
	<li>Ailelerinde başka diyabet hastaları bulunanlar,</li>
	<li>Gebelik sırasında diyabet gelişenler,</li>
	<li>4,5 kg’dan daha ağır bebek doğuranlar,</li>
	<li>Bir hastalığın veya yaralanmanın stresini yaşayanlar,</li>
	<li>Tansiyonu yüksek olanlar</li>
</ul>

<p><strong>Gestasyonel Diyabet</strong></p>

<p>Gestasyonel diyabet (GD), diyabeti olmayan ancak hamilelik sırasında diyabet gelişen kadınlarda görülen bir durumdur. Genellikle gebelik sonrasında düzelir, ancak sonraki gebeliklerde yeniden ortaya çıkma riski bulunur. &nbsp;</p>

<ul>
	<li>Gestasyonel diyabetin %80’i, ilerleyen yıllarda tip 2 diyabete dönüşme eğilimindedir. &nbsp;</li>
	<li>Gestasyonel diyabet geçiren kadınların, 16 yıl içinde diyabet geliştirme riski %30 iken, bu oran genel nüfus için sadece %10’dur. &nbsp;</li>
	<li>Hamilelik sırasında kilo artışı 20 kg’ı aşarsa, gestasyonel diyabet tanısı kesin olarak konulur.</li>
</ul>

<p><strong>Diyabetin Teşhisi</strong></p>

<ol>
	<li>Kan şekeri ölçümü =&nbsp;AKŞ &gt; 126 mg / dl ise DM</li>
	<li>Oral Glukoz Tolerans TESTİ (OGTT) = Akş 100-126 mg/dl. Arasında olanlara yapılır.</li>
	<li>İdrar Şekerinin Kontrolü&nbsp;</li>
	<li>Keton Testi&nbsp;</li>
</ol>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Diyetisyenin Diyabetteki Rolü Nedir?</strong></p>

<p>Diyetisyenler, diyabetin yönetiminde önemli bir rol oynar ve kişiye özel beslenme planları oluşturarak kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur.&nbsp;</p>

<p>Bireylerin beslenme ihtiyaçlarını değerlendirir, onlara uygun yemek planları sunar ve yaşam tarzı değişikliklerini benimsemelerine rehberlik eder.</p>

<p>Danışanı ile birlikte çalışarak diyet alışkanlıklarını iyileştirir, kilo kontrolünü destekler ve yeterli beslenmeyi sağlar. Bu süreç, karbonhidrat, yağ ve protein gibi makro besinlerin doğru miktarda ve zamanında tüketilmesiyle kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesini hedefler.&nbsp;</p>

<p>Diyabetli bireylerin sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlamak için beslenme düzeninin yanı sıra düzenli egzersiz yapmaları için de önerilerde bulunur.&nbsp;</p>

<p><strong>Hangi Yiyecekler Tüketilmelidir?&nbsp;</strong></p>

<p>Herhangi bir yiyeceği aşırı miktarda tüketmekten kaçının; sağlıklı beslenmenin temelinde denge vardır. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri doğru miktarda ve zamanında almak, hiperglisemi ve hipoglisemi risklerini azaltarak kan şekerini kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Ayrıca, bu denge hem kısa vadede hem de uzun vadede olası komplikasyonların önlenmesine veya ertelenmesine katkı sağlar.</p>

<p>Yağsız süt, düşük yağ içeriğine sahip olsa da kalorisi bulunmaktadır. Diyet ürünleri şekersiz olabilir, ancak bunların içinde bulunan un, yağ ya da meyve şekeri, kan şekeri ve yağ seviyelerinin kontrolü için ideal olmayabilir. Eğer porsiyonlarınızı düzgün bir şekilde kontrol edebiliyorsanız, sevdiğiniz pek çok farklı yiyeceği, dengeli bir şekilde tüketebilirsiniz.</p>

<p><strong>Beslenme Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmelidir?</strong></p>

<p>Diyabetin beslenme tedavisinin amacı, diyabetli birey için yaşam boyu sürdürülebilir ve ideal bir beslenme planı oluşturmaktır. Bu planın hedefleri şunlardır:</p>

<ul>
	<li>Kan şekerini normal seviyelerde tutmak, &nbsp;</li>
	<li>Hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) gibi ani komplikasyonları önlemek, &nbsp;</li>
	<li>İdeal vücut ağırlığını sağlamak ve bunu korumaktır.</li>
	<li>Tip 2 diyabetli bireyler için, beslenme tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:</li>
	<li>Bireysel ihtiyaçlara uygun, yeterli miktarda ve doğru zamanlamayla yemek yemek, &nbsp;</li>
	<li>Kan şekeri kontrolünü sağlamak için kişiye uygun miktarda karbonhidrat içeren besinler tüketmek, &nbsp;</li>
	<li>Besin çeşitliliğini artırmak, &nbsp;</li>
	<li>Lif alımını artırarak posalı besinler tüketmek, &nbsp;&nbsp;</li>
	<li>Basit şekerler (örneğin, toz şeker, bal, tatlılar, meyve suyu) yalnızca diyetisyen önerisi ve kontrolü altında tüketmek.</li>
</ul>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jan 2025 14:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/diyabet-nedir-sagliginizi-koruyun-1737544654.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evde Bakım Ekibi, 2024 yılında 6 bin 167 kez tedavi hizmeti verildi.</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/evde-bakim-ekibi-2024-yilinda-6-bin-167-kez-tedavi-hizmeti-verildi-6955</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/evde-bakim-ekibi-2024-yilinda-6-bin-167-kez-tedavi-hizmeti-verildi-6955</guid>
                <description><![CDATA[Gaziemir Belediyesi, yurttaşların bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan daha güçlü olması için sosyal belediyecilik anlayışıyla sunduğu ücretsiz sağlık hizmetleriyle binlerce yurttaşın yaşamına dokunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi,&nbsp;yurttaşların bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan daha güçlü olması için&nbsp;sosyal belediyecilik anlayışıyla sunduğu ücretsiz sağlık hizmetleriyle binlerce yurttaşın yaşamına dokunuyor.<br />
<br />
Görev ve sorumlulukları arasında yer almamasına rağmen sosyal belediyecilik anlayışıyla yurttaşlara sağlık hizmeti veren Gaziemir Belediyesi, bu hizmetleriyle fark yaratıyor. Ücretsiz verdiği sağlık hizmetleriyle her yaştan yurttaşın bu alandaki ihtiyaçlarını karşılayan belediyenin, poliklinik hizmetinden 2024 yılında 25 bin 56 hasta faydalandı. Belediyenin&nbsp;laboratuvarında&nbsp;671 yurttaşa kan tahlili yapılarak ihtiyaçlarına yanıt verildi. Belediye, poliklinik hizmetlerinin yanı sıra Evde Hasta ve Yaşlı Bakım, Hoş Geldin Bebek, Psikolojik Destek ve Danışmanlık Hizmeti, Diyetisyen Hizmeti, Fizik Tedavi Hizmeti gibi projelerle, yurttaşlara evlerinde de sağlık hizmeti veriliyor.<br />
<br />
<strong>Hoş Geldin Bebek Projesi</strong><br />
Belediye, Hoş Geldin Bebek Projesi kapsamında annelere ve bebeklerine özel hizmet veriyor. Proje kapsamında, hamilelik sürecinde ve doğum sonrası ziyaret edilen annelerin ve bebeklerin sağlığı takip ediliyor. Ekipler, sağlık hizmeti vermenin yanı sıra anne-babayı doğum sonrasına hazırlıyor. Doğumun ardından anne ve bebeğin sağlık kontrollerini düzenli olarak yapan ekipler, ilk kez anne baba olan çiftleri de bebek bakımı konusunda eğitiyor. Sağlık ekibi, dünyaya gözleri açan bebeğe içinde bebek bezi, bebek alt değiştirme örtüsü, ıslak mendil, şampuan, pişik kremi gibi temel ihtiyaçların yer aldığı bebek bakım seti armağan ediyor. Çantanın içinde anneler için de göğüs pedi ve emzirme önlüğü yer alıyor. 2024 yılında 895 anneye ve bebeğine hizmet verildi.<br />
<br />
<strong>Evde Hasta ve Yaşlı Bakım Projesi</strong><br />
Sosyal yönden dezavantajlı, yaşlı, yatalak, engelli ve kimsesiz yurttaşlara el uzatılan projeyle hastaların tedavi ve bakımları evlerinde yapılıyor. Düzenli olarak ev ortamında hastaları ziyaret eden doktor, hemşire ve hasta bakıcının yer aldığı sağlık ekipleri, hastaların sağlıklarının daha iyi hale gelmesi ya da belirli bir düzeyde tutulması, sosyal yönden daha iyi olmaları için hizmet veriyor.<br />
İhtiyaç duyan hastaları, diyetisyen ve fizik tedavi uzmanı da evlerinde ziyaret ederek tedavi programı uyguluyor. Evde bakım ekibi, sağlık hizmetinin yanı sıra kişinin ve yakınlarının hastalık hakkında bilinçlenmesini ve eğitimli hale gelmesini sağlıyor. 3 bin 812 hastaya hizmet veren Evde Bakım Ekibi, 2024 yılında 6 bin 167 kez tedavi hizmeti verildi. Evde bakım hizmeti kapsamında yurttaşları evlerinde ziyaret ederek kan alma, şeker ölçümü, tansiyon ölçümü gibi işlemler yapan belediyenin hemşireleri 6 bin 329 hastaya hizmet verdi. Hasta bakım personeli ise sağlık hizmeti alan yurttaşlara bin 912 kez kişisel bakım işlemi yaptı. &nbsp;</p>

<p><br />
<strong>Sağlıklı Beslenme ve Diyet Danışmanlığı Hizmeti</strong></p>

<p>Belediyenin Sağlıklı Beslenme ve Diyet Danışmanlığı Hizmeti’yle, Gaziemir’de yaşayan vatandaşların yanlış beslenme alışkanlıkları saptanıyor,&nbsp; yetersiz ve dengesiz beslenmenin yol açtığı sağlık sorunlarına karşı önlemler alınıyor. Sağlık Köyü’ndeki merkezde, destek isteyen yurttaşlara sağlık hizmeti veren diyetisyen, Evde Hasta ve Yaşlı Bakım ekibinin belirlediği hastaları, evlerinde tedavi ediyor. Hizmet kapsamında hastalara özel diyet programları hazırlanıyor, hastalar sürekli takip ediliyor. Sağlıklı ve ekonomik beslenme yöntemleri konusunda eğitimlerin de verildiği diyetisyen hizmeti kapsamında, 2024’te 73 hastaya evlerinde, bin 101 kişiye de merkezde hizmet verildi.<br />
<br />
<strong>Psikolojik Destek ve Danışmanlık Hizmeti</strong></p>

<p>Pozitif Yaşam Merkezinde verilen Psikolojik Destek ve Danışmanlık Hizmeti kapsamında vatandaşlar sıkıntılarını anlatıp psikolojik destek alıyor. Hizmet kapsamında çocuk, ergen ve yetişkinlere bireysel ya da grup danışmanlığı veriliyor. Aile danışmanlığı hizmeti de verilen merkezde, vatandaşlara, eğitim kurumlarına ya da talep eden diğer kurum ve kuruluşlara eğitim ve seminer de veriliyor. Uzun vadede yaşama pozitif pencereden bakan bir toplum yaratmayı amaçlayan bu hizmetten, randevu alarak herkes ücretsiz yararlanabiliyor. Hizmet kapsamında 2024 yılında bin 185 kişiye Pozitif Yaşam Merkezi’nde, 391 kişiye de evlerde psikolojik destek verildi.<br />
<br />
<strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hizmeti</strong><br />
Belediyenin Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hizmeti’yle, evden dışarı çıkma imkânı bulunmayan yaşlılara ve hareket kısıtlılığı bulunan hastalara evlerinde, diğer yurttaşlara ise özel olarak tasarlanan merkezde hizmet veriliyor. Fizyoterapist, Evde Hasta ve Yaşlı Bakım Hizmeti alan vatandaşların, fiziksel aktivitelerini ve hareket yeteneklerini artırmak için özel bir program hazırlayarak hastalara uyguluyor. Merkeze gelerek sağlık hizmeti almak isteyenlere de özel tedavi programı uygulanıyor. Hizmet kapsamında, Ata Evi Sağlıklı Yaş Alma Merkezi’nden yararlananlara da egzersiz hareketleri yaptırılıyor. Fizyoterapist, 2024 yılında 539 vatandaşa merkezde, 651 kişiye de evlerinde hizmet verdi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jan 2025 14:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/evde-bakim-ekibi-2024-yilinda-6-bin-167-kez-tedavi-hizmeti-verildi-1737544450.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Empati becerisinin sosyal ilişkiler ve toplumsal uyum için önemli olduğunu belirten uzmanlar, empatinin çocuklar için kritik bir değer olduğunu söylüyor.</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/empati-becerisinin-sosyal-iliskiler-ve-toplumsal-uyum-icin-onemli-oldugunu-belirten-uzmanlar-empatinin-cocuklar-icin-kritik-bir-deger-oldugunu-soyluyor-6932</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/empati-becerisinin-sosyal-iliskiler-ve-toplumsal-uyum-icin-onemli-oldugunu-belirten-uzmanlar-empatinin-cocuklar-icin-kritik-bir-deger-oldugunu-soyluyor-6932</guid>
                <description><![CDATA[Empati becerisinin sosyal ilişkiler ve toplumsal uyum için önemli olduğunu belirten uzmanlar, empatinin çocuklar için kritik bir değer olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Çocuklara empati kazandırmanın, onların daha sağduyulu ve anlayışlı bireyler olmalarını sağlayacağını dile getiren Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bebekler 2 yaşında başkalarının duygularını fark edebilirler, okul öncesi dönemde ise bu beceri daha belirgin hale gelir.” dedi. Çocukların empatiyi gözlem yoluyla öğrendiklerini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ebeveynlerin empatik davranışlarla model olmalarının önemine dikkat çekti ve duygu farkındalığı için drama, kitaplar ve oyunların etkili araçlar olduğunu, okullarda empati odaklı programlar ve yardımlaşma projelerinin bu beceriyi geliştirebileceğini söyledi. </strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, empatinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu ve çocuklara empati kazandırmak için ipuçları paylaştı.</p>

<p><strong>Empati kritik bir değer…</strong></p>

<p>Bir kişinin kendini başkasının yerine koyarak onun duygularını, düşüncelerini ve deneyimlerini anlaması durumunun empati olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Empati kurmak bireylerin karşısındakinin hislerine uygun bir şekilde yanıt verebilmesini de sağlayacağı için insanları birbirine yaklaştırır, çatışmaları önler ve yardımlaşmayı teşvik eder.” dedi.</p>

<p>Karşımızdakinin yaşadığı zorluğu ya da sevinci kavrayabildiğimizde sosyal ilişkilerin derin ve anlamlı hale geleceğini, toplumsal uyumun da artacağını aktaran Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Empati, çocukların da sosyal becerilerini geliştirmeleri açısından kritik bir değerdir. Çocuklara empati kazandırmak, onların daha sağduyulu ve anlayışlı bireyler olmalarına yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Çocuklar empatiyi gözlem yoluyla öğreniyor… </strong></p>

<p>Çocuklarda empatinin bebeklik döneminde başladığını ve zamanla geliştiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bebekler 2 yaşında başkalarının duygularını fark edebilirler, okul öncesi dönemde ise bu beceri daha belirgin hale gelir. Okul çağında empati daha karmaşık hale gelir ve çocuklar başkalarının duygularını daha iyi anlamaya başlarlar.” dedi.</p>

<p>Çocukların empatiyi gözlem yoluyla öğrendiklerine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu sebeple bakım verenlerin empatik davranışlar sergileyerek model olmaları ve de çocuklara duygu farkındalığı konusunda destek sağlıyor olmaları empati becerisi gelişimini sağlayacaktır. Çocuklarla duygular hakkında konuşmak, hem kendi duygularını fark etmelerine hem de başkalarının hislerini anlamalarına destek olacaktır. Empati, zamanla geliştirilen bir beceridir ve çocukları sosyal ve duygusal anlamda daha güçlü bireyler yapar.”</p>

<p><strong>Empati, çocukların hem sosyal hem de duygusal olarak başarılı ve mutlu olmalarına yardımcı olur </strong></p>

<p>Empati becerisinin, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimine birçok açıdan olumlu katkı sağladığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Empati, çocukların başkalarının duygularını anlamalarını ve onlara uygun tepki verebilmelerini sağlayarak sağlıklı ilişkiler kurmalarına destek olur. Sağlıklı ilişkiler, çocukların özgüvenini artırır ve duygusal olarak daha dayanıklı olmalarını sağlar. Bunun yanı sıra empati çocukların duygusal farkındalık aracılığıyla etkili iletişim becerileri geliştirmelerine ve çatışmaları çözmelerine de yardımcı olur. Özetle; empati becerisi çocukların hem sosyal çevrelerinde hem de duygusal dünyalarında daha başarılı ve mutlu bireyler olmalarına yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Çocuklarla duygular hakkında konuşulmalı</strong></p>

<p>Çocuklara empati kazandırmak için yapılabileceklere değinen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Öncelikle duygular hakkında bol konuşma yapmak, duyguları adlandırmak çocuğun hem kendi hem de başkalarının duygularını tanımalarına yardımcı olacaktır. Duygu farkındalığı için duygu kartları, kutu oyunları ve de kitaplar hem eğlenceli hem de öğretici kaynaklar olarak kullanılabilir. Bunların yanı sıra ebeveynlerin empatik davranışlar sergilemeleri, çocukların duygu ve düşüncelerini dikkatle dinlemeleri ve de paylaşmayı desteklemeleri oldukça önemlidir. Ayrıca, olaylara başkalarının bakış açısıyla bakmayı öğretmek ve duygusal olaylar üzerine birlikte düşünmek empati gelişimini destekler.”</p>

<p><strong>Drama, çocuklara empati becerisi kazandırmak için kıymetli bir araç</strong></p>

<p>Okullarda ise empati eğitiminin, sosyal ve duygusal becerileri geliştiren müfredat ve programlar aracılığıyla uygulanabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bu programlarla öğrencilerin duyguları tanımasını, başkalarının bakış açılarını anlamasını ve empati geliştirmesini desteklemek mümkün olacaktır. Örneğin drama, çocuklara beceri kazandırma açısında oldukça kıymetlidir; öğrenciler bu sayede farklı karakterlerin yerlerine geçerek başkalarının duygu ve düşüncelerini kolaylıkla anlayabilirler. Drama gibi etkinliklere ek olarak okullarda yardımlaşma projeleri düzenleyerek de öğrencilerin başkalarına yardım etmelerini ve ihtiyaç sahiplerinin hislerini anlamaları desteklenerek, empatiyi uygulamalı olarak öğrenmeleri sağlanabilir. Bu gibi yöntemler, öğrencilerin empatiyi öğrenmelerine ve sosyal ilişkilerde başarılı olmalarına yardımcı olur.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Jan 2025 18:02:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/empati-becerisinin-sosyal-iliskiler-ve-toplumsal-uyum-icin-onemli-oldugunu-belirten-uzmanlar-empatinin-cocuklar-icin-kritik-bir-deger-oldugunu-soyluyor-1737471764.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Haberlerinde Güvenilir Kaynağınız</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglik-haberlerinde-guvenilir-kaynaginiz-6897</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/saglik-haberlerinde-guvenilir-kaynaginiz-6897</guid>
                <description><![CDATA[Turkish Network Times, sağlık odaklı haberleri güvenilir bir şekilde okuyucularıyla buluşturarak onların bilgiye erişimini kolaylaştırır. Türkiye ve dünya gündemindeki Türkiye gündemi haberleri, son dakika gelişmeleri, son dakika dünyadan haberler, son haber ve hatta güncel ekonomi haberleri, sağlık perspektifiyle sunularak okuyuculara farklı bir bakış açısı kazandırır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık, bireylerin ve toplumların en temel ihtiyaçlarından biridir. Gündemden ve dünyadaki gelişmelerden etkilenmeyen bir sağlık sektörü düşünülemez. Hem yerel hem de küresel çapta sağlık alanındaki yenilikleri ve krizleri takip etmek, bireylerin daha bilinçli kararlar almasını sağlar.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000"><a href="https://www.turkishnetworktimes.com/">Turkish Network Times</a>, sağlık odaklı haberleri güvenilir bir şekilde okuyucularıyla buluşturarak onların bilgiye erişimini kolaylaştırır. Türkiye ve dünya gündemindeki Türkiye gündemi haberleri, son dakika gelişmeleri, son dakika dünyadan haberler, son haber ve hatta güncel ekonomi haberleri, sağlık perspektifiyle sunularak okuyuculara farklı bir bakış açısı kazandırır.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16pt"><span style="font-family:Play,sans-serif"><span style="color:#0f4761">Türkiye Gündemi Haberleri: Sağlık Alanında Yaşanan Değişimler</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000"><a href="https://www.turkishnetworktimes.com/saglik">Türkiye’nin sağlık gündemi</a>, sürekli yenilenen dinamiklerle şekilleniyor. Hastane kapasite artışları, yerli ilaç üretimi, aşılama kampanyaları ve sağlık teknolojilerindeki ilerlemeler, sağlık hizmetlerinin daha etkili hale gelmesini sağlıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık Gündemini Takip Etmenin Avantajları</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Erken Önlem: Sağlık alanındaki yenilikler ve uyarılar, bireylerin önlem almasını sağlar.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Bilgiye Kolay Erişim: Güncel sağlık politikaları, toplumun sağlık bilincini artırır.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık Teknolojileri: Türkiye’nin sağlık teknolojilerindeki atılımlarına dair bilgiler, bireylerin tedavi olanaklarından haberdar olmasını sağlar.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Turkish Network Times, sağlık gündemini tarafsız ve doğru bir şekilde okuyucularıyla buluşturarak toplum sağlığına katkıda bulunur.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16pt"><span style="font-family:Play,sans-serif"><span style="color:#0f4761">Son Dakika Gelişmeleri: Sağlıkta Anlık Bilgi Hayat Kurtarır</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık alanındaki anlık gelişmeler, bireylerin hayatını doğrudan etkileyebilir. Özellikle pandemi döneminde bu durum daha da net bir şekilde anlaşılmıştır. Son dakika gelişmeleri, salgın hastalıkların yayılım hızından, yeni tedavi yöntemlerine kadar geniş bir kapsamda bilgi sunar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Anlık Sağlık Haberlerinin Önemi</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Hastalık Salgınları: Virüslerin yayılımıyla ilgili doğru bilgiler, bireylerin önlem almasına yardımcı olur.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Yeni Tedaviler: Tıbbi yenilikler ve tedavi yöntemleri hakkında hızlı erişim imkanı sunar.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Doğru Bilgi: Yanlış bilgilerin önüne geçerek bireylerin doğru sağlık adımları atmasını sağlar.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Turkish Network Times, sağlık sektöründeki son dakika gelişmelerini hızlı ve tarafsız bir şekilde aktararak bireylerin bilgi kirliliğine karşı korunmasını sağlar.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16pt"><span style="font-family:Play,sans-serif"><span style="color:#0f4761">Son Dakika Dünyadan Haberler: Küresel Sağlık Krizlerine Bakış</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık, sadece bireyleri değil, ülkeleri ve hatta dünyayı etkileyen bir konudur. Küresel sağlık krizleri, uluslararası iş birliklerini ve ülkelerin sağlık politikalarını şekillendirir. Son dakika dünyadan haberler, sağlık alanındaki uluslararası gelişmeleri yakından takip etmek isteyenler için kritik bilgiler sunar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Dünya Sağlığını Yakından Takip Edin</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Uluslararası İşbirlikleri: Küresel sağlık örgütlerinin projeleri ve girişimleri.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Aşı ve Tedavi Gelişmeleri: Dünya genelinde yürütülen tıbbi çalışmalar.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Kriz Yönetimi: Doğal afetlerin sağlık etkileri ve uluslararası yardımlar.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Dünya sağlık gündemindeki önemli olayları takip etmek, hem bireylerin hem de toplumların sağlıklı bir yaşam sürdürmesi için gereklidir. Turkish Network Times, bu haberleri kapsamlı bir şekilde sunarak küresel sağlık perspektifinizi genişletir.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16pt"><span style="font-family:Play,sans-serif"><span style="color:#0f4761">Son Haber: Sağlıkta Tarafsız ve Doğru Bilginin Adresi</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık sektöründeki haberlerin güvenilirliği, bireylerin ve kurumların kararlarını doğrudan etkiler. Son haber, sağlık alanındaki en sıcak gelişmeleri tarafsız bir şekilde sunarak okuyucuların doğru bilgiye erişimini sağlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık Haberlerinde Turkish Network Times Farkı</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Doğru ve Hızlı Bilgi: Sağlıkla ilgili acil durumlarda en güncel bilgiler.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Detaylı İçerik: Uzman görüşleri ve derinlemesine analizlerle zenginleştirilmiş içerikler.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Kapsamlı Kategoriler: Salgın hastalıklar, ilaç yenilikleri, psikoloji ve çevre sağlığı gibi çeşitli konular.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık haberlerini doğru kaynaklardan takip etmek, bireylerin bilinçli kararlar almasını sağlar. Turkish Network Times, okuyucularına sunduğu tarafsız ve güncel içeriklerle bu ihtiyacı karşılar.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16pt"><span style="font-family:Play,sans-serif"><span style="color:#0f4761">Güncel Ekonomi Haberlerinin Sağlık Perspektifindeki Önemi</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Ekonomi ve sağlık, birbirine bağlı iki önemli alandır. Ekonomik gelişmeler, sağlık hizmetlerinin kalitesini ve erişilebilirliğini doğrudan etkiler. Güncel ekonomi haberleri, bireylerin sağlık sektöründeki yeniliklere dair bilgi sahibi olmasına katkı sağlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Ekonominin Sağlık Üzerindeki Etkileri</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık Yatırımları: Ekonomik büyüme, sağlık sektörüne yapılan yatırımları artırır.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">İlaç ve Tıbbi Cihaz Fiyatları: Döviz kurları ve piyasa dalgalanmaları, bu ürünlerin maliyetlerini etkiler.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sigorta ve Sağlık Politikaları: Ekonomik gelişmeler, bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini belirler.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Turkish Network Times, ekonomi haberlerini sağlık sektörüyle ilişkilendirerek okuyucularına çok yönlü bir bilgi akışı sunar.</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16pt"><span style="font-family:Play,sans-serif"><span style="color:#0f4761">Sağlık Haberlerinde Turkish Network Times Güvencesi</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık, hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır ve bu alandaki doğru bilgi, hayat kurtarabilir. Turkish Network Times, sağlık haberlerini yalnızca bir bilgi kaynağı olarak değil, aynı zamanda toplumsal bilinç oluşturmanın bir aracı olarak görür.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Turkish Network Times ile Sağlık Haberlerinde Doğru Adımlar Atın</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Kapsamlı Bilgi: Türkiye ve dünyadaki sağlık gelişmelerini bir arada sunar.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Uzman Analizleri: Sağlık profesyonellerinden alınan görüşlerle zenginleştirilmiş içerik.</span></span></span></li>
	<li style="list-style-type:disc"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Kolay Erişim: Mobil uyumlu platformuyla her an bilgiye ulaşma imkanı.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlıkla ilgili doğru ve güncel bilgiler, bireylerin yaşam kalitesini artırır. Turkish Network Times, bu bilgilere erişim sağlamak için en güvenilir platformlardan biridir. Sağlığınızı ve geleceğinizi önemseyen bir yaklaşım için Turkish Network Times’ı tercih edin!</span></span></span></p>

<h2><span style="font-size:16pt"><span style="font-family:Play,sans-serif"><span style="color:#0f4761">Sağlık Haberlerinde Doğru ve Güncel Bilgiye Erişimin Önemi</span></span></span></h2>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık, yaşam kalitemizi belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Sağlıkla ilgili doğru bilgiye erişmek, bireylerin yalnızca kendi yaşamlarını değil, çevrelerindeki insanların da sağlığını korumalarına yardımcı olur.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Ancak sağlık konularında bilgiye ulaşırken, kaynakların doğruluğu ve güvenilirliği hayati bir rol oynar. </span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000"><strong>Turkish Network Times</strong></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">, sağlık haberleri konusunda tarafsız, doğru ve güncel bir bilgi sunarak okuyucularına rehberlik eder.</span></span></span></p>

<h3><span style="font-size:13.999999999999998pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#0f4761">Doğru Bilgi, Sağlıklı Kararlar</span></span></span></h3>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlıkla ilgili doğru bilgi, bireylerin daha bilinçli kararlar almasını sağlar. Yanlış bilgilere dayanarak yapılan sağlık uygulamaları, ciddi sonuçlara yol açabilir. </span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000"><strong>Turkish Network Times</strong></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">, sağlık alanındaki gelişmeleri anlık olarak sunarken, bu bilgilerin doğruluğunu titizlikle kontrol eder.&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Gündemdeki salgın hastalıklardan aşı yeniliklerine, sağlıklı yaşam ipuçlarından tıbbi cihaz teknolojilerine kadar her alanda detaylı haberler sunar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık hizmetlerinin kalitesi ve erişilebilirliği, ekonomik dinamiklerle doğrudan ilişkilidir. Döviz kurlarındaki değişiklikler, ilaç fiyatlarından tıbbi cihazlara kadar pek çok alanı etkiler. </span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000"><strong>Turkish Network Times</strong></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">, sağlık ve ekonomi arasındaki bu bağlantıyı anlamanızı kolaylaştıracak analizler sunar. Güncel ekonomi haberleriyle sağlık alanındaki yeniliklerin finansal boyutuna da ışık tutar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık haberlerini doğru bir kaynaktan takip etmek, bireylerin yaşam kalitesini artırır. </span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000"><strong>Turkish Network Times</strong></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">, okuyucularına yalnızca bilgi sunmakla kalmaz, aynı zamanda onların daha sağlıklı ve bilinçli bir yaşam sürdürmesine yardımcı olur. Sağlıkla ilgili haberlerin yalnızca bilgi değil, yaşam tarzınızı yönlendiren bir rehber olmasını istiyorsanız, Turkish Network Times’ı takip edin.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık, sürekli yenilenen ve gelişen bir alan. Güncel kalmak ve doğru bilgiye erişmek, bireylerin sağlıklı bir yaşam sürdürmesi için kritik bir rol oynar. </span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000"><strong>Turkish Network Times</strong></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">, sağlık haberlerini en güvenilir ve hızlı şekilde sunarak okuyucularına eşsiz bir deneyim sağlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Her gün karşımıza çıkan sağlıkla ilgili yenilikler, tedavi yöntemlerindeki gelişmeler, aşı çalışmaları ve tıbbi cihazlardaki inovasyonlar, yaşam kalitemizi doğrudan etkiler. Ancak bu bilgilerin doğru ve tarafsız bir şekilde sunulması büyük önem taşır. İşte burada, </span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000"><strong>Turkish Network Times</strong></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">, sağlık alanındaki gelişmeleri derinlemesine analiz eden bir kaynak olarak öne çıkar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">Sağlık haberlerini güvenilir bir platformdan takip etmek, yalnızca bireylerin değil, toplumun genel sağlığını da destekler. </span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000"><strong>Turkish Network Times</strong></span></span></span><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos"><span style="color:#000000">, uzman görüşleri, detaylı analizler ve doğruluğu teyit edilmiş içeriklerle okuyucularına en güncel sağlık gelişmelerini sunar.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Dec 2024 10:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/saglik-haberlerinde-guvenilir-kaynaginiz-1737358111.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, ergoterapinin yalnızca nörogelişimsel bozukluklar yaşayan değil, tüm çocuklar için uygun olduğunu söyledi.</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzman-ergoterapist-cahit-burak-cebi-ergoterapinin-yalnizca-norogelisimsel-bozukluklar-yasayan-degil-tum-cocuklar-icin-uygun-oldugunu-soyledi-6864</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/uzman-ergoterapist-cahit-burak-cebi-ergoterapinin-yalnizca-norogelisimsel-bozukluklar-yasayan-degil-tum-cocuklar-icin-uygun-oldugunu-soyledi-6864</guid>
                <description><![CDATA[Ergoterapinin, çocukların günlük yaşam becerilerinde bağımsızlık kazanmasını, motor ve sosyal becerilerini geliştirmesini hedefleyen önemli bir destek alanı olduğunu belirten Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, ergoterapinin yalnızca nörogelişimsel bozukluklar yaşayan değil, tüm çocuklar için uygun olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Otizm, DEHB ve öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda ergoterapi ile duyusal işlem, motor beceriler ve sosyal etkileşimlerin desteklendiğini aktaran Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Okul ortamındaki başlıca hedefler arasında ise, ince motor becerileri desteklemek, görsel ve işitsel algıyı desteklemek, duyusal sistemi desteklemek, duygusal ve davranışsal düzenlemeler ile okulda karşılaşılan zorluklar yer alır.” dedi. Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre şekillenen bu yaklaşımın, maksimum bağımsızlık hedefiyle uygulandığına vurgu yaptı.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, çocukların hayatında ergoterapinin öneminden bahsetti.</p>

<p><strong>Ergoterapi çocukların bağımsız yaşam becerilerini destekliyor…</strong></p>

<p>Ergoterapinin çocukların gelişimi üzerindeki temel amacının, çocuğun yemek yeme, giyinme, öz bakım, oyun oynama gibi günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık kazanmasına yardımcı olmak, motor becerilerini geliştirmek, sosyal becerilerini güçlendirmek, duyusal senkronizasyonu sağlamak ve çevresiyle daha uyumlu bir şekilde etkileşim kurmasını sağlamak olduğunu hatırlatan Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “İnce motor ve kaba motor becerilerin desteklenmesi, duyusal işlev bozukluğu yaşayan çocuklarda duyusal senkronizasyonun sağlanması, çocuğun giyinmesi, yemek yemesi ve öz bakımını sağlaması gibi bağımsız yaşam becerileri desteklenir. Sosyal becerilere yönelik çocuğun akranlarıyla oyun oynaması, sıra beklemesi, paylaşma gibi sosyal becerilerini geliştirmesi ergoterapinin temel hedefleri arasında yer alır.” dedi.</p>

<p><strong>Otizm, DEHB ve öğrenme güçlüğü gibi nörogelişimsel bozuklukları olmayan çocuklara da uygun…</strong></p>

<p>Ergoterapinin, yalnızca belirli bir rahatsızlık veya özel gereksinimi olan çocuklar için olmadığına dikkat çeken Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Her çocuğun gelişimsel olarak desteklenmesi için uygun olabilir. Ergoterapi sürecinde çocuğun gelişim düzeyine bağlı olarak duyusal işlem, duyusal motor beceriler, algısal motor beceriler ve bilişsel süreçlerine yönelik çalışmalar yer alır.” dedi.</p>

<p>Otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özgül öğrenme güçlüğü gibi nörogelişimsel bozukluklarda ergoterapinin, yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen önemli bir sağlık alanı olduğuna vurgu yapan Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, şunları söyledi:</p>

<p>“Otizm spektrum bozukluğunda sosyal etkileşim, iletişim ve davranışsal zorlukları göz önünde bulundurarak otizm spektrum bozukluğuna sahip çocuklarda duyusal işlem, kaba motor ve ince motor beceriler, etkileşim ve sosyal becerileri destekleyerek günlük yaşam aktivitelerine bağımsız katılımı sağlar. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda ergoterapi, dikkat ve aktivite sürdürebilirliği, planlama, organizasyon, dürtü kontrolü, zaman yönetimi ve motor koordinasyonu destekleyerek çocuklarda yaşam kalitesini artırmayı hedefler.”</p>

<p><strong>Ergoterapi, çocukların okul başarısının artmasını hedefliyor…</strong></p>

<p>Ergoterapinin özgül öğrenme güçlüğü ve okul ortamında zorluk yaşayan çocuklara yönelik bütüncül bir değerlendirme sergilediğini aktaran Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Okul ortamındaki başlıca hedefler arasında, çocuğun yazı yazmasına yönelik ince motor becerileri desteklemek, okuduğunu anlamasına yönelik görsel algı ve işitsel algıyı desteklemek, çevresini ve okul ortamını çocuğa uygun bir şekilde düzenlemek, duyusal ihtiyaçlarına yönelik duyusal sistemi desteklemek, okulda davranış sorunlarına yönelik duygusal ve davranışsal düzenlemeler ile okulda karşılaşılan zorluklar yer alır. Ergoterapi ile özgül öğrenme güçlüğüne sahip çocukların maksimum bağımsızlığı hedeflenmiş olur.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jan 2025 14:34:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/uzman-ergoterapist-cahit-burak-cebi-ergoterapinin-yalnizca-norogelisimsel-bozukluklar-yasayan-degil-tum-cocuklar-icin-uygun-oldugunu-soyledi-1736854489.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Psikolog Sena Kalaz Güven, ilk adımı atmanın önünde öz-yeterlilik inancı ve sosyal desteğin rolü gibi psikolojik engeller olabileceğini söyledi.</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/psikolog-sena-kalaz-guven-ilk-adimi-atmanin-onunde-oz-yeterlilik-inanci-ve-sosyal-destegin-rolu-gibi-psikolojik-engeller-olabilecegini-soyledi-6847</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/psikolog-sena-kalaz-guven-ilk-adimi-atmanin-onunde-oz-yeterlilik-inanci-ve-sosyal-destegin-rolu-gibi-psikolojik-engeller-olabilecegini-soyledi-6847</guid>
                <description><![CDATA[Hayalleri gerçeğe dönüştürmenin, güçlü bir içsel motivasyon ve doğru stratejilerle mümkün olabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, ilk adımı atmanın önünde öz-yeterlilik inancı ve sosyal desteğin rolü gibi psikolojik engeller olabileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Başarısızlık korkusunu aşmak için olumlu öz-konuşma, mindfulness ve hedefleri küçük adımlara bölme gibi yöntemlerin önemli olduğuna değinen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven “Başarısızlık korkusunu aşmak için, başarısızlıkları bir öğrenme fırsatı olarak görmek ve yeniden çerçevelemek faydalıdır.” dedi. Çevresel faktörlerin sağladığı destek ve yarattığı stresin, bireyin motivasyonunu doğrudan etkilediğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, hayal kurmanın kişisel hedeflere ulaşmada bir rehber ve motivasyon kaynağı olduğunu, ancak bu hayallerin eyleme geçirilebilir şekilde planlanması gerektiğini vurguladı.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, hayallerin gerçekleştirilebilmesi için hangi adımların atılması gerektiği ve içsel motivasyonun nasıl sağlanacağı konusunda bilgi verdi. </p>

<p><strong>İçsel inançlar, çevresel faktörler, geçmiş deneyimler ve psikolojik engeller ilk adımı belirliyor</strong></p>

<p>Kişinin hayallerini gerçekleştirmek için ilk adımı atmaya karar verme sürecinin, birçok psikolojik faktörün etkileşimiyle şekillendiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “İçsel motivasyon, kişinin hedefe ulaşırken kendini anlamlı ve tatmin olmuş hissetmesiyle ilgilidir. Bu duygu, adım atmayı teşvik eder. Öz-yeterlilik, kişinin belirli bir görevde başarılı olacağına olan inancıdır ve yüksek öz-yeterlilik, harekete geçme isteğini artırır.” dedi.</p>

<p>Ancak, başarısızlık korkusu, kaygı ve belirsizlik gibi duyguların, harekete geçmeyi engelleyebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Sosyal destek, çevremizdeki kişilerin cesaretlendirici rolüyle kişiyi teşvik edebilirken, toplumsal onay arayışı da adım atma kararını etkileyebilir. Kişinin geçmiş deneyimleri de önemli bir rol oynar. Başarılı deneyimler güven duygusu yaratırken, başarısızlıklar çekingenliğe yol açabilir. Bilinçli ve bilinçdışı inançlar, bireyin ne kadar cesur olacağı üzerinde etkili olabilir. Örneğin, ‘başaramam’ düşüncesi, kişiyi harekete geçmekten alıkoyabilir. Ayrıca, hedeflerin netliği, zaman yönetimi ve planlama becerisi de kritik öneme sahiptir. Eğer kişi hedefe giden yolu ve atılması gereken adımları belirlemişse, harekete geçmek daha kolay hale gelir. Sonuç olarak, bir kişi ilk adımı atarken, içsel inançları, çevresel faktörler, geçmiş deneyimler ve psikolojik engellerin birleşimi kararlarını yönlendirir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Başarısızlıkları bir öğrenme fırsatı olarak görmek gerekir…</strong></p>

<p>İlk adımı atmaya karar vermekte karşılaşılan psikolojik engelleri aşmak için çeşitli stratejiler uygulanabileceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“İlk olarak, büyük hedeflerin korkutucu olabileceği göz önünde bulundurularak, hedefi küçük ve ulaşılabilir adımlara bölmek önemlidir. Bu, kişiye başarı duygusu kazandırır ve motivasyonu artırır. Ayrıca, içsel eleştirmenin engellerini aşmak için olumlu öz-konuşma teknikleri kullanılabilir. Kişi kendine ‘başarabilirim’ gibi destekleyici ifadelerle yaklaşarak özgüvenini güçlendirebilir. Korku ve kaygıyı yönetmek için mindfulness gibi teknikler, duyguları kabul etmeyi ve buna rağmen adım atmayı sağlar. Sosyal destek almak da kritik bir stratejidir; aile, arkadaşlar veya mentorlar kişinin cesaretini artırabilir ve yol almasını kolaylaştırabilir.</p>

<p>Başarısızlık korkusunu aşmak için, başarısızlıkları bir öğrenme fırsatı olarak görmek ve yeniden çerçevelemek faydalıdır. Ayrıca, görselleştirme teknikleriyle hedefe ulaşmayı zihinsel olarak canlandırmak, kişiye güven ve motivasyon kazandırır. Detaylı bir planlama yaparak hedefe ulaşmak için atılacak adımlar netleştirilebilir, bu da karar alma sürecini basitleştirir. Kişinin, başkalarının beklentilerinden bağımsız olarak kendi değerleri ve hedefleri doğrultusunda hareket etmesi de önemlidir. Küçük başarıları takip etmek ve kutlamak, ilerlemenin somut bir göstergesi olurken, esneklik ve adaptasyon yeteneği, yolunda engeller çıkarsa strateji değiştirmeyi mümkün kılar. Tüm bu stratejiler, kişinin ilk adımı atma sürecini kolaylaştırır ve psikolojik engelleri aşmasına yardımcı olur.”</p>

<p><strong>Çevresel faktörlerin sağladığı destek ve yarattığı stres kişinin içsel motivasyonunu şekillendiriyor </strong></p>

<p>Kişinin kendini motive etme sürecinde çevresel faktörlerin, özellikle aile, arkadaşlar ve iş ortamının büyük bir rol oynadığına vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Bu faktörler hem pozitif hem de negatif yönde etkileyebilir. Aile, bireyin duygusal desteği, güven duygusu ve değerler sistemi açısından önemli bir kaynak olabilir. Pozitif bir aile ortamı, kişiyi cesaretlendirir ve hedeflerine ulaşma konusunda güçlü bir motivasyon sağlar.” dedi.</p>

<p>Arkadaşların da benzer şekilde sosyal destek sunarak, birlikte belirlenen hedeflere ulaşma yolunda kişinin kararlılığını artırabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “İş ortamı da motivasyonu doğrudan etkiler. Destekleyici ve ödüllendirici bir iş ortamı, çalışanların daha verimli ve motive olmalarını sağlar. Ancak toksik bir iş ortamı, sürekli baskı, olumsuz eleştiriler veya adil olmayan ödüllendirme sistemi, kişinin özgüvenini sarsarak motivasyonu olumsuz yönde etkileyebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Çevresel faktörlerin olumlu etkisinin, kişinin hedeflerine ulaşmaya yönelik enerjisini artırırken, olumsuz etkilerin ise kaygı, stres ve tükenmişlik gibi durumları tetikleyebildiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, çevresel faktörlerin sağladığı destek ve yarattığı stres seviyesinin, kişinin kendi içsel motivasyonunu doğrudan şekillendirdiğini söyledi.</p>

<p><strong>Hayallerin pratiğe dökülmesi ve adım adım hedeflere dönüştürülmesi önemli!</strong></p>

<p>Hayal kurmanın, kişisel hedeflere ulaşma yolunda güçlü bir araç olabileceğine değinen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Çünkü bireyin ideal bir geleceği zihinsel olarak canlandırması, ona hem motivasyon hem de net bir yol haritası sunar. Psikolojik olarak, hayal kurma, beynin hedeflere yönelik olumlu duygular uyandırmasına ve hedefe ulaşmanın nasıl bir şey olacağına dair güçlü bir görselleştirme yapmasına yardımcı olur. Bu süreç, kişinin özgüvenini artırabilir ve başarıya ulaşmanın mümkün olduğu inancını pekiştirebilir.” dedi.</p>

<p>Ayrıca, hayal kurmanın, bireyi hedefe ulaşmak için gereken adımları ve stratejileri düşünmeye teşvik ettiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Böylece kişisel planlamayı ve problem çözmeyi destekler. Bir hedefe dair hayaller, bireyin motivasyonunu sürdürmesine yardımcı olabilir, çünkü zihinsel olarak başarılı olma görüntüsü, kaygıyı azaltır ve zorluklarla karşılaşıldığında dayanıklılığı artırır. Bununla birlikte, aşırı hayal kurma, gerçekçi olmayan beklentiler oluşturabilir ve kişiyi harekete geçmekten alıkoyabilir, bu yüzden hayallerin pratiğe dökülmesi ve adım adım hedeflere dönüştürülmesi önemlidir. Özetle, hayal kurma, kişisel hedeflere ulaşma sürecinde bir rehber ve motivasyon kaynağı olarak işlev görür, ancak gerçekçi ve eyleme geçirilebilir bir şekilde uygulanmalıdır. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Jan 2025 17:59:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/psikolog-sena-kalaz-guven-ilk-adimi-atmanin-onunde-oz-yeterlilik-inanci-ve-sosyal-destegin-rolu-gibi-psikolojik-engeller-olabilecegini-soyledi-1736780379.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir’de yaşayan Multiple Skleroz (MS) hastalarının</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmirde-yasayan-multiple-skleroz-ms-hastalarinin-6830</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/izmirde-yasayan-multiple-skleroz-ms-hastalarinin-6830</guid>
                <description><![CDATA[İzmir’de yaşayan Multiple Skleroz (MS) hastalarının denge ve çekirdek kas gücünü artırmak amacıyla düzenlenen pilates programının ikinci dönemi sona erdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de yaşayan Multiple Skleroz (MS) hastalarının denge ve çekirdek kas gücünü artırmak amacıyla düzenlenen pilates programının ikinci dönemi sona erdi.</p>

<p>Katılımcılar, Havuz İzmir’deki egzersiz salonunda eğitmenlerle bir araya gelerek İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti.<br />
<br />
Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın spor ve sağlıklı yaşamı önceleyen politikaları kapsamında MS hastaları için yürütülen pilates eğitimi projesinin ikinci dönemi sona erdi.</p>

<p><br />
Ege Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı MS ve Demiyelinizan Hastalıklar Birimi ile İzmir Buca Rotary Kulübü’nün de paydaş olduğu proje, Bornova’daki Aşık Veysel Rekreasyon Alanı’nda yer alan Havuz İzmir’in egzersiz salonunda hayata geçirildi. 18 Kasım 2024-9 Ocak 2025 tarihleri arasında proje için tahsis edilen salonda uzman eğitmenler, haftada iki gün birer saat olmak üzere bir araya geldikleri MS hastalarına pilates yaptırdı.<br />
<br />
<strong>Verimli geçtiğini söylediler</strong><br />
Dönemin son dersinin de tamamlanmasının ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi Tesisler Şube Müdürü Cem Dilsizoğlu, Ege Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Ayşe Nur Yüceyar ve Uzm. Dr. Bedriye Karaman, İzmir Buca Rotary Kulübü Başkanı Başak Çim, dernek üyeleri Sevil Yeşilpınar ve Türkan Elburus ile eğitmenler ve katılımcılar bir araya geldi.</p>

<p><br />
Proje için tüm paydaşlara ve Başkan Dr. Cemil Tugay’a teşekkürlerini sunan katılımcılar, dönemin son derece verimli geçtiğini belirterek MS hastaları için gerçekleştirilen benzer faaliyetler kadar, hastalığın farkındalığının önemli olduğunu da hatırlattı.<br />
<br />
<strong>MS hastalığı nedir?</strong><br />
Multiple Skleroz (MS), merkezi sinir sistemini etkileyen ve ataklarla kendini gösteren kronik bir hastalıktır. Bağışıklık sistemi bilinmeyen nedenlerle sinir hücrelerine saldırarak miyelin kılıflarına zarar verir, bu da yürüme, konuşma ve görme gibi eylemlerde bozulmalara yol açar. Tedavi, atakları kontrol altına almak ve belirtileri hafifletmek amacıyla ilaç ve fizik tedavi ile gerçekleştirilir. Egzersiz ve doğru bilgilendirme, hastaların yaşam kalitesini arttırır.</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jan 2025 20:30:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/izmirde-yasayan-multiple-skleroz-ms-hastalarinin-1736703003.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kahramankazan Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, yeni doğan bebeklerin ailelerine yönelik ev ziyaretlerine devam ediyor.</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kahramankazan-belediyesi-saglik-isleri-mudurlugu-ekipleri-yeni-dogan-bebeklerin-ailelerine-yonelik-ev-ziyaretlerine-devam-ediyor-6812</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kahramankazan-belediyesi-saglik-isleri-mudurlugu-ekipleri-yeni-dogan-bebeklerin-ailelerine-yonelik-ev-ziyaretlerine-devam-ediyor-6812</guid>
                <description><![CDATA[Ekipler, ilçede ikamet eden 0-3 aylık bebeklere yönelik yenidoğan ziyaretlerini sürdürüyor. Ailelere destek olmayı amaçlayan bu ziyaretlerde, bebeklerin sağlığına dair bilgilendirmeler yapılıyor. Ziyaretler sırasında bebeklerin gelişim süreçleri hakkında ailelere rehberlik edilerek beslenme, hijyen, uyku düzeni ve aşı takvimi konularında bilgiler veriliyor. Ayrıca, bebekler için özel olarak hazırlanan hoş geldin hediyeleri ailelere takdim ediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:11pt;margin:0cm”></p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:11pt;margin:0cm”> </p>

<p class=”228bf8a64b8551e1MsoNormal” style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:11pt;margin:0cm”>“Hoş Geldin Bebek” hizmetinden yararlanmak isteyen ailelerin <span class=”wmi-callto”>0312 814 30 31</span> numarayı arayarak başvuruda bulunması gerekiyor.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Jan 2025 23:25:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2025/01/kahramankazan-belediyesi-saglik-isleri-mudurlugu-ekipleri-yeni-dogan-bebeklerin-ailelerine-yonelik-ev-ziyaretlerine-devam-ediyor-1736454356.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tekrarlar ve uzatmalar kekemelik belirtisi olabilir!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/tekrarlar-ve-uzatmalar-kekemelik-belirtisi-olabilir-6434</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/tekrarlar-ve-uzatmalar-kekemelik-belirtisi-olabilir-6434</guid>
                <description><![CDATA[Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, kekemelik hakkında bilgi verdi ve ailelere önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, kekemelik hakkında bilgi verdi ve ailelere önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kekemeliğin konuşmanın akıcılığının bozulması ile karakterize olan bir konuşma bozukluğu olduğunu belirten uzmanlar, 2 ila 7 yaşları arasında görünür hale geldiğini söyledi.</p>

<p>Kekemeliğin kesin nedenlerinin tam olarak bilinmediğini aktaran Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, kekemelikte genetik, nörolojik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu düşünüldüğünü belirterek, "Cümle üretimleri başladığında çocukların konuşmalarındaki akışı bozan duraklamalar, tekrarlar ve uzatmalar kekemeliğin belirtileri olabilir.” dedi.</p>

<p><strong>KİŞİNİN KONUŞMASINA DEĞİL, KENDİSİNE ODAKLANILMALI</strong></p>

<p>Dil ve konuşma terapisinin, kekemeliğin yönetilmesinde oldukça etkili bir yöntem olduğuna dikkat çeken Dündar, kekeme bireylerin yakınlarına da iletişim sürecinde sabırlı olmalarını önerdi. Dündar, kekemeliği değil mesajı anlamaya çalışmanın önemini vurguladı.</p>

<p>Etrafında kekemelik rahatsızlığı yaşayan kişilere de önerilerde bulunan Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, “Her birimizin farklılıkları olduğu göz önünde bulundurularak kekemelik yaşayan bireylere de gerekli saygı ve anlayışla yaklaşılmalı. Onları yargılamadan dinlemek, konuşmaları üzerinde baskı kurmamak ve olumlu iletişim ortamları yaratmak önemli. Bu noktada pek çok özellik, kıymet ve potansiyel barındıran bir kişinin yalnızca konuşmasındaki kekemeliğe odaklanmanın doğru olmadığı, odağımızın kişinin kendisi olması gerektiği unutulmamalı” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Nov 2024 08:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/tekrarlar-ve-uzatmalar-kekemelik-belirtisi-olabilir-1732254543.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TMS yöntemi bu 7 sağlık sorununa iyi geliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/tms-yontemi-bu-7-saglik-sorununa-iyi-geliyor-6351</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/tms-yontemi-bu-7-saglik-sorununa-iyi-geliyor-6351</guid>
                <description><![CDATA[Toplumda son yüzyılda Alzheimer, Parkinson, migren, depresyon, anksiyete bozuklukları, inme ve sigara ile madde bağımlılığı giderek artıyor. Göz ardı edildiğinde yaşamı olumsuz etkileyen bu sorunlar günümüzde tıbbi ve teknolojik olanakların artması ile tedavi edilebiliyor. Transkraniyal Manyetik Stimülasyon yani kısa adı TMS olan tedavi, dirençli major depresif bozuklukta da (MDD) etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, TMS tedavisi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda son yüzyılda Alzheimer, Parkinson, migren, depresyon, anksiyete bozuklukları, inme ve sigara ile madde bağımlılığı giderek artıyor. Göz ardı edildiğinde yaşamı olumsuz etkileyen bu sorunlar günümüzde tıbbi ve teknolojik olanakların artması ile tedavi edilebiliyor. Transkraniyal Manyetik Stimülasyon yani kısa adı TMS olan tedavi, dirençli major depresif bozuklukta da (MDD) etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, TMS tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Toplumda son yüzyılda Alzheimer, Parkinson, migren, depresyon, anksiyete bozuklukları, inme ve sigara ile madde bağımlılığı giderek artıyor. Göz ardı edildiğinde yaşamı olumsuz etkileyen bu sorunlar günümüzde tıbbi ve teknolojik olanakların artması ile tedavi edilebiliyor. Transkraniyal Manyetik Stimülasyon yani kısa adı TMS olan tedavi, dirençli major depresif bozuklukta da (MDD) etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu, TMS tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>İLAÇ TEDAVİSİNE ALTERNATİF OLABİLİYOR</strong></p>

<p>Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) uygulamaları son yıllarda pek çok rahatsızlığın tedavisinde kullanılan önemli tıbbi seçeneklerden biri olarak kabul edilmektedir. Nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan TMS yöntemi ile beynin elektriksel aktivitesinde düzenlemeler yapılmakta, hastalıklar için ilaç tedavileri ve rehabilitasyon uygulamalarına destek olunmaktadır. TMS, bazı durumlarda ilaç tedavisinin alternatifi olan bir tedavi seçeneğidir. TMS, beyindeki nöral aktiviteyi değiştirmek için manyetik alanları kullanmakta, beyindeki nöral aktiviteyi artırarak depresyon semptomlarının azalmasına yardımcı olmaktadır.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/11/18/1731909750-prof-dr-nergiz-h-seyino-lu-1731938412-712-x750.jpeg" style="height:1098px; width:750px" /></p>

<p><strong>MANYETİK ALAN SAYESİNDE BEYİN UYARILIYOR</strong></p>

<p>TMS yönteminde kafa derisinin yanında konumlandırılan bir bobin aracılığı ile kısa ve hızla değişen yüksek yoğunluklu bir elektrik akımıyla oluşturulan manyetik alan sayesinde beyin uyarılmaktadır. İşlemin beyin ve sinir sistemi üzerinde herhangi bir olumsuz bir etkisi bulunmamaktadır. Bu uyarı, sinir ağında nörofizyolojik ve davranışsal etkiler meydana getirmektedir. TMS’de kullanılan manyetik darbeler ağrısız bir şekilde kafatasından geçerek, beynin farklı bölümleri arasındaki iletişimi sağlayan sinir hücrelerine ulaşmakta ve beynin kendini tamir sürecine katkıda bulunmaktadır.</p>

<p>Hangi sorunların tedavisinde kullanılıyor?</p>

<p><strong>DEPRESYON:</strong> Zihinsel ve duygusal sağlığı etkileyen ciddi bir hastalıktır. TMS’nin depresyon tedavisindeki etkinliği birçok klinik çalışma ile desteklenmektedir. Ancak, her bireyin yanıtı farklı olabilmekte ve TMS tedavisi düşünen hastaların bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. TMS, tedaviye dirençli depresyonun tedavisinde etkili bir seçenek olarak ortaya çıkmış bir tedavi yöntemidir. Beyin üzerinde manyetik alanlar kullanarak nöral aktiviteyi değiştirilmekte ve depresyon semptomlarının azalmasına yardımcı olunmaktadır.</p>

<p><strong>MİGREN: </strong>TMS, migren tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Migren, tekrarlayan baş ağrılarına neden olan bir nörolojik bozukluktur. TMS, migren semptomlarını azaltmakta ve atakları önlemektedir. TMS’nin migren tedavisindeki etkisi ve etki mekanizmaları tam olarak anlaşılmamış olsa da, yapılan araştırmalar olumlu sonuçlar göstermektedir. Özellikle, migren atağı sırasında veya aura oluşumu öncesinde uygulanan TMS’nin etkili olabileceği düşünülmektedir. Beyine manyetik alanlar göndererek nöral aktivite etkilenebilir ve migren semptomlarının azalması sağlanabilir. Ancak, TMS tedavisi düşünen hastaların uzman bir sağlık ekibi tarafından yönlendirilmesi ve tedavinin potansiyel yararları ile riskleri hakkında detaylı bilgilendirme yapılması önemlidir.</p>

<p><strong>PARKİNSON: </strong>TMS, Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Parkinson hastalığı, hareket kontrolünde sorunlara neden olan bir nörolojik bozukluktur. TMS, Parkinson hastalarında motor semptomları hafifletmeye yardımcı olabilir. Parkinson hastalığındaki motor semptomların bir kısmı, bazal gangliyonlar ve motor korteks arasındaki iletişimde meydana gelen bazı bozukluklardan kaynaklanır. TMS, beyindeki nöral ağları etkileyerek bu iletişimi düzenlemeye ve motor semptomları hafifletmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak, TMS'nin Parkinson hastalığının tedavisindeki etkinliği halen araştırılmaktadır. Her bireyin bu tedaviye yanıtı farklı olabilmektedir. Bu nedenle TMS tedavisi düşünen Parkinson hastalarının bir uzman tarafından değerlendirilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>NÖROPATİK AĞRI</strong>: Nöropatik ağrı, sinir sistemindeki hasar veya bozukluklardan kaynaklanan kronik ağrıdır. TMS, nöropatik ağrıyı azaltmak için girişimsel olmayan bir tedavi seçeneği olarak araştırılmıştır. TMS, nöropatik ağrının algılandığı beyin bölgelerini hedefleyerek ağrıyı azaltabilmektedir. Nöropatik ağrı, sinir sistemindeki anormalliklerden kaynaklandığı için, TMS’nin beyindeki nöral ağları etkileyerek bu anormallikleri düzeltebileceği düşünülmektedir. TMS ayrıca, ağrıyı algılayan ve işleyen beyin bölgelerinin nöral aktivitesini düzenleyerek ağrı şiddetini azaltabilir. Beyindeki nöral ağları etkileyerek ağrıyı azaltılabilir.</p>

<p>Alzheimer hastalığı: TMS’nin Alzheimer hastalığında ilerlemeyi yavaşlattığı ortaya çıkmıştır. TMS, bu hastalarda tek başına uygulanacak bir tedavi değil, ilaç ve diğer tedavileri bütünleyecek bir destek tedavisi olarak düşünülmelidir. Diğer tedavilerde olduğu gibi TMS’nin de ileri evre demansı olan hastalarda faydası olmamaktadır. Bu nedenle TMS tedavisi Alzheimer hastalığının erken ve orta evrelerinde planlanmalıdır.</p>

<p><strong>İNME: </strong>TMS, inme sonrası felçli hastaların rehabilitasyonunda kullanılan bir yöntemdir. İnme, beyin damarlarında tıkanma veya kanama sonucu beyin dokusunun hasar görmesiyle ortaya çıkan nörolojik durumdur. TMS, inme rehabilitasyonunda motor becerilerin yeniden öğrenilmesine ve iyileştirilmesine yardımcı olabilir. İnme sonrası felçli hastalarda, TMS motor kortekse veya motor bölgelere uygulanarak motor fonksiyonları iyileştirmeye yardımcı olabilmektedir. TMS, felçli beyin bölgelerini uyararak nöral plastisiteyi teşvik eder. Nöral plastisite, beyindeki sinir ağlarının yeniden düzenlenmesi ve fonksiyonel değişikliklerin gerçekleşmesi anlamına gelir. Bu sayede, felçli bölgedeki beyin hücreleri, diğer sağlam bölgelerin işlevlerini yerine getirmek üzere yeniden yapılandırılabilir. TMS, motor becerilerin yeniden öğrenilmesine ve iyileştirilmesine yardımcı olabilmektedir.&nbsp;</p>

<p><strong>ANKSİYETE BOZUKLUKLARI:</strong> TMS, bazı anksiyete bozukluğu tanısı olan hastalarda da tedaviye belirgin şekilde katkıda bulunmaktadır</p>

<p><strong>SİGARA VE MADDE BAĞIMLILIĞI:</strong> Transkranyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yöntemi, nikotin bağımlılığı ve diğer madde bağımlılıkları ile ilgili beyin yapılarını, ağlarını hedef alan manyetik darbelerin kullanımını içermektedir. Bağımlı kişinin beynin ödül işleme kısmı dengesiz haldedir. Ortaya çıkan kanıtlar, TMS'nin bağımlılıkla ilgili sinirsel devreleri doğrudan hedefleyebileceğini ve bağımlıların madde ya da sigarayı bırakma sürecinde onlara yardımcı olabileceğini göstermiştir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Nov 2024 22:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/tms-yontemi-bu-7-saglik-sorununa-iyi-geliyor-1731956885.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kürdan alışkanlığı diş sağlığını bozabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kurdan-aliskanligi-dis-sagligini-bozabilir-6323</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kurdan-aliskanligi-dis-sagligini-bozabilir-6323</guid>
                <description><![CDATA[Ağız içinde var olan bir sorunun, diş kökleri vasıtasıyla vücudun başka bölgelerine de atlayabildiğinin altını çizen Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Klinik Koordinatörü Dt. Arzu Tekkeli, “Günlük ağız bakımı, sabah ve akşam olmak üzere en az iki kez yapılmalı. En sık yapılan hatalar; dişlerin fırçalanmasının ihmal edilmesi ya da günde 2 kereden az fırçalanması, fırçalama süresinin 2 dakikadan az olması, diş aralarında kürdan kullanılması ve diş hekimi kontrollerinin düzenli yapılmamasıdır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız içinde var olan bir sorunun, diş kökleri vasıtasıyla vücudun başka bölgelerine de atlayabildiğinin altını çizen Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Klinik Koordinatörü Dt. Arzu Tekkeli, “Günlük ağız bakımı, sabah ve akşam olmak üzere en az iki kez yapılmalı. En sık yapılan hatalar; dişlerin fırçalanmasının ihmal edilmesi ya da günde 2 kereden az fırçalanması, fırçalama süresinin 2 dakikadan az olması, diş aralarında kürdan kullanılması ve diş hekimi kontrollerinin düzenli yapılmamasıdır” dedi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Ağız ve diş sağlığı bilincinin küçük yaşlarda kazanılması konusunda ailelere büyük görevler düştüğünü hatırlatan Tekkeli, “İlk eğitim evde ve ailede başlar. Diş fırçalamayı teşvik için bazı oyunlar geliştirilebilir, örneğin çocuğun önüne kum saati konarak kum bitene kadar fırçalaması istenebilir. Çocuk küçük yaşlarda ve henüz bir diş problemi yaşamamışken diş hekimi ile tanıştırılmalı, korku gelişmemesi için ilk muayene tamamen sohbet ve oyun ile ilerlemeli” diye konuştu.</p>

<p>Ağız bakımı sırasının; diş ipi kullanımı, diş fırçalama ve gargara olarak ilerlemesi gerektiğini paylaşan Dt. Arzu Tekkeli, “Dişleri beyazlatmak ya da temizlemek için Macun dışında farklı ürünler kullanılmasını önermiyoruz. Çünkü bu tarz ürünler dişlerimizin çizilmesine sebep olur ve bu da dişlerimizin daha hızlı lekelenmesi sonucunu doğurur” dedi.</p>

<p><strong>EN YAYGIN PROBLEM DİŞ ÇÜRÜĞÜ</strong></p>

<p>En yaygın görülen ağız içi problemlerinin diş çürüğü ve diş taşı varlığı, dişeti kanaması, ağız kokusu gibi diş eti hastalıkları olduğunu söyleyen Dt. Arzu Tekkeli, “Bu sorunların tümü eksik ağız bakımı sonucu oluşur. 6 ayda bir yapılacak diş hekimi kontrolleri ile bu sorunlar en aza indirilebilir” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>DİŞ ÇÜRÜKLERİ TEDAVİ EDİLMEZSE SİNÜZİT VE DİYABETE YOL AÇABİLİR</strong></p>

<p>Tedavi edilmeyen ağız içi hastalıklarının sebep olduğu bazı problemler olduğunu, bunların başında ise diş kökü enfeksiyonlarının geldiğini vurgulayan Dt. Arzu Tekkeli, “Bu enfeksiyonlar diş kökleri vasıtasıyla vücudun farklı alanlarına yayılabilir ve ciddi sorunlara yol açabilir. Yine aynı şekilde tedavi edilmemiş çürükler sinüzit, şeker hastalığı, bademcik iltihabı, romatizmal hastalıklar ve çene kemiklerinde erime gibi sonuçlar doğurabilir. Bunun yanında, kalp ve böbrek yetmezliği, şeker ve ülser gibi sistemik hastalıkların ağız sağlığı ile direkt bağlantısı vardır” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Nov 2024 17:46:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/kurdan-aliskanligi-dis-sagligini-bozabilir-1731854769.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mide ağrısıyla gittiği hastanede mide kanseri olduğunu öğrendi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/mide-agrisiyla-gittigi-hastanede-mide-kanseri-oldugunu-ogrendi-6310</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/mide-agrisiyla-gittigi-hastanede-mide-kanseri-oldugunu-ogrendi-6310</guid>
                <description><![CDATA[Mide şikayetleri nedeniyle başvurduğu İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde mide kanseri olduğunu öğrendi. Uzun süren mide şikâyetlerinin ardından, Dr. Öğr. Üyesi Kağan Gökçe tarafından gerçekleştirilen başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mide şikayetleri nedeniyle başvurduğu İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde mide kanseri olduğunu öğrendi. Uzun süren mide şikâyetlerinin ardından, Dr. Öğr. Üyesi Kağan Gökçe tarafından gerçekleştirilen başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>İstanbul Beşiktaş’ta yaşayan 44 yaşındaki İlyas Volkan Yanık, aç kaldığı zamanlarda midesinin üst kısmında hissettiği şiddetli ağrılar nedeniyle bir yıl önce hastaneye başvurdu. Yapılan endoskopi ve tetkiklerin ardından, doktorlar mide ülseri teşhisi koyarak Yanık’ı takip altına aldı. Ancak şikâyetlerinin devam etmesi üzerine 9 ay sonra tekrar hastaneye gitme kararı aldı. Bu kez, yapılan tetkiklerin sonucunda mide kanseri teşhisi kondu.</p>

<p>Yanık, hastalığın ciddiyetini öğrendiğinde büyük bir endişe yaşadığını ifade ediyor. Ancak, gerçekleştirdiği araştırmalar sonucunda, Genel Cerrahi bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Kağan Bey ile tanışarak tedavi sürecine yön verdi.</p>

<p>"Aç kaldığım zamanlarda şiddetli olarak mide ağrısı çekiyordum. O yüzden aç kalmamaya çalışarak günde öğünlerimi hafif hafif açlık hissetmeyecek şekilde yiyordum. Fakat ağrım yine de geçmiyordu. Bazen o kadar dayanılmaz oluyordu ki su bile içemiyordum. Midemin üst kısmında sıkışma hissediyordum. Yediklerim sanki orada kalıyor gibi his oluyordu. Bu şikâyetlerimi 1-1,5 sene boyunca çektim. Kağan hocayla tanıştığımızda endoskopi işlemim tekrar yapıldı ve patoloji sonuçları incelendi. İlk başta çok korkmuştuk, ama Kağan hoca bize güven verdi. Ameliyatımı onun yapmasını istedim ve çok doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum. Ameliyattan kısa süre sonra ayağa kalkabildim ve iyileşme sürecim çok hızlı ilerledi. Şu an gayet iyi durumdayım."&nbsp;</p>

<p>‘Eşimde beni böyle görmeye dayanamıyordu’</p>

<p>‘’Bazen ağrılarım o kadar sıkıştırıyordu ki yemek yiyemeyecek hale geliyordum. Eşim de beni o halde görmeye dayanamıyordu. Uzun zamandır reflüydüm ve şikâyetlerimde vardı fakat alınan parçanın kötü huylu olduğunu öğrendiğimizde böyle bir sonuç beklemiyorduk. Hemen doktor araştırmaya başladık. Şanslıydık ki Kağan hocaya denk geldik. İlk görüşmeye geldiğimizde endoskopiye tekrar girdim ve sonuçlarım patolojiden geldiğinde Kağan Bey inceledi. Bu süreçte çok karamsar ve korkuyorduk fakat açıklamalarıyla bizi çok rahatlattı. Kendisinden aldığımız güvenle ve hiçbir şey için geç kalmadığımı bir de kendisinden duyunca ameliyatımı onun yapmasını istedim. Şu an gayet iyiyim ve ameliyat olalı 1 hafta olmamasına rağmen yürüyebiliyorum hareket edebiliyorum. Ameliyattan sonraki sürecimi de hızlı ve rahat bir şekilde geçirdim. Hızlı toparlayabildim bu gözle görülür şekilde fark ediyor. İyi ki ameliyat olmuşum diyorum. "Bu süreçte en önemli şey, doğru doktora ulaşmak ve güven duymak. Kağan hocanın tecrübesi sayesinde bu zorlu dönemi atlattım ve tüm hastalara umut olmak istiyorum." Mide kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarının erken teşhis ve doğru tedavi ile üstesinden gelinebileceğini vurgulayan Yanık, sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor.</p>

<p><strong>&nbsp;‘AMELİYATI GAYET BAŞARILI GEÇTİ’&nbsp;</strong></p>

<p>Genel Cerrahi bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Kağan Gökçe ‘’İlyas Volkan Bey bilinçli ve kararlı bir insan. Ameliyat öncesi süreçte oldukça aktif ve dinamik hareket etti. Net kararlarla ve yüksek seviyede hasta uyumu ile başarılı bir operasyon ardından hastane yatış süreci geçirdik. Minimal invaziv cerrahinin de katkısı ile en erken tarihte taburcu oldu. Kendisine ailesi ve eşi ile birlikte uzun ve sağlıklı bir yaşam diliyorum. Mide kanseri tedavi sürecimiz şükürler olsun artık geride kaldı.’’ şeklinde açıklamalarda bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Nov 2024 17:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/mide-agrisiyla-gittigi-hastanede-mide-kanseri-oldugunu-ogrendi-1731854746.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanlar ’fonksiyonel gıdalar’a yöneldi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/insanlar-fonksiyonel-gidalara-yoneldi-6308</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/insanlar-fonksiyonel-gidalara-yoneldi-6308</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada 45 ülkede her gün 100 milyon insana dokunan Sodexo, son dönemde giderek popülerleşen ‘fonksiyonel gıdalar’ ve insan üzerindeki etkilerine dair bir araştırma yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada 45 ülkede her gün 100 milyon insana dokunan Sodexo, son dönemde giderek popülerleşen ‘fonksiyonel gıdalar’ ve insan üzerindeki etkilerine dair bir araştırma yayınladı.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Bir yiyecek veya içeceğin 'fonksiyonel gıda' olarak tanımlanabilmesi için, o yiyeceğin zengin besin öğelerinin yanı sıra hastalık önleyici olması da gerekiyor. Günümüzde artık hangi yiyeceğin hangi faydayı sağladığını bilmek, insanların sağlıklı beslenme tercihlerini de yakından etkiliyor.</p>

<p><strong>&nbsp;ÇİÇEK AROMALI TATLARA İLGİ ARTIYOR</strong></p>

<p>Sodexo’nun araştırmasına göre son dönemde çiçek aromasına olan ilgi arttı. Araştırmalar bazı çiçek türlerin insanları rahatlatarak olumsuz duyguları da hafiflettiğini belirtiyor. Bunun bir sonucu olarak da dünya genelinde geçtiğimiz yıl her 3 tüketiciden 1’i daha fazla çiçek aromasına yöneldi. Bu yiyeceklerin başında çiçek aromalı kahveler, çikolatalar ve meyve ile tatlandırılmış içecekler geliyor.</p>

<p>&nbsp;<strong>BAĞIRSAK SAĞLIĞINA DA İYİ GELİYOR</strong></p>

<p>Fonksiyonel gıdalar genel sağlık ve ruh sağlığının yanı sıra bağırsak sağlığına da iyi geliyor. Araştırmalar da insanların 2021'den bu yana bağırsak sağlığına yüzde 247 daha fazla önem verdiğini ortaya koyuyor. Buna örnek olarak son dönemde tüketimi artan shot içecekler, Kombucha ve Kimchi gibi probiyotik ve prebiyotik gıdalar, sindirim sağlığı açısından popüler tercihler arasında yer alıyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Nov 2024 17:45:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/insanlar-fonksiyonel-gidalara-yoneldi-1731854742.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bursa Gemlik’te diyabete dikkat çekildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bursa-gemlikte-diyabete-dikkat-cekildi-6270</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/bursa-gemlikte-diyabete-dikkat-cekildi-6270</guid>
                <description><![CDATA[Gemlik Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 14 Kasım Diyabet Günü nedeniyle Gemliklilerin kan şekerini ölçerek diyabet konusunda bilgilendirme yaptı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gemlik Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 14 Kasım Diyabet Günü nedeniyle Gemliklilerin kan şekerini ölçerek diyabet konusunda bilgilendirme yaptı.</p>

<p><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Programda 472 kişinin kan şekeri ölçüldü. Ücretsiz yapılan testlerde, kan şekeri yüksek çıkan vatandaşlara sağlık durumlarını takip etmeleri önerildi. Ekipler ayrıca diyabet hakkında bilgilendirici broşürler dağıttı.<br />
Kendisi de ölçüm yaptıran Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren'in değerleri normal çıktı. Beslenme ve hareket etmeye dikkat ettiğini dile getiren Başkan Deviren, Gemliklilerle konu hakkında sohbet etti. Şeker hastalığının pek çok başka hastalığın sebebi olduğunu dile getiren Başkan Deviren, herkesi aşırı şeker tüketiminden kaçınmaya ve sağlık durumlarını takip etmeye davet etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Nov 2024 19:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/bursa-gemlikte-diyabete-dikkat-cekildi-1731602666.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lenfomada erken teşhis umut veriyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/lenfomada-erken-teshis-umut-veriyor-6138</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/lenfomada-erken-teshis-umut-veriyor-6138</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde en yaygın kan kanseri ve çocuklarda en sık görülen üçüncü kanser türü olan lenfoma, günümüzde yaklaşık bir milyon kişinin yaşamını etkiliyor.Lenfomaya dair en önemli bulgulardan biri, erken teşhis ve genetik tarama.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde en yaygın kan kanseri ve çocuklarda en sık görülen üçüncü kanser türü olan lenfoma, günümüzde yaklaşık bir milyon kişinin yaşamını etkiliyor.Lenfomaya dair en önemli bulgulardan biri, erken teşhis ve genetik tarama.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Dünya genelinde 1 milyon kişiyi etkileyen lenfomada erken teşhis umut veriyor.</p>

<p>Genetik testlerin lenfoma hastalığının tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını ifade eden Avrupa Tıp Uzmanları Birliği Nadir ve Tanısız Hastalıklar Komitesi Başkanı Prof. Dr. Serdar Ceylaner, “Genetik yatkınlıkların incelenmesiyle lenfoma riskinin önceden belirlenebileceğinin farkında değiliz.” dedi. Lenfoma belirtilerinin genellikle boyun, koltuk altı veya kasık bölgesinde ağrısız şişlik, açıklanamayan kilo kaybı, gece terlemeleri ve sürekli yorgunluk gibi belirtilerle kendini gösterdiğini ifade eden Prof.Dr. Serdar Ceylaner,&nbsp; bu belirtilerin, diğer hastalıklarla da karıştırılabileceğinden, lenfoma tanısında biyopsi ve görüntüleme testleri gibi yöntemlerin kritik rol oynadığını söyledi.&nbsp; Prof.Ceylaner, genetik testlerin kullanımının, bu tanının doğrulanmasında ve hastalığın türüne göre spesifik tedavi planlarının oluşturulmasında büyük katkı sağladığını vurguladı.</p>

<p><strong>GENETİK TARAMA İLE LENFOMAYI ÖNCEDEN TESPİT ETMEK MÜMKÜN</strong></p>

<p>“Günümüzde, genetik yatkınlıklar üzerinden hastalıkların önceden tespit edilmesi mümkün hale gelmiştir.” diyen Ceylaner,&nbsp; lenfoma gibi kanser türlerinde, bireylerin genetik profillerinin incelenmesinin, yüksek risk taşıyan kişilerin erken dönemde belirlenmesini ve bu bireylerde koruyucu hekimlik uygulamalarının devreye alınmasını sağladığını kaydetti. Ceylaner, “Ailede lenfoma öyküsü olan bireyler, genetik taramalar sayesinde hastalığa yatkın olup olmadıklarını öğrenebilir ve buna göre yaşam tarzlarını şekillendirebilirler.” dedi.</p>

<p>Lenfoma tedavisinde genetik analizlerin uygulanmasının, kanserin türüne göre en etkili tedavi yöntemlerinin seçilmesini sağladığını belirten Prof. Ceylaner, genetik testlerin sadece lenfoma alt tiplerini belirlemekle kalmayıp, tedavi sürecinde hangi ilaç ve yöntemlerin daha etkili olacağına dair bilgi verdiğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Lenfoma tedavisinde genetik testlerin, tedavi planının kişiselleştirilmesi açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Ceylaner şunları kaydetti:</p>

<p>"Hastanın genetik profili, hangi tedavi yöntemlerinin daha etkili olacağını belirlemeye yardımcı olur. Örneğin, belirli genetik mutasyonlar, bazı tedavilere daha iyi yanıt verirken, diğerlerine direnç gösterebilir. Bu nedenle, genetik bilgiye dayalı tedavi planları, hastanın tedaviye yanıt verme oranını artırır ve yan etkilerin minimize edilmesine olanak tanır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Nov 2024 16:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/lenfomada-erken-teshis-umut-veriyor-1731244641.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keşan’da  103 adet sentetik ecza ele geçirildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kesanda-103-adet-sentetik-ecza-ele-gecirildi-6107</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/kesanda-103-adet-sentetik-ecza-ele-gecirildi-6107</guid>
                <description><![CDATA[Edirne'nin Keşan ilçesine düzenlenen bir operasyonda, E. İ. isimli şahsın üzerinde 103 adet sentetik ecza ele geçirildi. Şahıs gözaltına alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Edirne'nin Keşan ilçesine düzenlenen bir operasyonda, E. İ. isimli şahsın üzerinde 103 adet sentetik ecza ele geçirildi. Şahıs gözaltına alındı.</p><p><strong>Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - </strong>Edirne'de&nbsp; Keşan İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, uyuşturucuyla mücadele kapsamında önemli bir başarıya imza attı.</p>

<p>Yeni Mescit Mahallesi Fener Sokak'ta durdurulan E. İ. adlı şahsın üzerinde yapılan aramada, 103 adet sentetik ecza olduğu değerlendirilen madde ele geçirildi.</p>

<p>Gözaltına alınan şahıs hakkında adli süreç başlatıldı.</p>

<p>Emniyet güçleri, uyuşturucu kullanımı ve ticaretiyle ilgili ihbarları 155'i arayarak bildirmeleri için vatandaşlara çağrıda bulundu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Nov 2024 10:14:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/kesanda-103-adet-sentetik-ecza-ele-gecirildi-1731050080.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BTÜ’deDiyabet Hastalarına Özel Gıda Kaplaması Geliştirildi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/btudediyabet-hastalarina-ozel-gida-kaplamasi-gelistirildi-6064</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/btudediyabet-hastalarina-ozel-gida-kaplamasi-gelistirildi-6064</guid>
                <description><![CDATA[Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) akademisyenleri, diyabet hastalarının şeker oranı yüksek meyveleri tüketmesine yardımcı olacak özel gıda kaplaması materyali geliştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) akademisyenleri, diyabet hastalarının şeker oranı yüksek meyveleri tüketmesine yardımcı olacak özel gıda kaplaması materyali geliştirdi.</p>

<p><strong>BURSA(İGFA) -&nbsp;</strong>Bursa Teknik Üniversitesi akademisyenleri hazırladıkları, geliştirdikleri ve hayata geçirdikleri ulusal ve uluslararası çaplı projelerle pek çok sorunun çözümcüsü olmaya devam ediyor. Bu kapsamda sektörlere ve topluma yönelik projeler geliştiren BTÜ’lü akademisyenler bu kez diyabet hastaları ve şeker hassasiyeti olan bireyler için harekete geçti. TÜBİTAK 1002-A kapsamında desteklenen "Dut Yaprağı (Folium Mori) Ekstraktından Yenilebilir Fibroin Bazlı Kaplama Geliştirilmesi ve Taze Meyvelerde Uygulanarak In-VitroAntidiyabetik ve Antimikrobiyal Aktivitesinin Araştırılması" başlıklı proje ile yenilebilir kaplama materyali geliştirildi. Yürütücülüğünü Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Araştırma Görevlisi Fatma Tuba Kıraç Demirel’in üstlendiği proje ekibinde, BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Adnan Fatih Dağdelen ve Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Yasemin Şahan bulunuyor.</p>

<p><strong>TAZE MEYVEYE RAF ÖMRÜ ETKİSİ ARAŞTIRILACAK</strong></p>

<p>Proje hakkında bilgi veren Araştırma Görevlisi Fatma Tuba Kıraç Demirel, “Yenilebilir ambalaj malzemelerine, antidiyabetik özellik kazandırmak amacı ile dut yaprağı ekstresi dâhil edilmesiyle yenilebilir ambalajlar konusuna yeni bir yaklaşım getirdik. Kaplanan meyvelerin antidiyabetik özelliğinin yanı sıra kaplandığı ürünün kalite özellikleri araştırılacak ve ilgili uygulamanın taze meyvede raf ömrü üzerine etkisi değerlendirilecek” dedi.</p>

<p><strong>ÇÖZELTİ İLE ÜRÜN KAPLANACAK, ŞEKER ORANI DÜŞECEK</strong></p>

<p>Dut yaprağının içeriğindeki bileşenlerin antidiyabetik özelliklere sahip olmasından dolayı, bu bileşenlerin ipek kozasındaki proteinler ile birleştirilerek bir kaplama materyali geliştireceklerini belirten Kıraç Demirel, “Bu kaplama çözeltisi içerisine meyveler daldırıldığında yüzeyleri kaplanabiliyorve bu sayede üzüm gibi meyvelerdeki şekerin, diyabet hastaları tarafından sorun yaşanmadan tüketilecek hale dönüşmesi sağlanabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>LABORATUVAR ÇALIŞMALARI BAŞARILI</strong></p>

<p>Çalışmanın laboratuvar aşamasında ön denemelerin başarılı sonuç verdiğinin altını çizen Proje Yürütücüsü Fatma Tuba Kıraç Demirel, “Projemiz tamamlandığında, üzüm, hurma gibi glisemik indeksi yüksek meyveleri, diyabet hastası veya şeker oranına dikkat eden bireyler, üzerine kapladığımız materyal sayesinde şekeri fazla yükselmeden tüketmiş olacak. Projemiz meyve, meyve bar ya da şeker oranı yüksek farklı bir gıdaya da rahatlıkla uygulanabilecek” dedi.</p>

<p><strong>PATENT BAŞVURULARI YAPILDI</strong></p>

<p>Araştırma Görevlisi Fatma Tuba Kıraç Demirel, kaplama materyalinin yanında bir de yenilebilir film üreteceklerini belirterek, ürünlerle alakalı patent başvurusunda bulunduklarını belirtti.&nbsp; Kıraç Demirel, projenin özel beslenme gereksinimi olan bireyler için büyük fayda sağlayacağını umduklarını ifade etti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Nov 2024 10:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/btudediyabet-hastalarina-ozel-gida-kaplamasi-gelistirildi-1730964161.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>35 bin kişi organ bağışı bekliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/35-bin-kisi-organ-bagisi-bekliyor-5995</link>
                <guid>https://www.turkishnetworktimes.com/haber/35-bin-kisi-organ-bagisi-bekliyor-5995</guid>
                <description><![CDATA[85 milyon nüfusu olan ülkemizde bir yılda sadece 300 kadar organ bağışı yapıldığı belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, ülkemizde kadavra bağışının son derece düşük olması nedeniyle organ nakillerinin çoğunun canlı vericilerden yapıldığına işaret ederek  “2024 yılı esas alındığında ülkemizde böbrek ve karaciğer nakillerinin yüzde 90’ının canlı vericilerden yapılması ve kadavra bağışının sadece yüzde  10 gibi düşük bir oranda sınırlı kalması çok üzücü bir durumdur” ifadelerinde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>85 milyon nüfusu olan ülkemizde bir yılda sadece 300 kadar organ bağışı yapıldığı belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, ülkemizde kadavra bağışının son derece düşük olması nedeniyle organ nakillerinin çoğunun canlı vericilerden yapıldığına işaret ederek  “2024 yılı esas alındığında ülkemizde böbrek ve karaciğer nakillerinin yüzde 90’ının canlı vericilerden yapılması ve kadavra bağışının sadece yüzde  10 gibi düşük bir oranda sınırlı kalması çok üzücü bir durumdur” ifadelerinde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Sağlık Bakanlığı’nın Ekim 2024 verilerine göre; ülkemizde 25 bin 246 hasta böbrek nakli, 2 bin 650 hasta karaciğer nakli ve bin 477 hasta kalp nakli bekliyor. Akciğer ve ince bağırsak gibi diğer organların nakilleri için bekleyen hastalar da eklendiğinde toplam 33 bin 498 hastanın organ bağışı için umut taşıdığı görülüyor. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın son 12 yıllık verileri, beyin ölümü gerçekleşen 23 bini aşkın kişiden sadece yüzde 23’ünde organ bağışı yapıldığını gösteriyor. Ayrıca istatistikler ülkemizdeki organ bağışının 2018 yılından bu yana yarı yarıya düştüğünü gösteriyor. 85 milyon nüfusu olan ülkemizde bir yılda sadece 300 kadar organ bağışı yapıldığı belirtiliyor.&nbsp;<strong>&nbsp;</strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, ülkemizde kadavra bağışının son derece düşük olması nedeniyle organ nakillerinin çoğunun canlı vericilerden yapıldığına işaret ederek &nbsp;“2024 yılı esas alındığında ülkemizde böbrek ve karaciğer nakillerinin yüzde 90’ının canlı vericilerden yapılması ve kadavra bağışının sadece yüzde &nbsp;10 gibi düşük bir oranda sınırlı kalması çok üzücü bir durumdur” diyor.</p>

<p><strong>ORGAN BAĞIŞIYLA İKİNCİ BİR YAŞAM ŞANSI!&nbsp;</strong></p>

<p>Bekleme listelerindeki ölüm oranları da göz önüne alındığında, organlara ihtiyacı olan kişilerin hayata tutunmalarının tek yolunun organ bağışı olduğuna işaret eden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı<strong>&nbsp;&nbsp;</strong>“Organ bağışı konusundaki duyarlılık, deyim yerindeyse bir ülkenin temel medeniyet göstergelerinden biridir. Hassasiyet ve kararlılıkla yaklaşarak, organ nakli ihtiyacı olan kişilere ikinci bir yaşam şansı sunma imkanına sahibiz. Bir gün kendimizin veya bir yakınımızın benzer bir sorunla karşı karşıya kalması durumunda ne yapacağımızı ve ne hissedeceğimizi düşünerek hareket etmemiz karar vermemizi daha kolay hale getirecektir” diye konuşuyor.</p>

<p><strong>DÜNYADAKİ ZORLU VAKALAR ÜLKEMİZDE NAKİL OLUYOR!</strong></p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,&nbsp;<strong>&nbsp;&nbsp;</strong>ülkemizde &nbsp;gerek erişkin gerekse çocuk hasta gruplarında yapılan nakillerde oldukça yüksek başarı oranları elde edildiğine dikkat çekerek “Hatta bu başarılar tüm dünyaca bilindiği için her yıl &nbsp;üstelik de önemli bir kısmı zorlu vaka olan çok sayıda yabancı hasta nakil olmak için ülkemize geliyorlar. Yurt dışından gelen bu hastaların önemli bir kısmının organ nakli açısından zor vakalar olması da ayrıca dikkate değerdir. Ülkemiz canlı vericili organ naklinde çok başarılı olsa da önemli olan organ bağışının kadavradan yapılmasıdır” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>HEDEF KADAVRADAN ORGAN BAĞIŞINI ARTIRMAK!&nbsp;</strong></p>

<p>Organ bağışında esas hedefin “kadavradan organ bağışını artırmak” olduğuna dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı “Her canlı vericili ameliyat için sağlıklı bir birey de ameliyat ediliyor. Vericinin güvenliği hep birinci sırada tutulup hassasiyet gösterilse de bu ameliyatı yapmak zorunda kalmamak organ nakli ekiplerinin en büyük arzusudur. Kadavra bağış oranları, bir ülkenin toplum sağlığı konusunda duyarlılığının en temel göstergelerinden biridir. Her hastanın uygun canlı verici bulamadığı, kalp gibi bazı organ bekleyen hastalarda canlı verici şansı olmadığı ve bekleme listelerindeki ölüm oranları göz önüne alındığında, bu duyarlılığın yaygınlaştırılması çok önemlidir” diye konuşuyor.</p>

<p><strong>EN TEMEL NEDENİ YETERSİZ VE YANLIŞ BİLGİLER!</strong></p>

<p>Ülkemizde organ bağışının çok düşük düşük olmasının en&nbsp;temel nedeninin&nbsp;yetersiz ve yanlış bilgiler olduğuna işaret eden&nbsp;Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı&nbsp;“Örneğin, beyin ölümünün ne anlama geldiği bilinmiyor. Beyin ölümü&nbsp;‘beyin fonksiyonlarının geri dönüşsüz bir şekilde tamamen durması’ anlamına geliyor. Beyin ölümü yaşayan kişi tıbben ölü kabul ediliyor ve diğer organları yoğun bakımdaki makine desteğiyle sadece kısa bir süre canlı tutulabiliyor.&nbsp;Organ&nbsp;nakli de&nbsp;ancak bu sürede yapılabiliyor.&nbsp;Bu süreç organ bağışı için kullanılabilecek çok önemli bir dönemdir” bilgisini veriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,<strong>&nbsp;</strong>ülkemizin organ bağışından nakline kadar tüm süreçte dünyaca kabul edilmiş en güvenli ülkelerden birisi olduğuna dikkat çekerek, organ nakli sisteminin sıkı denetlenen şeffaf bir sistem olduğunu belirtiyor.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:12:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.turkishnetworktimes.com/images/haberler/2024/11/35-bin-kisi-organ-bagisi-bekliyor-1730715175.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
